Christina Aguilera ve Manga - Ortak Noktaları Nedir?
Okumaya devam etmeden önce şu iki yazıyı görmeni isterim:
Bu yazı çok sayıda parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Yıldızları takip eden iki ana grup var:
- Yıldızı hayatının merkezine yerleştirip onu kendine örnek alanlar.
- Günlük hayat koşuşturmacası içinde, zaman buldukça takip edenler.
İkinci grup tercihlerini her an ve kolayca değiştirebilir. Birinci grup daha sadıktır, takip ettiği kişiyi kolay kolay terk etmez.
Aguilera, yabana atılmayacak, birinci türden ve sadık bir hayran kitlesine sahip.
Ayaklı Reklam Panoları
Dünyaca ünlü ve milyonlarca kişiye ulaşan şarkıcılar; şarkı söylemenin yanısıra, bir de reklam panosu görevi görüyorlar. Özellikle son on senede, “madem böyle bir görevimiz de var, o zaman kendi ürünlerimizi niye satmayalım?” gibi bir düşünceyle iş yapmaya koyuldular. Her biri, kendi moda koleksiyonlarını, parfümlerini, artık akla ne geliyorsa, her tür ürünü kendi isimleri ya da markaları altında satar oldular. Hadi biz, biraz daha geri planda kalan, pek o kadar göze çarpmayan diğer reklamlara bakalım...
Haberler
Televizyon ve gazetelerin, günlük haberleri ulaştırmanın yanısıra, bir görevi daha vardır: Bizleri, dünya toplumu için tasarlanan geleceğe hazırlamak.
Nasıl DVD’ler bölgelere göre sınıflandırılıyorsa, küresel reklam içeren haberler de böyledir. Belli zamanlarda, belli bölgelere gösterilecek haberler vardır, gösterilmeyecek haberler vardır.
Propaganda
Halkla ilişkiler uzmanı Edward Bernays’in şu sözlerine kulak verelim:
... gazetenin yüzeyine şöyle bir baksak yeter. New York Times’ın ilk sayfasına yazılmış paragrafların sekizi önemli haberler içeriyor. Bunların dördü ya da yarısı, propagandadır. Sıradan okuyucu bunları gerçek haber kabul eder. Ama nedir bunlar?Propaganda
NBC’yi Alatlı’dan Okuyalım
Bir de Alev Alatlı’nın “Hollywood’u Kapattığım Gün” isimli kitabına, Amerikan televizyon kanalı NBC ile ilgili birkaç paragrafa bakalım, köşeli parantezler bana ait:2002’de kurulan “Memleket Güvenliği Bakanlığı”nın motto’su: Preserving Our Freedoms. [Özgürlüklerimize Sahip Çıkmak] “Preserve” kelimesi, malum, korumak, esirgemek, vikaye etmek, hatta turşusunu kurmak anlamlarına gelir; hadi, biz “sahip çıkmak” diyelim. 44.9 milyar dolarlık bütçesiyle ABD’nin üçüncü büyük bakanlığı, 11 eylül hadisesinden sonra Başkan Bush tarafından, “Özgürlüklerimize Sahip Çıkmak” amacıyla kurulmuş; en azından resmi söylem böyle. Lakin...
Lakin aynı yılda, aynı isimli bir de film var ki, söz konusu bakanlığın yeni yeni şekillenmekte olduğu günlerde NBC TV tarafından çekilir ve “... Filmin temel meselesi, Kongre’den geçtikten sonra Memleket Güvenliği Bakanlığı’na dönüşecek olan Memleket Güvenliği Dairesi’nin kurulmasıdır.” İyi mi? ... bakanlığı kuran Başkan Bush mudur yoksa NBC televizyonunun CEO’su Bob Wright mıdır, bakın işin orası daha da karanlıktır.Film de şöyle bir şey: Efendim, emekli Amiral Mc Kee ... 11 Eylül’ü izleyen günlerde, Başkumandan ... tarafından tecrübeli bir asker olmaları hasebiyle [niteliğiyle] ülkelerine bir kez daha hizmet etmek için çağrılırlar. Başkumandan Bush, amirali 9/11’in homeland’lerine [anakara, yurt, vatan] yapılan ilk ve son terörist saldırı olduğundan emin olmak üzere kurduğu ofisin başına getirir. Şimdi de şu işe bakın: Amiral Mc Kee’nin patronu da, Tom Ridge’dir. Sahici Tom Ridge! 2008 başkan adayı John McCain kampanyasından hatırladığımız Tom Ridge! ...
