Uyanış
15/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: Medya
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Ben televizyon kuşağında büyüdüm. Ekranlar şimdiki kadar renkli değildi tabi. Yakından takip ettiğim çizgi filmler ve diziler oldu. Bunların çoğu yabancı kaynaklıydı: Japon çizgi filmleri ve Amerikan dizileri. Sinemaya tek başıma gidecek yaşa geldiğimde, televizyonunun pabucu dama atılmıştı. Sinema filmleri, televizyonlarda hiç görmediğim konulara değiniyordu. Her tür filmi severek seyrediyordum. Giderek film zevkim incelmeye başladı, yeni ve ilginç olanları seyretmeye gayret ediyordum. Bir noktadan sonra, neredeyse tüm filmlerin senaryoları birbirine benzemeye başladı. Hep aynı hikaye, belki farklı yüzler ve yeni teknoloji. Filmlerin yüzeyde görülenlerden daha derin anlamları olabileceği o zamanlar aklıma gelmiyordu.
Her genç gibi ben de bir dönem müzik gruplarını yakından takip ettim. Bu dönem cinsel duyguların ilk kez uyandığı döneme denk geliyor. Televizyonlarda ve dergilerde gördüğüm ve severek dinlediğim gruplar gibi gözükmeye, onlar gibi yaşamaya özeniyordum. Böyle yapınca karşı cinsi bir mıknatıs gibi çekeceğime inanıyordum. Şimdi düşününce komik geliyor, o zamanlar gayet ciddiydim. Duyduğum melodilerin ve özendiğim yaşam biçiminin yüzeyinde gördüklerimden daha fazlası olabileceğini hayal bile edemiyordum.
Karmaşa
Bir gün, rahat bir koltuğa uzandım, gözlerimi kapadım ve çok ilginç bir deneyim yaşadım. Şöyle düşünelim:
Gözlerimi kapadım ve bir boşlukta duruyorum. Etrafımda bir şey varsa bile göremiyorum çünkü dikkatim aklıma üşüşen hatıralarla dolu. Kafamı nereye çevirsem bir anı, hani denir ya, “Hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti” diye, aynı böyle, ama film şeridi değil, üç boyutlu, sanki üst üste tiyatro skeçleri seyrediyormuşum gibi. Daha biri bitmeden diğeri başlıyor.
Gördüğüm anıların hepsi seneler önce yaşanmış gerçek olaylar. Genellikle bana kendimi kötü hissettiren anılar. Bunları yaşadıktan sonra, bana haksızlık yapıldığına karar vermişim, yani kendimi haklı çıkarmışım ve acıyı içimde yaşatmaktansa, unutmayı tercih etmişim, fırlatıp kenara atmışım. Unutmak kolay değil, ayrıca unutmaya çalışmak psikolojik açıdan zararlı.
Beynimiz, kimyasal ve mikroskopik bir otoyol gibi. Altı duyumuzla algıladıklarımızı, yeni otoyollar inşa eder gibi kaydediyoruz, maddeleştiriyoruz. Belirli bir anıyı hatırlamak için, belirli bir adrese gitmemiz gerekiyor. Adrese varınca o hatıranın detayları canlanıveriyor. Yaşandığı anda bize acı veren olaylar, çok sonra hatırlandığı zaman bile acı vermeye devam ediyor. Acıyı tekrar tekrar yaşamaktansa unutmak istiyoruz. Belleğimize bir kere kayıt düşülmesin, o kayıt hep bizimle yaşamaya devam ediyor. Silmek mümkün değil. Hatırlamayı reddettiğimizde, o anıya ulaşan yollar kullanılmıyor, bir çölün ortasından geçen, asfaltı çatlamış, kuru bir rüzgarın süpürdüğü yollar gibi kimsesiz kalıyorlar. Başka deyişle, beynimizin o bölgesine gitmiyoruz. Bedensel elektrik o bölgelere akmıyor. Bir tür travma yaratıyoruz.
Bedenimizi ve dolayısıyla beynimizi oluşturan her ne varsa, bir şekilde birbirine bağlı. Bir anıyı hatırlamamak, bedenin o bölgesini yalnızlığa terk etmek demek. Başıboş bırakmak demek. Bedenin doğal akışını bozmak demek, hastalanmak demek.Bedensel enerji akışı, su akışı gibi olsaydı, acı hatıraların bulunduğu bölgelerin etrafına baraj duvarları çekmek zorunda kalacaktık. Dev baraj duvarları inşa etmek zaman alır. Zihinsel duvarlar, gerçek bir baraj duvarı gibi eskir, bakım ister. Çatlaklar zamanında onarılmazsa, su o çatlaklardan içeri sızar. Kişi alkol aldığında, kontrolü zayıfladığı için ya da farkındalığı azaldığı için, kötü hatta pis duygular uyandıran o zihinsel bölgelere sızan enerji, güçlü, duygusal patlamalara sebep olabilir. Daha da önemlisi, baraj duvarı inşa etmek, “Bu bölgeler bana ait değil” anlamına gelir. Kişinin kendisini reddetmesiyle eş anlamlıdır. Kişilik bölünmesine neden olur. İnsan iç bütünlüğünü kaybeder. Dengesizleşir. Kendine güvenmekte zorlanır.
