Eflatun ya da Platon'un Devleti
Devlet; Platon’un (Eflatun) ünlü bir eseri. Okumak isteyenler, kitabı şurada bulabilirler.
İlgimi çeken bölümleri paylaşmak istiyorum. Kitaptan aktarılan bölümler gri dörtgenler içinde. Parantezler bana ait.
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Platon’un milattan önce 427 ve 347 yılları arasında yaşadığı söyleniyor. Yani, Hz. İsa’dan ya da hristiyanlıktan önce yaşamış. Bu çok önemli bir detay. Bazı kaynaklar, Eski Mısır’ı ziyaret ettiğini ve orada özel bir eğitim aldığını iddia ediyorlar.
Devlet oldukça ilginç bir kitap çünkü, Eflatun’un düşüncelerini, Eski Roma’dan Osmanlı’ya ve hatta bugünün Amerika’sına kadar takip edilebiliyoruz. Kitapta işlenen konuları, sayısız sinema filminde, defalarca gördüğümüz izlenimine kapılıveriyoruz.
Ekşi Sözlük’te şöyle bir bilgiye rastlıyoruz: “İngiliz filozof Alfred North Whitehead, tüm batı felsefesinin Platon'a düşülmüş dipnotlar olduğunu söylemiştir. Felsefe tarihinde Sokrates sonrası sistemli felsefeye geçiş anlamında, ilk filozofun Platon olduğu ve çağımıza kadar ki felsefenin hemen hemen tüm belli başlı sorunlarını bu muhterem zatın tartışmış olduğu da söylenir. Platon ve Aristoteles gerçekten de hem batı felsefesinin hem de islam felsefesinin 1.500’lere kadar pirleri olmuştur. Son büyük idealist sistemin kurucusu Hegel’in de idealist diyalektiğinin kaynağı Platon’dur.”
Hz. İsa’nın Çilesi
- Biraz kaba bir dil kullanırsam, unutma ki bu sözleri ben değil, doğruluk yerine eğriliği övenler söylüyorlar. Onlar derler ki, doğru adam benim anlattığım adamsa, dayak yiyecek, işkence çekecek, zincire vurulacak, iki gözü yakılacak, sonunda bütün eziyetleri çektikten sonra, çarmıha gerilince, doğru olmak değil, doğru görünmek gerektiğini anlayacaktır. (Bkz: Uyum Deneyi)
Yukarıdaki sözleri okur okumaz aklımda canlanan şu oldu:
Bu filmi seyreden herhangi biri, en azından bilinçaltı seviyesinde, “doğru olmak değil, doğru görünmek gerektiğini anlayacaktır.” Aksi halde ceza ve acı büyük.
Beden Eğitimi ve Müzik
- Haydi öyleyse, dedim, bir hikaye anlatıyormuş, vakit geçiriyormuş gibi, bu adamları yetiştirdiğimizi tasarlayalım.
- Peki bu yetiştirme nasıl olmalı? Yıllardan beri uygulanandan daha iyisini bulmak zordur, değil mi? Yani bu eğitim, beden eğitimi ve ruh için müziktir.
- Peki, beden eğitimiyle değil, müzikle işe başlayacağız değil mi?
- Sözü de müzikten sayarsın değil mi?
- Söz iki çeşittir; biri doğru, diğeri yalan, öyle değil mi?
- Yetiştirirken her ikisini de kullanmalıyız ama önce yalan kullanılmalı değil mi?
- Çocuklara önce hikayeler anlatırız, bilmiyor musun? İçinde doğru şeyler varsa da, hikayeler çoğu zaman yalandır. Küçükleri eğitirken, daha beden eğitimine başlamadan önce hikayeleri kullanırız.
- Peki, her şeyin en önemli noktası başlangıcıdır. ... Bu en çok genç ve körpe kimseler için böyledir. Çünkü bunlar tam o sıralarda bir şekil alır, hangi kalıbın damgasını taşımasını istersen, o kalıba girerler.
