Manyetik Mavi
Öbür Yer : Etkileşimli Roman
Navigation

7 - Müzisyen

Merhaba. Adım Gökdal İnce. Ben bir müzisyenim. Elbette bu gerçek adım değil. Öyle şeyler anlatacağım ki, kimliğimi açık etmeye cesaret edemiyorum. Sonra neler olur bilinmez ve tabii ki bunları yayınlamayı hiç düşünmüyorum. Kendimi güvenceye almak için, kamerayla kendimi kaydetmeye ve güvendiğim insanlara saklamaları için göndermeye karar verdim.

Derler ki, askerler köpek, sanatçılar kedi sever. Benim de bir kedim var. Şu anda içeriden bana sesleniyor. Ne diyordum, ha evet, her şey yıllar önce başladı.

Oldum olası müziğe yatkın olmuşumdur. Aileden gelen bir şey herhalde. Dedem çok güzel ud çalardı. Annemin piyanoda çaldığı melodileri dinleyerek büyüdüm ben. Beni tanıyanlar ne kadar hassas ve duyarlı yapıda olduğumu iyi bilirler.

Yıllar önce, yaptığım bir şarkı müzik piyasasında bomba gibi patlamıştı. Her yerde çalınıyordu. Sonra ne oldu, arkadaş çevrem değişti. Belki de arkadaş çevremle birlikte müzik anlayışım da değişti. Daha önce hiç dinlemediğim türde müzikler dinler oldum. Zaten yeni bir hit de çıkaramıyordum bir türlü. Çevremde yetenekli bulduğum insanlarla oturup bir albüm yaptık, hiç beklenen sonucu vermedi. Çok ümitliydim ama olmadı. Albümün tutmadığını görünce, beni gazlayan arkadaşlar birer ikişer kaybolmaya başladılar. Açıkça söylemek gerekirse ortada kaldım. Ne bir konser teklifi geliyordu ne de başka bir şey. İçime kapandım. Kira ödeyecek parayı zor buluyordum.

Mecburen geri adım attım. Günün ilerisinde müzik yaptığıma inanıyordum ama para etmiyordu işte. Müzik camiasından tanıdıkları aradım, dedim ki elimde şarkılar var, size yakışır, sağolsunlar, dinlediler, beğendiler. Böylece elim biraz para gördü.

Batılı anlamda müziğin tutmayacağını anlamıştım bir kere. Elime geçen parayla borçlarımı kapattım. Geri kalan parayla da çeşitli Türk müziği enstrümanları satın aldım. Bilgisayarımı yeniledim. Bir ses örnekleyicisi aldım.

Bir yandan yeni oyuncaklarımla oynarken, bir yandan da projeler geliştiriyordum. Burnum yeterince sürtmemiş olacak ki, hala dünya çapında bir yıldız olmanın hayallerini kuruyordum. Dünya piyasalarında bembeyaz bir tene sahip olmadıkça popüler olmanın zor olduğunu hissediyordum aslında. Ben de bir yan yol buldum. Dedim ki, şu sıralar çok meşhur bir oyuncak var, çocuklar bayılıyor. Bu oyuncak için çeşitli tematik müzikler yapsam, oyuncak firmasına satsam ne güzel olur. Oyuncak zaten popüler. Ben de arada kaynarım. Sonra ortaya çıktı, oyuncak firması böyle projelere balıklama dalmıyor hatta, işe başlayabilmek için benden lisans ücreti istiyorlar.

Bana bu kaynağı sağlayabilecek kim varsa çevremde, herkesin kapısını aşındırdım. Bir türlü olmadı. Bir yandan da müzik çalışmalarıma devam ediyorum. Ben rastlantılara inanmam. Her şeyin bir sebebi olsa gerek. Ben anlamasam bile.

Oyuncak işi de olmadı. O sırada karşıma bir kadın çıktı. Beni seviyor, ben de onu sevdim. Nasıl sevmeyeyim? Dedi ki, ben zaten çalışıyorum, para kazanıyorum. Kazancım ikimize de yeter. Ben sana inanıyorum, sen dilediğin gibi yap müziğini. Ne büyük bir rahatlık.

Sonunda çalışmalarım meyve vermeye başladı. Türk müziği renklerini, elektronik müzikle birleştirdim. Elli, altmış kişinin katıldığı birkaç minik konser verdim. Müzik ve televizyon dünyasından insanları çağırdım. Kırmadılar geldiler. Böylece birkaç belgesel film müziği işi aldım. Hiç yoktan iyidir. Her zaman gelecekten umutlu olmuşumdur. Bir noktada, televizyon için müzik yapmaya başladım. Bir televizyon dizisi müthiş başarılı oldu ve ben de eskisinden çok daha saygın bir konumda işime devam eder oldum. Elim iyi para gördü. Güzel, büyük, bahçeli bir müstakil eve taşındık.

Bu arada, iki çocuğum oldu. Biri erkek, diğeri kız. Büyük çocuğum erkek, adını Göksel koyduk. Annesine çekmiş, sarı saçlı, mavi gözlü. Kızım, Göknur, daha çok bana benziyor. Henüz üç yaşında.

Bulutsuz bir bahar gününde, kızım kucağımda, bahçede oturuyorduk. Kızım, tombik elleriyle gökyüzünü işaret ediyordu. Kafamı işaret ettiği yöne çevirince mideme beton dökülmüş gibi oldu. Kalakaldım. Ne olduğunu tam kestiremediğim dokuz şey gökyüzünde sabit duruyordu. Güneşli bir gün olmasına rağmen, parıl parıldılar. Hafif bir rüzgarla birlikte, tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Bu doğaüstü olaya şahit olması için eşime seslendim. Geldi ve o da ağzı açık seyretmeye başladı. Çok geçmeden içeriden kamerayı almaya koştu. Acele etmesi için seslendim. Kızım heyecanla bir ileri, bir geri hareket ediyordu kucağımda. Gökteki cisimler, bir anda hareketlendiler, bir kare bile görüntü yakalayamadan süratle kayıp gittiler. Eşimle birbirimize bakakaldık.

Ben bir sanatçıyım ve sanatçı belli bir hassasiyete sahip kişidir. Bu olayın bir anlamı olmalıydı. Eşim şu anda içeriden sesleniyor. Daha sonra devam edeceğim, şimdilik kaydı durduruyorum.


Önceki bölüme dön - Sonraki bölüm yazılacak...

İlk bölüme git