Propaganda
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Propaganda kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre anlamı şu:
Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca.
Halkla ilişkilerin ya da modern propagandanın ağababası Edward Bernays, Propaganda isimli kitabında, kelimeyi mealen şöyle tanımlıyor:
1. Bir grup önemli insan (Kardinaller); bilinmeyen, yabancı görevlerin denetçileri, aynı zamanda 1627’de, Papa 8. Urban tarafından, misyoner rahiplerin eğitimi amacıyla Romada kurulan, Propaganda Koleji.
2. Bir öğreti ya da sistemi yayan herhangi bir kurum ya da tasarı.
3. Bir görüş ya da hareket yönünde halkın desteğini kazanmak amacıyla sürdürülen sistemli çaba.
Reklamlar
Artı veya eksi pozisyon almak, sıkışmak, alev olup yakmak ya da büzüşüp kenarda kalmak yerine, bir gerçeği olduğu gibi görelim: Bugün, propaganda ya da halkla ilişkiler hayatımızın her köşesinde, genellikle reklam biçiminde yer alıyor. Her birimizin iç dünyasında, başka deyişle maneviyatında çeşitli simgeler yaratıyor ve bu simgeleri, medya aracılığıyla, bir bakıma desenler örerek bir hırka gibi sırtımıza giydiriyor.
Derler ki dört ana tipte insan yaşar:
- Neşeli
- Sinirli
- Düşünceli
- Duygulu
Her insan içinde bu dört ana tipi de yaşatır. Genellikle bu ana tiplerden biri diğerlerine göre daha baskın çıkar.
İnsan, hem alıcı hem de vericidir. Neyi alacağı, neyi vereceği yapısına ve dolayısıyla maneviyatına göre değişir. Medya vericidir. Bu doğrultuda, seyirci, yani insan alıcıdır, tüketicidir. Geleneksel medyada, iletişim tek yönlüdür. İnsan nüfusunun büyük bölümü halen geleneksel medya yoluyla beslenir. Çağdaş medya, internet teknolojileri sayesinde çift yönlü hareket edebilme refleksine sahip görünür. Şu soruyu sormak gerekir:
Hangisi daha fazla kişiye ulaşır?
- Popüler bir internet sitesinde yayınlanan haber
- O habere cevaben yazılan ve diğer beş yüz yorumun içinde eriyip kaybolan okuyucunun yazdıkları
Medya
Özetle medya, ağırlıkla tek yönlüdür, ortam üzerinden seyirciye hareket eder. Seyircinin bedeni kaba bir ortalamayla, yukarıda bahsettiğim, neşeli, düşünceli, sinirli ve duygulu tiplerin karışımından oluşur ve kişi var olan medya içinden, kendi bedenine uygun bulduğu alt ortamları seçmekte özgürdür.
Hayatın Tüm Renkleri
Henry Ford’un dediği gibi, “Siyah olduğu sürece istediğin rengi seçmekte özgürsün” ya da “Alırsın Ford, olursun lord!” :) Günümüz medyası siyah ve beyaz olarak ikiye ayrılmıyor. Kırmızı var, yeşil var, mavi var ve giderek var olan tüm renklerin ara tonlarını da içeriyor ama mesela, bazı sarı tonlar; günün koşullarında sakıncalı bulunuyorsa, ana medya kanallarında bu sarı tonlara rastlayamıyoruz ya da; sarının içine bir miktar sakıncasız mavi katılıyor. Böylece sarı renk yumuşatılıyor ama içinde mavi olan sarı, yeşile dönmeye meyillidir, artık ona sarı diyemeyiz :)
Ortam üzerine yerleştirilen simgeler ve bu simgelerle örülen desenler, blogun Simgeler ve Desenler isimli bu bölümünde konuşacağımız konuların merkezini oluşturuyor.
Konuyla doğrudan ilgili olduğu için Adam Curtis imzalı belgesel film: Century of the Self’in ilk bölümünü buraya alıyorum. Zaman bulunca belgeseli masaya yatırmak da istiyorum:
Diğer bölümleri de şurada:
Bölüm 2
Bölüm 3
Bölüm 4
Sıradaki yazıya devam et...