- O halde çocuklar, herhangi birinin uydurduğu hikayeleri mi dinleyecekler? Ruhlarına ... karşıt fikirler mi girsin? Buna göz yumacak mıyız?
- Demek ki biz önce hikayecilerin başında durmalıyız. Hikayelerin güzellerini kabul etmeli, çirkinlerini yasaklamalıyız. Demeliyiz ki ... çocukların bedenlerine elleriyle şekil vermek yerine, ruhlarına bu hikayelerle şekil versinler.
- Peki bu yetiştirme nasıl olmalı? Yıllardan beri uygulanandan daha iyisini bulmak zordur, değil mi? Yani bu eğitim, beden eğitimi ve ruh için müziktir.
- Peki, beden eğitimiyle değil, müzikle işe başlayacağız değil mi?- Sözü de müzikten sayarsın değil mi?
- Söz iki çeşittir; biri doğru, diğeri yalan, öyle değil mi?
- Yetiştirirken her ikisini de kullanmalıyız ama önce yalan kullanılmalı değil mi?
- Çocuklara önce hikayeler anlatırız, bilmiyor musun? İçinde doğru şeyler varsa da, hikayeler çoğu zaman yalandır. Küçükleri eğitirken, daha beden eğitimine başlamadan önce hikayeleri kullanırız.
- Peki, her şeyin en önemli noktası başlangıcıdır. ... Bu en çok genç ve körpe kimseler için böyledir. Çünkü bunlar tam o sıralarda bir şekil alır, hangi kalıbın damgasını taşımasını istersen, o kalıba girerler.
- O halde çocuklar, herhangi birinin uydurduğu hikayeleri mi dinleyecekler? Ruhlarına ... karşıt fikirler mi girsin? Buna göz yumacak mıyız?
- Demek ki biz önce hikayecilerin başında durmalıyız. Hikayelerin güzellerini kabul etmeli, çirkinlerini yasaklamalıyız. Demeliyiz ki ... çocukların bedenlerine elleriyle şekil vermek yerine, ruhlarına bu hikayelerle şekil versinler.
Sözleri kulaklarımızla duyuyoruz. Müziği de öyle. Üstelik konuşmalarımızın bir ritmi ve melodisi var. Sözü de müzik kabul etmek makul görünüyor.
Platon, ideal bir şehir devleti tasarlıyor. O şehri oluşturacak insanları belli kalıplara dökmeyi planlıyor. Bugün şehir devletleri yok ama yine, dünyayı çekip çeviren, yöneten bir sınıf, Platon’un deyişiyle koruyucular, yazar Alan Moore’un deyişiyle Watchmen; yani bir bakıma bekçiler mevcut :) Ve çocuklarına verdikleri eğitimin farklı olduğunu öğreniyoruz. “Hikayecilerin başında durmak” yerine, hikayecileri serbest bırakıyorlar ama özel bir eğitim sistemi içinde yetişen çocuklarına rehber olmayı ihmal etmiyorlar. Diğerleri ne oluyor? Bir bilgi selinde boğuluyor ya da bilgi çöplüğünü eşeliyorlar. (Hatta bkz: Milyoner)
Hangi kitabı okumalı? Hangi müziği dinlemeli? Güvenilir bir rehber yoksa, bu iki soruya cevap verme uğraşı, koca bir ömrü tüketebilir. (Bkz: Sahte Anneler Deneyi, sayfanın altında mini bir çizgi roman var.)
Dandik Ressamlar ve Yazarlar
- ... Resimleri, benzetmek istediklerine hiç de benzetemeyen ressamlar vardır. Bazı kimseler de bu ressamlar gibi kahramanların nasıl olduklarını kötü tasvir ederler.
Akla hemen Naziler geliyor. 1927 yılında, Alman Kültürü, Ulusal Sosyalist Topluluğu kuruluyor. Bu kurumun görevi, sanattaki bozulmanın önünü kesmek ve insanları ırkla sanat arasındaki ilişki konusunda bilgilendirmek.
