Kara Delikler - I
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:

Üzerimizdeki medya etkisini anmadığım bir gün geçmiyor. Eskiden televizyonun karşısına oturur, ne seyrettiğimi sorgulamadan beni eğlendirecek programlar arardım. Herkes gibi, ilgimi cezbeden programı sever, aksi halde hemen kanal değiştirirdim. Benden içeri bir ben olduğu, programdan içeri de bir başka program olduğu hiç aklıma gelmezdi.
Kendimizin sandığımız düşünceler aslında pek o kadar da bize ait sayılmaz. Medya düşüncelerimizi dikte ediyor. Fazlası da var, “şeylere” anlam kazandırıyor.
Hareketli Resimler
Filmler de dergi sayfalarında gördüğümüz gibi resimlerden oluşur. Belli sayıda resmi, belli hızda, arka arkaya gösterdiğimizde animasyon olur. Resimler canlanıverir.
Bugüne kadar iki insanın birbirine sarıldığı, duygu dolu binlerce resim görmüşüzdür. Bir hayal kuralım: o resimlerin her birinde bir piramit olsaydı; piramit şekli, o sırada hissettiğimiz duyguyla ilişkilenecekti. Daha sonra piramit şeklini her gördüğümüzde, ilişkilenen duygu canlanacaktı. Duygunun canlanması için birbirine sarılan iki insan görmemize gerek kalmayacaktı ve tüm bunlardan haberimiz bile olmayacaktı.
İnsan zihnini hep toprağa benzetmişimdir, tohum ekersin, sularsın, filizlenir, yaş ilerledikçe dallanır, budaklanır, ulu bir çınar olur. İçinde yaşadığımız şu zamanlarda zihnimize öylesine çok tohum ekiliyor ki, kafamız balta girmemiş Amazon ormanları gibi. Bu arada, kültür kelimesinin eşanlamı “ekin,” ne anlamlı değil mi? :) İşte bunun için anlamını çıkarabileceğimiz Türkçe kelimeler, ezberlemek zorunda kalacağımız yabancı kelimelerden daha önemli. Yabancı kelimeler de önemli tabi ama öncelik Türkçe kelimelerde.
Birkaç ay önce Starsuckers isimli bir belgesele rastladım. Yıldız Emenler anlamına geliyor. Belgesel medyanın üzerimizdeki etkisini araştırıyor.
Dikkatimi çeken noktaları paylaşmak istiyorum.
Model Olmak İstiyorum
Yer: ABD. Baba eski asker, anne kasiyer ya da öyle bir mesleği var. Ayın sonunu zor getiriyorlar. Anne ve baba gün boyu dışarıda ekmek peşinde, çocuk evde, televizyon başında. Günün birinde “Ben model olmak istiyorum” diyor. Çocuk altı yaşında. Böylece çocuğu ajanslara götürüyorlar. Aile için de bir umut, çocukları iyi iş yaparsa rüyalarında bile göremeyecekleri kadar para kazanabilirler. On üç ile on dokuz yaş arasına yeniyetme diyoruz. 700 yeniyetme üzerinde bir araştırma yapılıyor. Gençlere soruluyor: “Parmağınızın altında sihirli bir düğme var. Buna bastığınızda şu dört şeyden biri gerçekleşecek, hangisini tercih edersiniz?”
Seçenekler:
- Güçlü
- Akıllı
- Ünlü
- Güzel
Erkekler için birinci sırada akıl geliyor. (Oz Büyücüsü’ndeki Korkuluk’u hatırlayalım, akıl arıyordu.) Şöhret, güç ve güzellik takip ediyor. Hep sahip olmadığımızı arıyoruz. Bu durumda erkekler akıl arıyor ve bunu genelde kadınlarda buluyorlar :)
Kızlar için sıralama şöyle: şöhret, akıl, güzellik, güç.
Ayrıca, günde bir saat televizyon seyreden genç için şöhret bin lira değerindeyse, günde beş saat seyreden için iki bin lira değerinde. Yüzde yüz daha fazla.
Televizyon seyircisi kendine aşık oluyor
1950’lerde yapılan bir araştırmaya göre, katılımcıların sadece yüzde yirmisi, “Evet! Ben önemli biriyim.” derken, araştırma 1989 yılında tekrarlandığında yüzde seksen kendini önemli görüyor. Matrix’i severek seyreden herkes, içinde Neo’nun bir parçasını taşıyor. Kimileri “neo = one” (bir) diyor. “Harflerin yeri değiştirilerek oluşturulmuş” diyor. Şüphesiz öyle ama ben yine de “Şşşt, ne o?” demek istiyorum.
Kendine aşık seyirciler, televizyon ekranında görünmek sevdasıyla yanıp tutuşuyorlar. Böylece reality TV kavramı doğuyor. Reality, gerçeklik demek. Gerçek ya da hakikat başka bir şeydir, gerçeklik başka. Gerçeklik, gerçekten yola çıkılarak algılanandır. Gerçeğin yerini televizyon alıyor. Bu durumda gerçeklik, televizyondan algılanan oluyor.
Gerçeklik Gerçekliği