Bu hesapça, NBC televizyonunun CEO’su Robert Wright, bakanlığı kurmakla kalmamış, bakanı da belirlemiştir, gerisi ...
... Afganistan’ın işgali, Usame Bin Ladin’in ardından fedakarane koşuşmalar, El Kaide’nin vahşeti, Afgan kadınların hali pür melalleri [üzüntü, dert], ABD’nin yerdeki toplu iğneyi başından vuran high-tech [yüksek teknoloji] akıllı füzeleri gibi, yan plot’larla [olay dizileriyle] desteklerler. 11 Eylül görüntülerinin ekrana taşınıp durmasının filmin (ve dolayısıyla misyonunun) başarısı için şart olduğu açıktır. Bu meseleyi de Amiral Mc Kee’ye bir kerime [kız evlat] ekleyerek çözerler: genç ve elbette pek güzel, Miss Mc Kee. Meğer Melissa’cık elinde olmayan nedenlerle gecikip, kulelere çarpacak olan uçağını kaçırdığı için ölmekten son dakikada kurtulmuştur ama travma kurbanıdır. Ekrana aynen yansıtılan kabuslar görmektedir. Bir de gözlerini iri iri açarak ve olanca masumiyetiyle annesine “Anne! Bunu bize kim yapıyor?” diye sorması vardır ki, bu unutulmaz cümleye can dayanmaz.Hasılı [olan o ki], United States Department of Homeland Security kurulur.
Teknolojik Propaganda
Teknoloji aracılığıyla hayatlarımız kolaylaşıyor. Kolaylaştıkça, teknolojiyi daha fazla ve sık kullanmaya başlıyoruz. Getirdiği faydalar o kadar büyük ki, zararları gölgede bırakıyor. (Bkz: Teknoloji Nedir? Bağımlılık Yapar mı?)Bir soru: Yeni teknolojiler bizlerden gelen talebe göre mi icat ediliyor? Hayır. Önce teknoloji icat ediliyor ve bizlere çok sonra, zamanı gelince, “Hadi, talep edin” deniyor.
Müjde: Çipleniyoruz
Ve NBC’nin şu haberini seyredelim:
11 Temmuz 2010 tarihinde, Hürriyet’te yayınlanan, “Bankalar ‘parmak damarıyla para çekme’ yarışına girdi” başlıklı habere de bakalım, haber özeti şöyle:
Bankaların rekabeti yeni nesil biyometrik tanımlama sistemlerinden parmak damarı haritasının kullanıldığı hizmete sıçradı. Türkiye’de ilk olarak İş Bankası ve Vakıfbank’ın uygulamaya başladığı parmak damarı haritasının tanımlanması ile uygulanan sistem eş zamanlı olarak kullanıma sunuldu. ATM’lere yerleştirilen parmak damar haritası okuyucusu ile müşteri kartı olmasa da para çekebilecek.NBC haberde gördüğümüz, parmakla ödeme yapma haberiyle örtüşüyor değil mi? Örtüşüyor :) NBC’nin haberi de başlı başına bir analizi hak ediyor, bir reklam başyapıtı sayılır :)
Bir Çizgi Film
NBC ile birleşip ortak bir şirket kuran Universal Stüdyoları’nın, 1993’te üretip yayınladığı, Exosquad isimli çizgi filme de bir bakalım, 17 sene önce, RFID teknolojisi çocuklara anlatılıyormuş demek, şaşırtıcı :)
CBS
Bir de CBS kanalının konuyla ilgili haberini görelim:
CBS’in haberi de çip kullanımını özendirme amaçlı hazırlanmış bir reklam. İki buçuk dakikalık haberin sadece 30 saniyesinde karşı görüş alınıyor. Görüş de kim ve ne olduğu belirsiz, Rotenberg soyadlı, konuşmaları ve görünümüyle güven vermeyen bir adamdan alınmış. Soyadının ilk bölümü yani “roten,” İngilizce bir başka kelimeyi, “rotten” kelimesini çağrıştırıyor ki bu kelime “çürük, ahlakça bozuk, berbat, rezalet” anlamlarına gelebiliyor. Bu kötü anlamlar, İngilizce konuşanların bilinçaltına mutlaka ulaşacaktır :)
“Çürük” avukatımızın görüşü; kapı gibi doktorumuzun ve şirin bir annenin, “bir şey olmaz, taktırın” görüşleri altında eziliyor.