1937’de, Nazi partisinin yozlaşmış ya da bozulmuş kabul ettiği sanat eserleri müzelerden toplanıyor. Binlerce resmin arasından 650 tanesi seçiliyor ve Yoz Sanat adı altında gezici bir sergi açılarak tüm Almanya’ya gösteriliyor.
Yazarları düşününce de, akla Ayn Rand geliyor. Rand, bir yazarın olayları gerçek hayatta olduğu gibi anlatmasının toplumu bozacağına inanıyordu. Rand’e göre olaylar olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi anlatılmalıydı. Aynı Platon’un savunduğu gibi.Kurban Kesmek
- ... Öncesinde büyükçe bir kurban kesmeli ki, bu sözleri işitmek, olabildiğince az kişiye nasip olsun.
Yukarıdaki ifade çok ama çok ilginç. Konuşmaları az sayıda kişi duysun diye kurban kesmek... Amerika’da yaşanan 9/11 olayları gibi mi? :) Ama neden? Et peşinde koşan kalabalıkların aklını çelmek, dikkatini dağıtmak, onları kurban kesilen yere yönlendirmek için mi? Olabilir.
Nedenini bilen varsa ve paylaşırsa sevinirim.
Çocukların Eğitimi
- İnsanların birbirlerinden öyle kolayca nefret etmelerinin ayıp olduğuna, inanması gerekiyorsa şehrimizi bekleyenlerin, tanrıların tanrılarla savaştıklarını, birbirlerine tuzak kurup, karşı karşıya gelip boğuştuklarını hiç söylememeli. ... erkek kadın, her ihtiyar, küçük çocuklara bambaşka şeyler anlatmalıdırlar. ... şairler de, verilen öğütlere uygun hikayeler uydurmaya zorlanmalıdırlar. ... çocuk, dolaylı sözle, dolaysız sözü birbirinden ayıramaz. ... çocukların ilk işitecekleri sözlerin, iyilik yolunu gösterecek, güzel hikayeler olmasına çok önem vermeli.
Yukarıda anlatılmak istenen şöyle bir şey olabilir mi? :)
Kurucuların Görevi
- Şimdilik ben de, sen de, şair değil, şehir kurucusuyuz. Kuruculara ise, şairlerin hikayelerini hangi kalıba göre yaratmaları gerektiğini bilmek, o kalıplardan ayrılmalarına izin vermemek düşer. Kurucular, kendileri hikaye üretecek değildirler.
Tabi, milattan önce üç yüzlerde, pop müzik yıldızları henüz parlayacak ortamı bulamamışlardı :) Sinema yıldızları da yoktu.
Platon, şairlerden söz açıyor ama günümüz koşullarında şarkı sözü yazarlarını, senaryo yazarlarını ve romancıları da şair kapsamında değerlendirebiliriz.Mesela, günümüzde, Lady Gaga’nın hikayelerini hangi kalıba göre yaratacağını söyleyenler var mıdır acaba? Ya da Katy Perry’i belli bir kalıba döküp piyasaya sürenler mevcut mudur? Neden olmasın :)
Cesaret ve Korku
- Tanrıya ve analarına ve babalarına hürmet edecek, birbirleriyle dost olmayı hiçe saymayacak gençler yetiştirmek için, onların ta çocukluktan beri duymamaları gereken fikirler önemlidir.
- Peki, bu yetişenlerin cesur olması lazımsa, onlara, ölümden mümkün olduğunca az korkmalarını sağlayacak sözler söylenmeli, değil mi? İçinde ölüm korkusu olan adam sence cesur olabilir mi?
- Peki, öte dünyadaki şeyleri var bilen ve bunları korkunç biçimlerde tasarlayan birinin, ölümden korkmayacağını, savaşlarda yenilmektense, esir düşmektense ölmeyi seçeceğini sanır mısın?
- O halde belli ki, bu hikayeleri anlatmaya kalkışanları denetim altında tutmalıyız.
- Peki, bu yetişenlerin cesur olması lazımsa, onlara, ölümden mümkün olduğunca az korkmalarını sağlayacak sözler söylenmeli, değil mi? İçinde ölüm korkusu olan adam sence cesur olabilir mi?
