Bıraktığım Yerden Hayatım - Sakıp Sabancı
21/07/10 03:11 Şurada dosyalandı: Kitaplar | Biyografiler
Rahmetli Sakıp Sabancı’nın “... bıraktığım yerden Hayatım” isimli kitabını, özellikle biyografi okumayı sevenlere keyifle tavsiye ediyorum. Koca bir ömür boyunca, zaten kendini ispat etmiş aklının süzgecinden geçirerek biriktirdiği, pek çok dersi ve anısını samimiyetle paylaşmış. Öğrenilecek ne çok şey var :) Bu bilgileri paylaştığı için kendisine teşekkür ediyorum. Allah rahmet eylesin.
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Kitap yaklaşık 440 sayfa ve neredeyse her sayfası dolu. Ben buraya özellikle ilgilendiğim bölümleri aldım. Belki başkalarına da faydalı olur diye paylaşıyorum. Dediğim gibi, kitabı herkese tavsiye ediyorum.
Ben ölünce sahip olduğum maddi varlığın ne olacağını yakınlarım bilir. Zaten aile ilkesi olarak biz Sabancılar maddi varlığımızı hayattayken aile fertlerine dağıtırız. Kızlarım, karım neye sahip olduğunu bilir. Kimse kimsenin ölümünü bekleme durumunda kalmaz.
Babam Hacı Ömer’in tekrarladığı bir sözü vardı: “Hilekarlık ahmaklık, gurur eşekliktir.”
Modası geçmiş elbise gömlek ve kravatlarımı modaya göre daralttırıp düzelttirdiğimi yakınlarım çok iyi bilirler. Taş gibi sağlam şeyleri gözden çıkaracak kadar zengin değilim.
Babam, harp sonunda işlerin gelişeceğini görmüş, kendi sınırlı imkanlarının da, ortaklarının gücünün de işlere yetmeyeceğini anlamıştı. O yıllarda üst üste kurulan iki banka, Yapı Kredi ile Garanti Bankaları, Hacı Ömer’in gözlerini açmıştı. “Bizim de bir bankamız oldu mu, ‘Yeni büyük işlere sermayeyi nereden bulacağız?’ diye dolanıp durmayız” diyordu. Milletin eli para tutmaya başlamıştı. Parasını emniyetle saklayacak yer arayanlar, üste aldıkları faizi de kar sayıyorlardı. Oysa paranın piyasası gittikçe değer kazanıyordu. Düşük faizle alınan parayı iyi işlerde kullanıp iyi de kar etme imkanı vardı.
O zamanlar, bir kız arkadaşım olmadığı ve dans da bilmediğim için, eğlence yerlerine gidemiyordum. Spor yapmamanın eksikliğini de duymazdım. Bunları yapamadığım için dertlendiğimi hatırlamıyorum. Ancak yıllar geçip artık yaşım bunları yapamayacak kadar ilerlediğinde, “Biz gençliğimizde dans da edemedik, bir amerikan bara tüneyip her gece içkimizi yudumlamak zevkini de tadamadık” gibi duygulara kapılmadım diyemem.
Babamın, “Bildiğin ayranı, bilmediğin yoğurda değişme” nasihatinin etkisinde kaldığım muhakkak.
Babam sık sık, “Gözünü ortağın hissesi yerine, Allah’ın hazinesine dik” derdi.
Ayrıca babam, “Temeli atılan işin öksüz bırakılmaması, büyümesi, devamlı büyümesi şart” diyerek, sürekli para harcanmasının gereğine de inanırdı.
Sanayicilik faaliyetinin yarıdan azı üretmek, yarıdan fazlası para işini idare etmekti. Bunun için babamdan, öncelikle bankacılarla iyi ilişkiler kurmayı, daha sonra da işlerimizde tecrübeli bankacıları yönetici olarak görevlendirmeyi öğrendik.
Gördüm ki, pazarı yönlendiren Mensucat Santral’dır.
...
İstanbul’a gelince araştırıp öğrenmiştim. Mensucat Santral’da Nesim Kasado isimli bir Musevi çalışıyor. Tahsili olmayan, çekirdekten yetişme bir adam Nesim Kasado. Hangi malın hangi renkte çıkacağına ve ne kadar yapılacağına o karar veriyor. Onun söylediği yapıldığında da, malın tamamı satılıyor.
...