“Güvenilir” doktorumuz; hastanede tutulan yazılı kayıtlar için, “ne kadar güvende ki?” diyor. Dosyalanıp hastane arşivine kaldırılan kayıtlara ulaşmak için, en azından hastaneye gitmek gerekiyor. Internetteki kayıtlara ulaşmak için, dünyanın herhangi bir yerinden internete bağlanmak yeterli. Bu durumda, hastanede saklanan kayıtların, internette depolanan kayıtlardan daha güvenli olacağı kesin :)
Ayrıca, bedenlerine çip takılan köpeklerin kanser olduğuna dair haberler yayınlanıyor. İlgili bir haberi İngilizceden okumak isteyenler şu bağlantıyı takip edebilirler.
İsteyen kendini çiplettirsin tabi, herkes mecbur tutulmadığı sürece bir sorun yok.
RFID: Radyo Vericisi
Facebook, Apple, Google gibi devlerin, bulunduğumuz yeri tespit edebilen teknolojilere yatırım yaptıklarını biliyoruz. Şimdilik, bu teknolojiyi cep telefonlarımız aracılığıyla kullanıyoruz. Çok yakında, CBS kanalının haberinde ya da çizgi filmde anlatıldığı gibi, bedenimize yerleştirilen, RFID isimli minik radyo vericileriyle dolaşacağız.
İyi ama cep telefonları takip edilebildiğine göre, bedene çip yerleştirmenin anlamı nedir ki?
Cep Telefonları
İstersek cep telefonlarımızı yanımızda taşımayabiliriz. İstediğimiz kadar telefon hattı alıp kullanabiliriz.Kimliklerimiz, RFID ya da başka bir teknoloji sayesinde bedenlerimize yerleştirilebilseydi, radyo vericilerini bedenden çıkarıp atmak mümkün olmayacağı için sorunlar büyük oranda çözülürdü ama bir de şöyle düşünelim:
Bilgisayar Korsanları
iPhone’lar, Apple’ın belirlediği kıstaslara göre çalışmak üzere tasarlanıyor. Bazıları bunu, cihazı kullanma özgürlüklerinin kısıtlanması gibi algılıyorlar ki mümkün. Bu kişilere göre iPhone bir hapishane (Jail) oluyor. Hapishaneden kaçmak için telefon işletim sisteminin kırılması ve yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Üreticinin onayını almaksızın işletim sistemi yeniden düzenlenen bu telefonlara Jailbroken diyorlar.
RFID çiplerinin bedenlerimize gömülmesine izin vereceğimiz; bu teknolojiyi kendi isteğimizle ve “hiçbir etki altında kalmadan” kullanmayı talep edeceğimiz zamanlar geldiğinde; teknolojik kolaylıklardan faydalanmak uğruna bazı özgürlüklerimizden vazgeçeceğiz. Aynı iPhone’larda olduğu gibi bu yeni durumu da hapishaneye benzeterek çeşitli çözümler üretecek kişiler çıkacaktır. İlginç bir konu değil mi? :)
Bir de, Surrogates isimli filmde anlatıldığı gibi, insanların suç işlemeyi (mecburen) terk etmesi için; her bedeni tanımlayabilen ve bir diğerinden ayırıp takip edebilmeyi kolaylaştıran RFID teknolojilerine ihtiyaç var. Bu teknolojiler sayesinde nakit para kullanımı tarihe karışabilir.
Rus Balesi mi, Ne Alaka Şimdi?
Aguilera’nın albüm kapağını analize başlamadan önce, tekrar Edward Bernays’e dönelim ve 1915’te, ABD’de pek tutulmayan bale sanatını, hem de bir Rus gösterisini, ABD halkına nasıl sattığına bakalım çünkü, bedenlerimize gömülecek çipler de bu yollarla satılıyor ve satılacak :)Bernays, “madem halk bale sanatına ilgisiz, demek ki bale hakkında pek bir şey bilmiyor” düşüncesiyle yola çıkarak; halkın bildiği, anladığı ve sevdiği şeylerle, bale sanatını ilişkilendiriyor.
