Manyetik Mavi
Simgeler ve Desenler
Navigation

Zardoz: Sahte Tanrı - III

Bu yazının ilk bölümünü okumak için burayı tıkla



Zardoz, küçük yaşta gördüğüm ve beynimde unutulmaz izler bırakmış bir film. Her sene birkaç kez filmi şu veya bu sebeple tekrar seyretme ihtiyacı duyarım.

Seyrettiğim en iyi sinema filmi değil. Ortalama bir film sayılır. İlginçliği tartışmaya açtığı konudan geliyor.

Devam etmeden önce bir uyarı: Bu filmi “acaba biraz sonra ne olacak” merakı içinde, tırnaklarını kemirerek seyretmek arzusunda olanlar varsa, yazıyı okumayı burada bıraksınlar, filmin tüm sırları üzerine konuşacağım çünkü :) (Bkz:
IMDB: Zardoz)

Bu yazı toplam 3 parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:

Ölümsüz Olmak Ne Güzel!


Ölümsüzlük, ölümlü olana güzel görünüyor çünkü daha yapacak çok işimiz var. Hep erteliyoruz. Gerçekten içimizden gelen her neyse onu hafta sonuna, bir sonraki aya ya da yıla erteliyoruz. Bir yandan da vefat edenleri görüyoruz. Kendi hayatımızın da bir gün son bulacağını hatırlıyoruz, üzülüyoruz ve sonra yine rutine dönüp unutuyoruz, zaten unutmak istiyoruz.

Öyle yoğun bir bilgi bombardımanı içinde yaşıyoruz ki çoğu zaman kendi iç sesimizi duymakta zorlanıyoruz. Dışarısı içeriye göre hep daha parlak, hep daha canlı ve ses yüksekliği iç sesimizi bastıracak denli fazla.

Dikilitaş


Her ne varsa, hep zıttıyla var oluyor. Nefret yoksa sevgi var olamaz. Ağlamıyorsak, gülemeyiz. Korkmuyorsak, güvenemeyiz ve ölüm olmasaydı doğum olmazdı. Şöyle bir açıklama var filmde:

Ereksiyon, cinselliği çevreleyen aydınlatılamamış gizemlerden biridir. Her toplum erotizme adanmış detaylı bir alt kültüre sahiptir ama kimse ereksiyonu açıklayamamıştır. Elbette işin içindeki fiziksel süreçleri biliyoruz ama erotik uyaranla yanıt veren beden arasındaki bağlantı kayıp. Korku, şiddet ve ereksiyon arasında bir bağlantı var gibi görünüyor. Asılarak idam edilen pek çok erkek ereksiyon halinde ölmüştür. (Bkz: Die Hard ya da neden olmasın: Sert Öl, belki ilgilidir :) Hepiniz bu özenli araştırmaların az veya çok farkındasınız.

Ölümsüz olduğumuz ve artık üremediğimiz için cinsel dürtülerimiz azaldı. Bir süre sonra ereksiyon imkansızlaştı.


Uzayda uzun süre kalan astronotlarda görülen kas erimesini hepimiz biliyoruz :)

Ölümsüzlerin Derdi, Bizi mi Gerdi? :)





Filmde kurgulanan ölümsüzlerin en büyük derdi, dertlerinin olmaması. Hayatları düzenli, akıllarına gelen herşeyi denemişler. Sıkılıyorlar ve bir tür hastalık, duygusuzluk, tepkisizlik, çevrelerine karşı bir ilgisizlik geliştiriyorlar.

Vortex’de kurulu düzen, mutlak bir eşitlik ilkesi üzerine inşa edilmiş. Vortex sakinleri ya da ölümsüzler, yapılması gereken her işi dönüşümlü olarak yapıyorlar. Kimsenin hakkı bir başkasına geçmiyor.

Yukarıda bahsi geçen rahatsızlık bir virüs gibi yayılıyor. Zombileşmiş ölümsüzler yaratıyor. Herhangi bir yerde öylece bekliyorlar, konuşmuyorlar, herhangi bir konuda heyecan hissedemiyorlar ve en önemlisi görevlerini yerine getiremiyorlar. Diğerleri üzerinde bir yük yaratıyorlar. Ölümsüzler, hastaları besleyebilmek için, Vortex dışında sersefil yaşayan “vahşileri” örgütlüyorlar ve tarım yaptırıyorlar. Elbette bunlar tanrı Zardoz aracılığıyla yapılıyor.




Komplo


Zed, seçilmişlerin arasından seçilmiş biri olarak büyük bir potansiyel taşıyor. Hem bir ölümlü hem de bir ölümsüzden daha büyük kapasitesi var.

Filmde, tanrı Zardoz’u yaratan karakter Arthur Frayn, Zed’i seçen ve Vortex’e girmesini sağlayan kişi. Frayn, ölüm istiyor. Bunu başarabilecek bir ölümlü yaratmak üzere çalışmaya başlıyor. Hiçbir ölümsüz, sistemi yok etme becerisine sahip değil. Böyle bir niyet daha düşünceler seviyesinde ortaya çıktığı anda, aynı George Saden’ın yargılanmasında gördüğümüz gibi, cezalandırılıyor. Sonsuza dek yaşlı kalmak, ölümsüzlerin en büyük korkusu.

Arthur Frayn, Vortex dışında tarım yapmak projesini üzerine alıyor ve böylece zamanının büyük bölümünü Vortex ya da sistem dışında geçiriyor. O bir sihirbaz ve niyetini saklamasını, göz boyamasını beceriyor. Vortex’e ölüm getirecek kişiyi bulabilmek adına sabırla genetik çalışmalar yapıyor.