- Peki, öte dünyadaki şeyleri var bilen ve bunları korkunç biçimlerde tasarlayan birinin, ölümden korkmayacağını, savaşlarda yenilmektense, esir düşmektense ölmeyi seçeceğini sanır mısın?
- O halde belli ki, bu hikayeleri anlatmaya kalkışanları denetim altında tutmalıyız.
Platon acaba 3 boyut teknolojileri kullanılarak çekilmiş Testere 7’yi hayal edebilir miydi? :)
Küresel nüfus korkmayı talep ediyor ve zaten kimse cesur olmalarını da beklemiyor. Öyle görünüyor ki, Platon’un öngördüğü düzen, bilinçli olarak tam tersine çevrilmiş durumda. Denetim altında tutmak yerine, alabildiğine serbest bırakma yolu tercih edilmiş gibi görünüyor :)
İyi ve Akıllı Adam
- ... İyi ve akıllı bir adam, dostu olan iyi ve akıllı başka bir adam için ölümü korkulu bir şey saymaz, deriz.- O halde dostunun başına feci bir şey gelmiş gibi ona ağlayıp durmayacak.
- ... şunu da söyleriz ki, iyi ve akıllı adam, iyi yaşamak için kendine yeter. Öbür insanlardan farklı olarak başkalarına pek az muhtaçtır.
- Demek ki oğlundan, kardeşinden, servetinden veya başka bu gibi bir varlıktan mahrum edilmek, onu pek az üzecek.
- Demek oluyor ki başına böyle bir felaket geldiği zaman, pek az ağlayıp sızlayacak, ona herkesten kolay katlanacak.
Yalan Söyleme Yetkisi
- ... hakikatten ayrılmak ... insanlara ilaç gibi faydalıysa, belli ki böyle bir ilacı hekimlere teslim etmeli fakat, sıradan insanlar ona dokunmamalıdır.- O halde, hakikatten ayrılmak birilerine yakışıyorsa, bunlar devleti idare edenlerdir. Devletin hayrı için, ya düşmanları ya da yurttaşları için hakikatten ayrılabilirler ama, diğer insanlar bu çareye başvuramaz.
- Öyleyse, idare eden, bir başkasını ... yalan söylerken yakalarsa, sanatçılardan, falcılardan, hekimlerden, doğramacılardan olsun; devleti, fırtınaya kapılmış bir gemi gibi devirecek, yok edecek bir yol gösterdiği için yalancıyı cezalandıracak.
Ahlak Değerleri
- ... insanlar konuşurken, bir çok eğri insanın şanslı, doğrularınsa şansız olduklarını; haksızlığın, gizli kaldığı takdirde faydalı olduğunu, doğruluğun başkasına fayda, kendine zarar verdiğini söylemekle, bence en esaslı noktalarda yanılıyorlar diyebiliriz. Böyle şeyler söylemelerini yasak etmeli, şiirlerinde, masallarında bunların aksini anlatmalarını emretmeliyiz.
- Tabi, fena adamları da taklit etmemeleri lazım. Korkakları, ... birbirine hakaret eden, birbirleriyle alay eden, sarhoşken ve ayıkken ağız bozanları; bu gibilerinin ... hareketleriyle işledikleri suçların hiçbirini taklit etmemelidirler. ... sözleriyle de, hareketleriyle de, delilere benzemeye çalışmamalıdırlar.
Yasak Meyve
- ... belli ki her kılığa girmesini, her şeyi taklit etmesini bilen bir usta, şehrimize gelip de şiirlerini sahnelemek isteseydi; şaşılacak, hoş, kutsal bir varlık gibi önünde secde ederdik. Fakat şehrimizde onun gibi adam bulunmadığını, bulunmasının da yasak olduğunu söyler, başına kokular sürüp, yün şeritlerden bir taç koyduktan sonra, onu başka bir şehre gönderirdik.Arabesk Karşıtı Platon
- ... şarkı üç şeyden meydana gelir: söz, makam ve ritim.