Bir gün Nesim Kasado’yu Mısırçarşısı’nda Pandelli Restoran’a çağırdım. Şakacı, esprili, kendine güvenen bir kişi. Hemen iş teklifinde bulundum. Babam yaşında bir adam. Teklifimi gülümseyerek karşıladı. “Sen benim aldığım parayı biliyor musun bakalım?” dedi. Israrım üzerine, aldığı parayı, belki de rakamı abartarak söyler söylemez, “Ben daha fazlasını vereceğim” dedim.
...
Nesim Kasado’yu Adana’ya götürmemiz, manifatura piyasasında bu işi bizim de kıvırabileceğimiz inancının doğmasına sebep oldu. Bizim mallar birdenbire daha fazla ilgi görmeye başladı. Makineler aynı, hammade aynı. Bir gecede “Nesim Kasado geldi” diye, hangi malın kalitesi, hangi malın deseni değşti ki, satışlarımız birden şahlandı, anlayamadım. Ama 1956-1957’li yıllarda bu tecrübe bana, insan psikolojisinin önemini ve işin başına iyi isim yapmış kişileri getirmekle sağlanacak menfaatleri öğretti.
...
İstanbul’a gelince araştırıp öğrenmiştim. Mensucat Santral’da Nesim Kasado isimli bir Musevi çalışıyor. Tahsili olmayan, çekirdekten yetişme bir adam Nesim Kasado. Hangi malın hangi renkte çıkacağına ve ne kadar yapılacağına o karar veriyor. Onun söylediği yapıldığında da, malın tamamı satılıyor.
...
Bir gün Nesim Kasado’yu Mısırçarşısı’nda Pandelli Restoran’a çağırdım. Şakacı, esprili, kendine güvenen bir kişi. Hemen iş teklifinde bulundum. Babam yaşında bir adam. Teklifimi gülümseyerek karşıladı. “Sen benim aldığım parayı biliyor musun bakalım?” dedi. Israrım üzerine, aldığı parayı, belki de rakamı abartarak söyler söylemez, “Ben daha fazlasını vereceğim” dedim.
...
Nesim Kasado’yu Adana’ya götürmemiz, manifatura piyasasında bu işi bizim de kıvırabileceğimiz inancının doğmasına sebep oldu. Bizim mallar birdenbire daha fazla ilgi görmeye başladı. Makineler aynı, hammade aynı. Bir gecede “Nesim Kasado geldi” diye, hangi malın kalitesi, hangi malın deseni değşti ki, satışlarımız birden şahlandı, anlayamadım. Ama 1956-1957’li yıllarda bu tecrübe bana, insan psikolojisinin önemini ve işin başına iyi isim yapmış kişileri getirmekle sağlanacak menfaatleri öğretti.
Elimizde ne bir ön fizibilite raporu var, ne polyester fabrikası görenimiz mevcut, ne de bu işin teknolojisini biliyoruz. Sadece Özdemir’in kimya okuması nedeniyle kitap bilgisi var.
Tek düşüncemiz, Türkiye’de 5.000 tonluk polyester fabrikası kurmak.
...
Türkiye’de polyester elyafı satan Hocsht olduğundan, doğruca Almanya’da Hochst’le cilveleşip, işi İCİ’ye vermek istiyorum. İCİ’nin teknolojisinin daha iyi olduğunu veya daha ucuz maliyetle mal çıkardığını bildiğimizden değil, sadece ismi bize daha cazip geldiğinden...
...
İCİ’yle çetin bir pazarlık yapıyorum. Ama gerçeği sorsanız, neyi pazarlık ettiğimizi de bilmiyoruz. Ne alıyoruz, ne satıyoruz meçhul. Polyester teknolojisi nedir? İCİ’nin teknolojisi nasıl? Know-how mukavelesi nasıl yapılır? Lisans ödemesinin yolu nedir? Ama buna mecburduk. Çünkü bu işe bir yerinden başlamak zorundaydık.
...
Biz anlaşmayı imzaladık, fakat ne alacağımızı bilemiyoruz. Sorduğumuzda, “Bizim teknolojimiz çok gizlidir” deniyor. “Anladık teknoloji çok gizli ama, biz ne alıyoruz?” deyince de karşımıza bir “battery limit” lafı çıkıyor. Bu “komple teslim” demekmiş.
...
Adana’da tesis kuruldu.