Zed’in potansiyelini farkeden ölümsüz kadınların; çok uzun zamandan beri kaybolmuş cinsellikleri uyanıyor ve kontrol edemedikleri bir isteğe kapılıyorlar: Zed’den çocuk yapmak.

Gerçeği İstiyorsan, Gerçeği Vereceksin


Vortex karışıyor. Bir grup ölümsüz, Zed’i arıyor. Onu kendi elleriyle öldürmek, Vortex’i kurtarmak istiyorlar. Böyle yaptıkça, hep küçümsedikleri, Vortex dışında yaşayan ölümlü vahşilere dönüşüyorlar. Diğer bir grup Zed’in yanında yer alıyor ve onu koruyor.

Zed’in potansiyeli var ama bunu henüz kullanamıyor. Bir tür psikolojik engel var. Kendini reddediyor. Potansiyelini kullanabilmek için kendiyle barışması şart. Aslında Zardoz aracılığıyla kandırıldığı için kızgın. İntikam almak, Vortex’i yakıp, yıkmak istiyor. Bunu açıkca kabul etmek yerine, kendini kandırıyor, “Ben gerçeği arıyorum” diyor. Hayır, intikam almak istiyor. Konuştuğu ölümsüz kadın diyor ki, “Gerçeği almak için, gerçeği vermelisin.” Böylece Zed çözülüyor, bir süreç sonunda kendiyle barışıyor, kendi yolundan çekiliyor. İntikam hissi bir sis gibi dağılıyor.

Burada hepimiz için önemli bir ders var: Hislerimizi baskıladığımız oranda gerçeklik algımız bozulur. Baskılamak bir bakıma yok saymak demektir.

Gerçeklik, bir su yüzeyinden yansıyan görüntüler gibidir. Yansıma, nasıl görüntülerin kendisi değilse, gerçeklik de gerçeğin kendisi değildir. Su yüzeyi ne kadar dalgalıysa, yansıyan görüntü de o kadar bozulacaktır. Su yüzeyi ne kadar durgunsa, yansıma da o kadar görüntüye sadık kalacaktır.

Zed, intikam almak istiyor ama gerçeği aradığını söylüyor. İntikam hissinin üzerini bir yalanla örtüyor.

Bir çok başka ağacın içinde, sadece bir ağacın üzeri, sebepsiz yere örtülse ve insanlara dense ki, “Her yere bakabilir, dokunabilir ve tadabilirsiniz ama şu üstü örtülü şey var ya, yanına bile yaklaşmayın, o örtüyü sakın kaldırmayın.” Bunun sonucu ne olur? Yasaklanan yer, hepimizin zihninde bir saplantıya dönüşür: “Acaba altında ne var? Aman canım boşver!” “Yanına gitsek mi, gitmesek mi?” “Dokunsak mı dokunmasak mı?” Bu ikilemler, gerçeklik algımızı oluşturan “hayali” su yüzeyinin sürekli dalgalanmasına neden olur.

Bildiğimiz Herşeyi Öğreteceğiz


Zed kadınlarla bir antlaşma yapıyor. Kadınlar Zed’den çocuk sahibi olma karşılığında, sistem aracılığıyla bildikleri her ne varsa, hepsini vermeyi teklif ediyorlar.

Bilgisayar sistemi bunlar olurken boş durmuyor tabii. Kendini korumak için her yolu deniyor.

Arthur Frayn, Zed’in karşısına çıkıyor, cam bir küre veriyor, Frayn ve Zed arasında şöyle bir konuşma geçiyor:

Frayn: Kürenin içinde ne görüyorsun?

Zed: Hiçbir şey.

Frayn: Hiçbir şey? O zaman sana söyleyecek bir şeyim yok.


Zed, sonunda ne görmesi gerektiğini anlıyor.

Anlamak ve ezberlemek; ikisi farklıdır. Ezber ne işe yarayacağını bilmediğimiz bir küfe taş taşımaya benzer. İnsanın belini büker, yıpratır, coşkuyu engeller. Anlamak, küfeden kurtulmak; taşları minik birer pırlantaya dönüştürüp parlamaktır. Zed, ne bir ölümsüze, ne de bir ölümlüye nasip olmayan bir şeyi anlıyor, sözlerle ve resimlerle ifade edilmesi imkansız bir şeyi. O anlayış ve kavrayış her neyse, Zed’i maddi, manevi başka bir şeye dönüştürüyor.




Sonunda, Vortex’e ölüm geliyor. Zed, Vortex’in devamını sağlayan bilgisayar sistemini yok ediyor. Vortex’i çevreleyen ve koruyan bir fanusa benzeyen enerji alanı kapanıyor. Zed’in dış dünyadan gelen yokedici arkadaşları etrafa ölüm saçıyor. Ölümsüzler birer birer öldürülüyorlar, keyifle ölüyorlar.

Yeni Adem ve Yeni Havva


Zed, bilgi karşılığında kendi tohumunu verdiği kadınları, dünyanın dört bir köşesine gönderiyor. Her birine bir kristal veriyor. Diyor ki, “Al bunu, oğullarının ve kızlarının bu kristalin içine bakmasını sağla.”

Zed, kendisi için seçtiği eşten bir erkek çocuk sahibi oluyor. Çocuk büyüyor, Zed ve eşi yaşlanıyor. Uygun yaşa geldiğinde, çocuk, bir genç erkek olarak yuvasından ayrılıyor. Zed ve eşi ölüyor. Film bitiyor.

Sıradaki film analizine devam et...

Paylaş:
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş FriendFeed'te paylaş MySpace'de paylaş Stumble'la Reddit'te paylaş Delicious'ta paylaş

blog comments powered by Disqus