- Şarkının sözlerine gelince, ... şarkısız sözlerden hiç farklı değildir.
- Fakat sözlerden bahsederken, ağlaşmalara, inlemelere hiç ihtiyacımız yoktur, dedik.
- Şarkının sözlerine gelince, ... şarkısız sözlerden hiç farklı değildir.
- Fakat sözlerden bahsederken, ağlaşmalara, inlemelere hiç ihtiyacımız yoktur, dedik.
Arabesk demişken, bakınız: Arabesk Nedir?
Müzikle Terbiye
- ... müzikle terbiye, en üstün terbiyedir. Çünkü ritim ve ahenk, ruhun içine girer ve ahenk yaratarak, ruhu başka her şeyden daha çok kavrar.
Doktorlar ve Avukatlar
- Ama şehirde ahlaksızlıklar, hastalıklar çoğalırsa, bir çok mahkemeler, hastaneler açılacak hatta pek çok hür adam bu işlere hevesle atılacağı için, avukatlık ve doktorluk önemsenecektir, değil mi?
Transhumanizm
- ... Herodikos önce beden eğitimi öğretmeniydi. Hastalıklı bir adam olunca, beden eğitimiyle doktorluğu birbirine karıştırmak istemiş; derken herkesten çok kendisine, sonra da başkalarına eziyet etmiştir.- Nasıl? diye sordu.
- Ölümünü uzatarak, dedim. Ölüme sebep olan hastalığın seyrini adım adım takip etti, ama kendini iyileştirmeyi başaramadı. İşlerden elini çekip, hayatı boyunca kendine özen göstererek, alışık olduğu düzeni biraz bozdu ve içini yiyerek yaşadı. Bilgisi sayesinde, can çekişerek ihtiyarladı.
Eğitim Şart
- ... biri, onlara verdiğimiz ödevler çok ve güçtür diye düşünebilir, ama aslında bu ödevler basittir. Yeter ki koruyucular büyük, büyükten daha çok, uygun diyeyim; bir tek şeyi korusunlar.
- Hangisi bu? dedi.
- Öğretim ve eğitim, dedim. Çünkü onlar iyi bir eğitim sayesinde aklı başında kimseler olurlarsa, bütün bunları kolayca anlayacaklar.
- Hangisi bu? dedi.
- Öğretim ve eğitim, dedim. Çünkü onlar iyi bir eğitim sayesinde aklı başında kimseler olurlarsa, bütün bunları kolayca anlayacaklar.
Müziğin Gücü
- ... yeni bir müzik türünü almaktan, her şeyi tehlikeye düşürmek korkusuyla kaçınmalı. Çünkü ... inancıma göre, hiçbir yerde müzik türü, devletin en esaslı kanunlarına dokunmadan değiştirilemez.- Anlaşıldığına göre, dedim; koruyucuların kalesi burada kurulmalı, müzik alanında.
- Herhalde, dedi. Kanunlardan ayrılma, müzik alanına kolayca, sinsi sinsi sokulur.
- Evet, dedim. Sanki ortada bir oyun varmış ve bu ayrılmadan hiçbir kötülük gelmezmiş gibi.
- Gerçekten de, dedi. Müzik yasalarından ayrılma, azar azar yerleşip, sinsi sinsi adetlerimize ve çalışma biçimlerimize sokulmaktan başka bir şey yapmaz. Buradan da daha kuvvet alarak insanlar arasındaki ilişkilere iner. Bu ilişkilerden de büyük bir küstahlıkla, kanunlara ve devlet çalışmalarına yayılır. Sonunda da özel ve genel hayatta ne varsa hepsini altüst eder.
Sıradaki yazıya devam et...
Paylaş:
Sanki İlgili:
- Surrogates: Suretler
- Teknoloji Nedir?
- h+ Magazine
- Wikipedia: Transhümanizm
- Tanrı’yı Oynamak
- James Cameron, Avatar
- Büyük Tehlike
blog comments powered by Disqus