Ebeveynler durumdan memnun görünüyorlar. Bugün yirmi ila otuz yaş arasındaki anne babalar da zaten televizyon karşısında büyüdüler. Çocuklarını televizyonlar programlarına çıkarmaktan gocunmuyorlar, aksine destekliyorlar, teşvik ediyorlar.
Çocuk merkezli gerçeklik (reality) televizyonu almış başını gitmiş de haberimiz yokmuş.
“Oğlanlar ve Kızlar Yalnız” isimli program mesela. Biri Bizi Gözetliyor evi gibi, tek fark evde ilkokul çocukları kalıyor. Birbirleriyle tekme tokat kavga ediyorlar.
“Bebek Değişenler” programında, aileler bebeklerini değişiyor, geçici bir süre için üvey anne ve baba oluyorlar. Bebeklerin kızgın anneler tarafından yerlerde sürüklendiğini görüyoruz.
“Medyum Çocuklar,” korku filmi gibi. Karanlıkta çekim yapabilen kameraların ürkütücü yeşil tonlarıyla boyanmış.
“Yeniyetme Zevceler” isimli program, on sekiz, on dokuz yaşında kızların, elli, altmış yaşında adamlarla yaptıkları evlilikleri konu alıyor.
Programların sayısı arttıkça, seyirciler hep daha fazlasını istiyorlar. Çocuklar hep daha fazlasını isteyerek büyüyorlar. Hep daha fazlası.
Gerçeklik televizyonu kervanına katılmak isteyenlerin sayısı artınca, kapıda kuyruk oluşuyor. Televizyon dünyasının uyanıkları hemen bir kurs açıyorlar. Reality TV programlarına çıkabilmek için gerekenleri öğrenecek, bunun için para ödeyecek adam çok.
Kurs eğitmenlerinden biri, çeşitli televizyon programları hazırlamış bir kimse. Soruluyor, “altı, yedi, sekiz yaşındaki çocuklar için bu televizyon programları zararlı değil mi?” Eğitmen soruyu gülünç buluyor, “Bu çocukların annesi babası yok mu?” diyor. Soruluyor, “Çocukların ekran karşısında olmaması gereken saatlerde, ya da ebeveyni evde yokken televizyon seyretmesini doğru buluyor musun? Sen böyle mi büyüdün?” Eğitmen, “Ben televizyon tarafından büyütüldüm” diyor.
Big Brother, Survivor gibi popüler gösterilerin oyuncu seçimini yöneten kişi de bir eğitmen olarak görev yapıyor, diyor ki, “İnsanlar saplantı haline getirmiş durumda. Özellikle katılmak istedikleri gösteriler söz konusuysa.” Gazeteci soruyor, “Peki bu sağlıklı mı?” Eğitmen bir süre donup kalıyor. “Bilemedim” der gibi elini sağa sola çeviriyor ve bir anda sırıtarak, “Hayır” diyor. Yapay bir kahkaha atıyor, destek almak için gazetecinin kolunu tutuyor. Gazeteci patlatıyor, “Para kazanıyorsan kimin umrunda!”
Bir profesör soruyor, “Coşkuyla, bağımlılık arasında ne fark vardır?” Kendisi cevaplıyor, “Coşku sağlıklıdır, hayatı zenginleştirir; bağımlılık zararlıdır, hayatı fakirleştirir.” Profesöre göre, “Genç olduğun oranda bağlanmaya açıksındır. Sigara içmeye, cinsel ilişkiye, içki içmeye, kumar oynamaya ne kadar erken başlarsan, hayatının ilerleyen dönemlerinde bu davranışların sorun yaratma ihtimali artacaktır.” Bu da ilginç, “Sanılanın aksine kumarbaz sürekli kaybetmez, bir kumarbaz sürekli kazanır.”
Kahraman
Andy Warhol, “Herkes 15 dakika için şöhret olacak” dediğinde bugünleri kastediyormuş herhalde. Amerikalı bir işçi, metroda rayların arasına düşen bir adamı kurtarıyor. Tren gelmekteyken, adamın üzerine atlıyor, kendi bedenini siper ediyor, tren üzerlerinden geçiyor, bu ikisi yerle vagon arasındaki boşlukta kalıp, burunları bile kanamadan kurtuluyorlar. İşçi kahraman oluyor.
Belediye başkanı şeref madalyası takdim ediyor. Donald Trump hediye çeki veriyor. David Letterman programına konuk ediyor. George W. Bush, kahramanı örnek vatandaş ilan ediyor. Kahraman, Time dergisinin, dünyanın en etkili insanları sıralamasına kırk sekizinci sıradan giriyor. Chrysler bir cip hediye ediyor. Alman televizyonlarına çıkıyor, olay anını sahneye kurulan sette tekrar canlandırıyor. Alkışlar, alkışlar. 2.000 söyleşi yapıyor. Milyoner oluyor.
Gaza getiriyorlar, sen “Devlet başkanı olacak adamsın” diyorlar.
Doğal Uyarıcı

