Manyetik Mavi
Özüt : Bir Şeyin Özü
Navigation

Ölüm Tohumları

Yazar F. William Engdahl’ın Ölüm Tohumları isimli kitabı, genetik biliminin nereden nereye geldiğini ve bu gelişmelerin insan hayatını nasıl doğrudan etkilediğini pek çok örnekle ve belgeyle gözler önüne seriyor.

Hürriyet gazetesinde yayınlanan, “
Tartışmalara rağmen büyümeye devam eden pazar: GDO'lu ürünler” başlıklı habere de bir göz atmanı isterim. Şöyle deniyor: “genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), Tarım Bakanlığı’nın son dönemde yayımladığı yönetmeliklerle Türkiye’nin de gündemine girdi.”


Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:



Hürriyet’ten yeni bir haber daha: “GDO'lu 25 ürün Türkiye'de” Özet şöyle: “Daha önce sadece GDO’lu mısır ve soyaya izin veren Bilimsel Komite, aldığı son kararla GDO’lu şekerpancarı, maya, patates, pamuk, bakteri biyokütlesi ve kolzanın da ithalatına izin verdi.” (8 Ağustos 2010)

Yine Hürriyet’ten:
Türkiye’de Kullanılmaya Başlanan, Genetiği Değiştirilmiş Ürünler

Kitaptan ilgimi çeken bölümleri paylaşıyorum. Aslında tamamı ilgi çekici. Kitabı almanı tavsiye ederim.

Yüzyılın başında gerçekleşen 4 çokuluslu dev şirket birleşerek dünya üzerindeki çoğu insanın temel besinlerinin (pirinç, soya fasulyesi, buğday, mısır ve hatta bazı sebze ve meyveler ile pamuk) kontrolünü ellerine geçirdiler. Hastalığa dayanıklı kümes ürünleri, genetiği değiştirilmiş domuz ve sığır üretimi için çaba sarf etmişlerdir.


1992’de Bush, Pandora’nın Kutusu’nu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) açmaya hazırdı. Başkan, genetiği değiştirilmiş gıdaların diğer temel besinlerle “özde denk” olduğunu bildirdi.

Bu “denklik” öğretisi tüm
GDO devriminin kilit taşıydı.

...

Genetiği değiştirilmiş organizmaların sıradan gıdalarla “denk” sayılması niteliksel tahrifatı inkar etmek demekti. Ciddi bilim adamlarının belirttiği gibi bu “denklik” tamamen sahte bilimseldi. Bu doktrin esasen GDO vücuda zararlı mı değil mi ortaya çıkaracak testlerin yapılmaması için bir bahaneydi.


Dr. Arpad Pusztai, kalıtım araştırma işinde deneyimliydi. Biyoteknoloji alanında 35 yıllık bir tecrübeye, sayısız bilimsel yazı ve makaleye sahip, bitkilerin genetik değişimi alanında dünyada önde gelen isimlerden biriydi.

1995’te Monsanto’nun Amerika ve Arjantin piyasalarına sürmeye hazırlandığı büyük ölçekli genetiği değiştirilmiş soya fasulyesi satışları öncesinde, İskoçya Tarım Ofisi ... Dr. Pusztai yönetiminde, 1.5 milyon dolar bütçeli, 3 yıllık bir sözleşme yaptı.

...

Dr. Pusztai işe deney farelerini gruplayarak, onları genetiği değiştirilmiş gıdalarla besleyerek başladı. Bir grup, genetiği lektinle uyarlanmış patatesle beslenecekti. Lektinin böcek ilacı işlevi görüp zararlı yaprak bitlerini patatesten uzak tutması bekleniyordu, en azından mühendislerin tezi böyleydi.

...

110 günden fazla bir süre genetiği değiştirilmiş patatesle beslenen farelerde gözle görülür bir farklılık oluşmaya başladı. Aynı deneyde normal patatesle beslenen farelere göre daha küçük ve kilo olarak daha zayıflardı. Asıl dehşet verici durum deneklerin kalp, beyin ve ciğerlerinin de küçük olmasının yanısıra bağışıklık sistemlerinin de zayıflamış olmasıydı.

...

Pusztai ... genetiği değiştirilmiş patateslerin çok yavaş etki gösterdiğini, bağışıklık sistemini yavaşça zayıflattığını gördüğünü belirtti. Seçmek durumunda kalsa, kendi bulgularının aksini gösteren bir kanıt bulunmadıkça genetiği değiştirilmiş gıdaları tüketmeyeceğini ifade etti.


İngiliz Tarım Bakanlığı iç yazışmalarını ele geçiren Observer gazetesi haberine göre, Grainseed firması test verilerini hileyle değiştirmiş, bazı sonuçları olduğundan daha iyi göstermişti. Bakanlık sonuçları askıya alıp memurları işten çıkarmak yerine, genetiği değiştirilmiş mısırlar için onay verdi.


İktisatçı J.W. Smith’e göre: Tarlalar ne kadar mekanize edilirse o kadar yüksek oranda ve üçüncü dünya ülkelerinden bile ucuza ürün elde edilebilir. Ucuz yiyecek, üçüncü dünya ülkelerine verildiğinde ya da satıldığında yerel tarım ekonomisi yıkıma uğrayacaktır.


NSSM 200 olarak bilinen rapor 15 yıl boyunca gizli tutulmuş, daha sonra Katolik kilisesinin baskılarıyla 1989’da açığa çıkmış. Bu rapordan alıntılar yapılıyor:

Dünya iyi sulanan ve gübrelenen toprakların hali hazırda kullanımda olduğu bir durumda, yiyeceğini her yıl %2.5 artırmaktadır. ... Nüfusu hızlı büyüyen ülkeler sürekli artan ithalat girdilerini karşılayamazlar ancak gıda üretimini iki nesil içinde %2 ila %4 artırmaları mümkündür.


San Diego’da küçük bir biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, Eylül 2001’de yaptığı bir çalışmayla ilgili olarak bir basın toplantısı düzenledi. Şirket gebeliği engelleyen mısır yarattıklarını açıkladı. Gebelik bağışıklığı olarak bilinen bir durumu olan kadınlardan antikorlar aldılar ve bu kısırlaştırıcı antikorların üretilmesini düzenleyen genleri ayırdılar. Kalıtım mühendisliği yöntemlerini kullanarak mısır bitkisinin oluşmasını sağlayan mısır tohumlarına bu genleri iliştirdiler. “Sperm öldürücülü antikorlar üreten mısırlarla dolu bir seramız var” dedi Epicyte başkanı Mitch Hein, övünerek.


Hürriyet’ten 12 Ekim 2010 tarihli bir haber:
Mısır fiyatları gıda krizi korkusuyla zirvede. Özetle şöyle deniyor: “Mısır fiyatları, ekin hasadında önemli ölçüde yaşanacak düşüşün 2007 ve 2008 yıllarındakine benzer bir gıda krizine yol açacağı korkularını tetiklemesiyle, 1973'ten bu yana görülen en hızlı günlük yükselişini kaydetti” ve şöyle bir okuyucu yorumu var ki, haberin konuyla ilgisini yansıtıyor: “GDO’lu ürünlere bilinçsiz karşı çıkmamak lazım. Eğer mısır vb. ürünler, genetikleriyle oynanmadan olduğu gibi ekilse dünya şu an aç kalır.”

İlgili bağlantılar:


Sıradaki yazıya devam et...

Paylaş:
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş FriendFeed'te paylaş MySpace'de paylaş Stumble'la Reddit'te paylaş Delicious'ta paylaş

blog comments powered by Disqus