Resim sanatı içinde popüler olan birkaç tarzı biraraya getirerek, yeni ve ilgi çekici resimler ürettiriyor. Dönemin tüm önemli dergileri öyle veya böyle, bale gösterisini haber yapıyorlar. Böylece önemli kişilerin ilgisi cezbediliyor. Bir bakıma, bale sanatı insanların imajları üzerine iliştiriliveriyor.
Bale haberleri yayınlanır yayınlanmaz, ülkenin en ücra köşelerine bile ulaşabilen propaganda ekibi harekete geçiyor. Büyük şehirlerin saygın yayınlarını örnek gösteriyorlar ve bale gösterisini yerel basın organlarında bile haber yaptırıyorlar.
Dahası var: Bernays, Amerikan üreticilerini ikna ediyor ve bale gösterisinde kullanılan tarz ve renkleri yansıtacak ürünler ürettiriyor. Ürünleri, ulusal ölçekte satış ağı bulunan büyük mağazalarda sattırıyor.
Bunların hepsi, daha Rus bale gösterisi Amerika’ya ayak basmadan çok önce yapılıyor.
Sonunda gösteri New York limanına vardığında, büyük bir kalabalıkla karşılaşıyor. Kalabalığın fotoğrafları çekiliyor ve basın aracılığıyla yayılıyor. Rus bale gösterisinin bu derece talep edildiğini görenler, “Gösteri müthiş olmalı, bu ilgi boşuna mı? Hanım koş, daha fazla geç kalmadan yerimizi ayırtalım” diyorlar.
Bernays’in kampanyası o kadar başarılı oluyor ki, tüm biletler satılıyor. İkinci bir turne daha organize edilmesi planlanıyor. Küçük kızlar, balerin olma sevdasıyla yanıp tutuşuyorlar.
İşte bedenlerimize gömülecek RFID çipleri için de böyle bir çalışma yapılıyor.
Ekler (Pasta Değil :)
9 Şubat 2011, Ek:
Cirques du Soleil, Türkiye’de gösteri yapacak. Digitürk Festival kanalında bir Cirques du Soleil gösterisi yayınlanıyor. Bu bir rastlantı olabilir mi? :)
23 Mart 2011, Ek:
16 Mart’ta Hürriyet gazetesinde, “Steve Jobs’a Fena Patladı” başlıklı bir haber yayınlanıyor. Bu habere göre Jon Bon Jovi, “Steve Jobs'u açık ara müzik endüstrisinin yok oluşuna sebep veren adam olarak” niteliyor. Meğer Bon Jovi, Türkiye’de de konser verecekmiş, 23 Mart’ta biletlerin satışa çıktığını öğreniyoruz. Hürriyet’in haberi bir rastlantı mı, yoksa farkındalık yaratan bir propaganda operasyonu mu? :) Bu arada...

Yukarıda görüldüğü gibi, Bon Jovi de, Eski Mısır’dan aşina olduğumuz, Kanatlı Güneş Diski üzerine bir kılıç “iliştirmek suretiyle” Illuminati rüzgarına kapılmış :) Bu kanatları başka nerelerde görüyoruz?

Kanatlı Güneş Diski çeşitleri görmek için Google’dan faydalanabilirsin.
Manga’nın Robot Kadını
Rus balesinin reklamı yapılırken, nasıl pek çok dergi, gazete ve insanla çalışıldıysa; makineleşen, robotlaşan, çiplenen insanın reklamını da aynı öyle, pek çok koldan yürütmek, tüm medya organları kullanmak gerekir değil mi? Konumuz Christina Aguilera olduğu için şimdilik kendimizi popüler müzikle sınırlayalım ve...
Akla gelebilecek her yıldızın, şu veya bu şekilde robotlarla ilişkili sahne gösterileri yaptığını, fotoğraflar çektirdiğini, müzik videolarında oynadığını hatırlayalım. Manga’nın Eurovision gösterisinde bile “güzel ve seksi” bir kadın, robot kostümüyle dikkatimizi cezbediyordu :)
Hadi, Manga’nın o geceki performansını tekrar görelim, ama ne olur, şarkının büyüsüne kapılıp gitmeyelim; uyanık kalalım, dikkatle seyredelim :)
Manga şöyle diyor, “Loving you,” “No matter what they say, we could be the same,” yani, tam da biz robotu görmekteyken, “Seni sevmek,” deniyor ve ekleniyor “Onlar ne derse desin, aynı olabilirdik.”