İlginç bir bilgi, doktor anlatıyor, “Başarı sergilerken varılan ruh hali, kokain kullanıldığında yaşanan ruh haline denktir. Her ikisi de beynin aynı bölgelerini tetikler.” Neyin başarı olduğunu kimse gerçekten bilmiyor. Şimdi kokain neden bağımlılık yapıyor anlıyoruz, “Bastır parayı, ol başarılı.”
Zombilik Müessesi :)
Farkında olmaksızın, özellikle film oyuncularını ve şarkıcılarını kendimize örnek alıyoruz. Bize sorulsa, “Hayır” deriz, “Sadece seviyorum.”
Yetenekli bir gözlemci, kişiyi etkileyen yıldızları bir çırpıda sayabilir :)
Belirli rollerle ünlenen oyuncuların, kariyerlerine benzer rollerde devam ettiklerini hemen farkedersiniz. Böyledir çünkü sevenleri onu başka rollerde görmek istemez. Yeşilçam’ın meşhur kötü adamı Erol Taş sayısız kez dayak yeme tehlikesi atlatmıştır.
Popüler bir oyuncunun ya da şarkıcının milyonlarca takipçisi olur. İdolleri her ne yapıyorsa taklit ederler. Öyle ki bu takipçilere zombi sıfatı vermek doğrudur.
ABD’nin kahramanı olur da, İngiltere’nin olmaz mı?

Olur. Havalanında bavulları taşımaya yardım eden bir kapı görevlisi. Bir şeyler yapıyor, birilerinin hayatını kurtarıyor.
İngiliz Kraliçesi huzuruna kabul ediyor, madalya takıyor. Kahraman bir avuç misket yutmuş da öyle konuşuyor gibi, ne dediğini anlamak çok zor, aksanı feci ağır, epeyce de cahil. Sırf konuşmasını duymak için belgeseli seyretmeye değer.
Neyse, kahraman abuk subuk sayısız televizyon programına katılıyor. Sonra ortaya çıkıyor ki İngiliz kahraman bu işi tek başına başarmamış. Meğer 3 kahraman adayı daha varmış, çekici olan kazanmış.

Kendini Unutmak
Entourage sevdiğim bir dizi. Rastlarsam seyrederim. Sevenlerine sesleniyorum, Vince’in çevresinde dolaşan, onun hayatından sebeplenen kaç kişi var? Dört mü? Turtle, Drama, E ve Ari. Bir kişi daha var:Bir dağın zirvesinde, bilge bir adam öğrencilerini eğitiyor. On iki öğrenci, bilge adamın karşısına sıralanıyor. Bilge adam soruyor, "Yanyana dizildiniz, sizler kaç kişisiniz bir söyleyin bakalım?" Her sayışta on iki yerine on bir rakamı çıkıyor. Diyorlar ki, "O kadar saydık, hep bir kişi eksik." Bilge adam, her birini teker teker kuyunun başına çağırıyor ve buyuruyor: "Kuyunun içine bak, eksik kişi orada." Kuyunun içindeki sudan yansıyan kendi görüntüsüne bakanlar, "İşte kayıp kişiyi gördüm, boğulmuş" diyorlar.
Hikayede anlatılan, kendini saymayı unutan öğrenciler biraz aptal görünebilirler. Gerçekten öyle mi?
Dizide Vince’e eşlik eden Turtle, Drama, E, Ari ve bir de ben varım ya da kim keyifle seyrediyorsa.
Rasputin’le Kanka Olmak
700 yeniyetme üzerinde yapılan araştırmayı hatırlayalım. O araştırma kapsamında şöyle bir çalışma da yapıyorlar:
Gençlere hiç çekici olmayan bir yazı: “Rasputin’in kısa bir biyografisi” okutuluyor. Dağıtılan yazıların yarısı diğer yarısından farklı. Bazı yazılarda, deneğin doğum günü, Rasputin’in doğum tarihi gibi gösteriliyor. Kendi doğum gününü kağıtta görenler, Rasputin’i kötü gösteren ifadeleri yumuşatma eğiliminde oluyor. Bunun sebebi, aynı doğum tarihini paylaşmaları.
İlişkilendirmenin gücü, yıldızlar söz konusu olduğunda inanılmaz artıyor.
Sıradaki yazıya devam et...
Paylaş:
blog comments powered by Disqus