Bir de baktık ki, biz hepimizin bildiği, baba yadigarı demir tırmanma merdivenine de, katlarda insanların üzerinde yürüdüğü delikli demirden balkona da, teknoloji parası lisans ödemişiz. Bunlar İngiltere’de yapılmış, dolarla Türkiye’ye gelmiş.
Gözümüz açıldı.
Tek düşüncemiz, Türkiye’de 5.000 tonluk polyester fabrikası kurmak.
...
Türkiye’de polyester elyafı satan Hocsht olduğundan, doğruca Almanya’da Hochst’le cilveleşip, işi İCİ’ye vermek istiyorum. İCİ’nin teknolojisinin daha iyi olduğunu veya daha ucuz maliyetle mal çıkardığını bildiğimizden değil, sadece ismi bize daha cazip geldiğinden...
...
İCİ’yle çetin bir pazarlık yapıyorum. Ama gerçeği sorsanız, neyi pazarlık ettiğimizi de bilmiyoruz. Ne alıyoruz, ne satıyoruz meçhul. Polyester teknolojisi nedir? İCİ’nin teknolojisi nasıl? Know-how mukavelesi nasıl yapılır? Lisans ödemesinin yolu nedir? Ama buna mecburduk. Çünkü bu işe bir yerinden başlamak zorundaydık.
...
Biz anlaşmayı imzaladık, fakat ne alacağımızı bilemiyoruz. Sorduğumuzda, “Bizim teknolojimiz çok gizlidir” deniyor. “Anladık teknoloji çok gizli ama, biz ne alıyoruz?” deyince de karşımıza bir “battery limit” lafı çıkıyor. Bu “komple teslim” demekmiş.
...
Adana’da tesis kuruldu.
Bir de baktık ki, biz hepimizin bildiği, baba yadigarı demir tırmanma merdivenine de, katlarda insanların üzerinde yürüdüğü delikli demirden balkona da, teknoloji parası lisans ödemişiz. Bunlar İngiltere’de yapılmış, dolarla Türkiye’ye gelmiş.
Gözümüz açıldı.
Malı üretmek kolay, iyi elemanı üretmek çok zor. Malı üretmenin sınırı yok, ama iyi elemanı yetiştirmenin sınırı var.
Aynı teknolojide, aynı kapasitede, aynı özellikleri taşıyan iki makineden çabuk üretime geçenin, faturası pahalı bile olsa, çok kere gerçek fiyatından daha ucuza geldiğini, geç öğrendik.
Sanayileşmede geç öğrendiğimiz bir başka konu, ceza maddesidir. Makineyi ne zaman teslim edeceksin? Peki o tarihte teslim etmezsen cezası ne? Makinenin kapasitesi, üreteceği malın kalitesi nasıl? Eğer bunlarda bir aksaklık olursa, cezası ne?
Küçük başladınız mı, sonra sıkıntı çekiyordunuz. Civardaki arsa sahipleri, anormal fiyat taleplerinde bulunuyor veya çevreniz başka tesislerle dolduğundan, gelişme imkanı ortadan kalkıyordu.
(ABD’de) öğle üzeri yapılacak açılış törenine Başkan Reagan da gelecekti. Açılışı yapılacak kültür merkezine doğru yola çıktığımızda yol kenarında ellerinde pankartlarla bekleyen bir kalabalıkla karşılaştım Bunlar kültür merkezine yol yapılmasını istemeyen çevre sakinleriydi.
...
“Biz yol yapılmasına karşı değiliz. Bizim elimizde başka alternatif var. Biz yolun daha başka türlü yapılmasını istiyoruz” dediler.
...
Bu olay beni çok etkiledi. Çünkü Türkiye’de herhangi bir konuda genellikle tek taraflı olarak tenkit etmeye alışığız.
...
Buradan da aldığım ders, bir şeyi tenkit ettikleri zaman, karşı fikri de beraber getirmiş olmalarıydı.
Sıradaki yazıya devam et...
...
“Biz yol yapılmasına karşı değiliz. Bizim elimizde başka alternatif var. Biz yolun daha başka türlü yapılmasını istiyoruz” dediler.
...
Bu olay beni çok etkiledi. Çünkü Türkiye’de herhangi bir konuda genellikle tek taraflı olarak tenkit etmeye alışığız.
...
Buradan da aldığım ders, bir şeyi tenkit ettikleri zaman, karşı fikri de beraber getirmiş olmalarıydı.
Paylaş:
blog comments powered by Disqus