Sonunda robotun içinden seksi bir kadın çıkıyor ve kim istemez öyle seksi robotu? :) Öyle görünüyor ki Manga’nın Eurovision performansını bir güzel analiz etmek gerekecek.
Aguilera’nın albüm kapağına geçelim...
Bionic: Albüm Kapağı

Özetle, Aguilera da “We could be the same” diyor :) Önemli bir not: Yukarıdaki albüm kapağında aktarılan fikrin bir benzeriyle, Suretler filminde de karşılaşmıştık. İlgili sahneyi solda görebilirsin.
Kapak tasarımında hiç gürültü yok; Aguilera’nın “suretini,” sade, beyaz ve ferah bir zemin üzerinde görüyoruz. Tüm gürültü ve karmaşa, robotun içine hapsedilmiş, dışarı çıkamıyor. Karmaşa tamamen kontrol altında.
Aguilera’nın sol yanında robotik bir yapı görüyoruz. Lady Gaga’nın da bir sol taraf takıntısı vardır biliyorsun: Yıldırım sol kulağına girer... Gözlüğün sol kapağı açılır... Detaylar için bkz: Lady Gaga: Paparazzi.
Aguilera’nın sağ tarafına bakalım, organik gibi görünüyor değil mi? Ama diğer yandan, aşırı temiz, pürüzsüz, organik olamayacak kadar mükemmel.
Yüzün tam ortasında; yapay, parlak bir dudak görüyoruz. Dudak, okul defterlerine yapıştırılan türden çıkartmaları andırıyor. Sanki bu çıkartma, iki farklı kağıt parçasını birbirine tutturan bir bant gibi, robot ve insanı birleştiriyor.
Boyun Bölgesi

Gözlerimizi biraz aşağı, boyun seviyesine kaydırdığımızda, iki yana açılmış kapakları görüyoruz. Aguilera’nın tamamı robot, bunu anlayabiliyoruz. Gerçek olamayacak kadar mükemmel bulduğumuz derinin, robotu kaplamak için kullanılan yapay bir malzeme olduğunu düşünebiliyoruz.
Kulak Bölgesi

Sol kulağa bakalım. Kulak içinde gramofon çağrıştıran birkaç parça görüyoruz. Ortadaki parçanın içini görmemizi sağlayan bir kesit resmedilmiş. Böylece anlıyoruz ki orada bir mikrofon var. Mikrofonun uç kısmında bir pim var. Gerektiğinde o pimden tutularak mikrofon çıkarılabilirmiş izlenimi uyanıyor.
“Bionic” kelimesinin, “Bio” kısmı, Eski Yunancadan geliyor ve “hayat” anlamında. “Onic” kısmı da “elektronik” kelimesinden geliyor. Bir bakıma “elektronik can ya da insan” diyebiliriz. Burada ilginç olan “bionic” kelimesinin yazım şekli: “Bi - On - Ic” Bu yazım şekliyle ilgili fikri olan var mı?
Bakalım Aguilera, Bionic hakkında neler söyleyecek:
“Son on senede dönüştüğüm biyonik kadın” diyor ki ilginç. Biyonik olmadığı her halinden belli, bu temaya ne kadar yabancı kaldığını, iPod diyecekken CD demesinden anlıyoruz, zaten o da kendini “eski kafalı” buluyor.
Albüme “biyonik” motifler serpiştirilmiş çünkü medya böyle dayatıyor, mecbur ediyor; yoksa Aguilera son on senesini elektronik mühendisleriyle geçirmiş değil :)
Sonuç
Esas kadın Christina Aguilera, böyle en güzelinden biyonik kadın olduysa, takipçileri de biyonik insan olmak üzere sıraya girecektir. Bir de...
Manga’yla Aguilera arasındaki ortak nokta şu: robotlar ya da biyonik insanlar, ya da Metropolis :)
Yazının devamını görmek için tıkla...
Paylaş:
Sanki İlgili:
blog comments powered by Disqus









