Medya
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Sanatın felsefe ve bilimden ayrı düşmesi düşünülemez. İkisi birbirinden beslenir.
Önce duvarlara yapılan resimler, ahşap ve taş oymalar vardı. Zamanla gelişti, insanı kendine hayran bırakan duvar resimleri oldu, heykeller oldu. Pencerelerden süzülen ışığı filtreledi, yumuşattı, renklendirdi, vitray oldu.
Sesler, harflere soyutlandı. Önce elle yazıldı, sonra basıldı, hızla çoğaltıldı, kitap oldu, gazete oldu, çizgi roman oldu.
Kimya alanındaki gelişmeler fotoğraf tekniğini doğurdu.
Fizik, kimyayla evlendi, plak icat olundu. Manyetik bant bulundu. Ses kaydı ve yayımı mümkün oldu.
Elektronik bilimi bilgisayarları keşfetti. Ses örnekleme mümkün oldu. Cd, dvd gibi sayısal ses ve görüntü yayımlama ortamları kendini gösterdi.
Önce radyo vardı. Arkasından televizyon gelmek zorundaydı ve evlerin başköşesine yerleşti. Bilgisayarlar yayıldı, internet yaratıldı.
Çoook, çok eskiden yontma taş ya da ağaçtan yapılmış ilahları, muhteşem resimleri, sarsıcı mimariyi görmek için mabetlere gidiyorduk. Şimdi tüm o suretler, yıldızlar adı altında evlerimize giriyor. Teknoloji hayatı işte böyle kolaylaştırıyor :) Öyle görünüyor ki propaganda ya da halkla ilişkiler hep vardı ve hep de varolacak. Bunun günlük dildeki adı eğlence.
Hergün yaşadığımız hayat o kadar sıkıcı ki biraz nefes almak için televizyon seyretmek, popüler müzik dinlemek, belki sinemaya gitmek, nadiren kitap okumak istiyoruz. Medyaya muhtacız.
Medya öğretiyor. Belki de eğlendirirken öğretme efsanesinin tek başarılı örneği. Öğretiyor ama ne öğretiyor? Televizyon ve radyo kanallarını şöyle bir gezelim, hayır, fizik, kimya matematik ya da edebiyat öğretmiyor. Rakamlar, çeşitli yarışma programlarında kutuların içinden çıkan grafik tasarımlar tadında, belki bir parça aritmetik öğreniliyor olabilir :) Zaten kimse de böyle şeyler öğrenmek istemiyor. Akşama kadar çalışmış, yorulmuş, biraz gevşemek istiyor, kafası dağılsın istiyor, o kadar.
Medyayı tam zamanlı takip etme görevi çocukların. Okula başlayana kadar, ister kendi yaş gruplarına hitap eden programlar karşısında, ister yetişkin kuşaklarında kimbilir kaç saat geçiriyorlar. Sıradan bir Amerikan çocuğu, 16 yaşına gelinceye kadar 10.000 ila 15.000 saatini televizyon başında geçiriyor. Bu da yaklaşık 1 ila iki sene arasında bir zaman dilimine denk geliyor. Yaşları ilerledikçe ilgi alanları değişiyor, medya en iyi arkadaşları olma görevini hiç ihmal etmiyor.
Ekranlarda gördüğümüz sayısız resmin, duyduğumuz binlerce saatlik ses kaydının boşa gittiğini sanmayalım. Evimize kadar giren yapımları üretmek için, pek çok profesyonel kendi alanlarında ter döküyorlar. Masraflı bir iş. Almadan vermek Allah’a mahsus. Herşeyin bir bedeli var. Bedavaya seyrettiğimiz televizyon, dinlediğimiz radyo kanallarının bile bir bedeli var.
Kimisi “Yok, beni etkilemez hacı” diyor, biliyorum. Keşke öyle olsa, keşke etkilenmemek mümkün olsa. Meşhur Koyaanisqatsi’nin yaratıcısı Godfrey Reggio da defalarca bu reddedişle karşılaşmış olacak ki, “Kanıt” (Evidence) isimli bu kısa filmi üretmiş:
Sıradaki yazıya devam et...
Paylaş:
blog comments powered by Disqus