Gözlerimi kapatıp uzandığım o koltukta, sayısız barajla karşılaşmıştım. Baraj duvarları domino taşları gibi devriliyor, dikkatle koruduğum alanlar açığa çıktıkça duygu patlamaları yaşıyordum. Bilgisayarda strateji oyunu oynamak gibi bir bakıma: Kontrol ettiğim evren, dört köşesinden saldırıya uğramış gibi. Askerlerimi iyileştirecek zamanım yok, kaleler üçer beşer düşüyor, patlamalar her yanda.Bu deneyim sırasında anlıyordum ki bana acı veren olaylar hiç de benim zannettiğim gibi gelişmemiş. Bana haksızlık yapıldığına inanarak unutmaya çalıştığım her olay, zıt bir bakış açısından görülebiliyordu. Zannettiğim kadar haklı olmayabileceğimi farkediyordum.
O akşam, koltuğa uzanıp gözlerimi kapadığımda başlayan yolculuk yaklaşık on sene sürdü.
O akşam zihnime üşüşen anıları birer birer hatırlamak, o anıların bulunduğu adresleri tekrar ziyaret etmek, gerçekte ne olduğunu anlamak gerekti.
Program
On senelik yolculuk sırasında ortaya çıkan gerçekler, bir televizyon programına neden program dendiğini anlamamı sağladı. Tüm o acı anıları yaşadığım seneler boyunca, televizyon, sinema ve müzik aracılığıyla programlandığımı; yaşadığım olayları, bana verilen ve aldığım program doğrultusunda değerlendirmiş olduğumu anladım. Bir kelime al, mesela Hitler. Hitler dediğin zaman belleğinde uyanan anıları seyret, eğer zaman makinesi icat edip, Hitler’i ziyaret etmediysen, Hitler kelimesiyle ilgili tüm kayıtların, filmlerden ve kitaplardan geldiğini göreceksin.
Peki ya sevgi kelimesi? Henüz evlenmemiş bir kadın evlilik kelimesini duyunca ne hatırlar? Ya erkek? Erkek için pek önemli bir gösterge olan arabası, hangi anlamlara gelmektedir? O anlamların kayıtlı bulunduğu bölgeler, hangi reklamlar aracılığıyla yaratılmış olabilir? Kişi isterse, bu örneklerden dilediği kadar üretebilir. Sonun da geleceği noktada bir soru sormak zorunda kalacaktır:
Gerçekten Ben Kimim?
Geçmişi kontrol eden geleceği, şimdiyi kontrol eden geçmişi kontrol eder.
George Orwell
George Orwell
Filmler, müzik, şarkı sözleri, kitaplar, internet ve bilgisayar oyunlarıyla, kısaca medya aracılığıyla verilen binlerce saatlik eğitim olmasaydı, ben kim olacaktım?Bugüne kadar iki insanın birbirine sarıldığı, duygu dolu binlerce resim görmüşüzdür. Bir hayal kuralım: o resimlerin her birinde bir piramit olsaydı; piramit şekli, o sırada hissettiğimiz duyguyla ilişkilenecekti. Daha sonra piramit şeklini her gördüğümüzde, ilişkilenen duygu canlanacaktı. Duygunun canlanması için birbirine sarılan iki insan görmemize gerek kalmayacaktı ve tüm bunlardan haberimiz bile olmayacaktı.
Ben kim olacaktım? Bu sorunun cevabını asla öğrenemeyeceğiz. Yine de, fikir sahibi olmak için, medya perhizine girebiliriz. Bir süre için medyayı kendimizden uzak tutarak sakinleşebilir, kendi gerçek sesimizi duyabiliriz. Bu iç sesi duyabilmek için bir miktar sakinleşmek gerekiyor.
Medya Faydalıdır
İnsana dair herşey, herhangi bir anda, ya pasif ya da aktif konumdadır. Medya verir, kişi alır. İlk bakışta vermek aktif, almak pasif görünür. Medya aktiftir, alıcısı pasif. Biraz daha dikkatle bakarsak, alma eyleminin de aktif olabileceğini farkederiz. Eğer, sadece istediklerimi alıyor olsaydım, medya pasifken, ben aktif olacaktım.Medya aracılığıyla bana ulaşan bilgi ya da uyaranları hep ben seçtiğim sürece, medya faydalıdır. Medya, aktif olduğun oranda faydalıdır.
Televizyonu açtın, diyelim 36 kanal var, bu kanalların içinden birini seçiyorsun ve bir süre seyrediyorsun. Pek çok başka yayının arasından elenmiş kanallardan birini seçmiş oluyorsun. Bu aktif olmak değil. Elenmişler arasından seçmek, dilenmesi için kolu bacağı kırılıp bir cadde köşesine atılmış insana benzer. Dilenecek kadar aktiftir ama kalkıp gidecek kadar değil.
Internet bu durumu değiştirdi. Şimdi dilediğin oranda aktif olabilirsin. Mesela video seyredebilir, beğenmezsen kapatabilir, tekrar aktif olup dilediğin bilgiye ulaşabilirsin.
Bu yazıyı takip eden yazılarımda, medya aracılığıyla bizleri şekillendiren programların alt yapısını, elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım. Bu süreçte kelimelerin anlamları yani kavramlar önemli rol oynayacak.
Unutmadan, ilk Matrix filminde anlatılanlar, epeyce abartılı olsa da gerçek, onu da ifade edeyim :)
Sıradaki yazıya devam et...
Paylaş:
blog comments powered by Disqus









