Ekonomi
Yemekteyiz : Yeni Bölüm :)
05/07/11 06:23 Şurada dosyalandı: Haberler
Geçtiğimiz mayıs ayında, bilim kurgu filmlerinde görebileceğimiz türden ilginç bir olay yaşanıyor. Hong Kong’lu bir kadın, çiğ domuz etini mutfak masasında bırakıyor ve yatıyor. Gece bir sebeple kalkıyor. Mutfağa girmesiyle birlikte...Devamını Oku...
Comments
Bu Çocuk 60 Milyon Doları 18 Ayda Nasıl Yaptı?
60 milyonla neler yapılmaz ki, televizyonlarda gördüğümüz her tür lüksü yaşarız, sıkılıncaya kadar gezeriz, arabalar, evler alırız, yine de kenarda para kalır. Bu arada, elbette...Devamını Oku...
Soros Canlar
01/08/10 03:11 Şurada dosyalandı: Hayatin Icinden
Nur anlatıyor, diyor ki, “Bir çift tanıyorum. İkisi de uluslararası bir şirkette çalışıyorlar. Maaşları iyi. Ev taksitleri bitti. İkisinin de birer arabası var. Çocuklarını özel okula gönderiyorlar. Sohbet ediyoruz, ‘daha bundan sonra...
Devamını Oku...
Devamını Oku...
Hadi Para Kazanalım - III
16/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: Belgesel
Jersey büyüdüğüm, sonra ayrıldığım ve 1986’da geri döndüğüm yer. Burada ekonomi danışmanlığı titriyle hükümet için çalışıyorum....
Yaklaşık 500 milyar dolar büyüklüğünde kişisel servet şu an ada üzerinde görünüyor. ... Para gerçekten adaya gelmiyor, sadece elektronik hesaplar burada. Para elektronik hesaplar üzerinden buraya geliyor ve sonra dünyanın çeşitli finansal merkezlerine dağılıyor. Özellikle Londra’ya gidiyor. ... Jersey Adası’nın görevi dolaşan paranın kime ait olduğunu gizlemek. ... Tröstler Jersey’nin güvenli yasalarını kullanan yasal varlıklardır. Tröstü yaratan ve bu tröstten fayda sağlayan kişi gizli kalır.
...
Vergiden kaçınmanın tipik yapısı, burada, Jersey’de bir tröst yaratmaktır.
...
Bir tröstün arkasında kim olduğunu anlamak imkansızdır. Bu şirketin gerçek sahibi kimdir? Kim gerçekten buradaki banka hesapları üzerinden işlem yapar? Bu durum çağdaş kapitalizm için önemli sorunlar yaratıyor. Küresel ticaretin büyük bölümü vergi cennetlerinden yürütülüyor ve fiziksel anlamda değil, sadece kağıt üzerinde öyle görünüyor.
...
Gelişmekte olan ülkelerin büyük çoğunluğu için bu vergi cennetleri gerçekte felaket anlamına geliyor. Felaket çünkü sermayenin vergi cennetlerine geçişini kontrol edemiyorlar. Çoğu durumda sermaye gelişmekte olan ülkelere geri dönmez.
...
Sermaye, çok küçük, seçkin bir grubun elinde toplanıyor. Seçkinlerin sayısı dünya nüfusunun yüzde üçü. Muhtemelen daha bile az.
...
Tahminen, 11.5 trilyon dolar değerinde özel varlık, vergi cenneti adalarda tutuluyor, yönetiliyor, vergiden kaçırılıyor. 11.5 trilyon dolar nasıl görünür? Ne kadar büyük olduğuna dair bir fikir vermek için, 11.5 trilyon dolar hiç yüksek sayılmayacak bir %7 oranıyla faize verilseydi, hiç de yüksek sayılmayacak bir %30’la vergilendirilseydi, dünya hükümetleri her yıl 250 milyar dolar fazladan gelir elde edeceklerdi.
Hadi Para Kazanalım - II
16/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: Belgesel
Kendini eski bir ekonomi suikastçisi olarak tanıtan biri anlatıyor:
Şunu anlamalıyız ki Dünya Bankası aslında bir Amerikan bankası. Pek çok ülke Dünya Bankası’na katkıda bulunuyor.
...
Ben bir Amerikan vatandaşıyım. Amerika’da doğdum, Amerika’da yetiştim. Ben eski bir ekonomi suikastçisiyim.
...
Mafya’nın kullandığı suikastçiler gibi çalışırız çünkü zamanı gelince daha önce yaptığımız bir iyiliğin karşılığını isteriz. Mafya bunu yüzyıllardır yapıyor. Biz bunu çok geniş ölçekte yaparız. Hükümetlerle ve ülkelerle çalışırız. Bunu yapmak için pek çok yöntem kullanırız ama en yaygın yöntem şudur: Petrol gibi, uluslararası şirketlerin ilgilendiği kaynaklara sahip olan bir ülke seçilir. Sonra, Dünya Bankası ya da onun yan kuruluşları aracılığıyla o ülkeye büyük krediler açmaya başlarız. Aslında verilen kredi asla ülkeye gitmez. Bunun yerine sahip olduğumuz şirketlere gider. Bu şirketler, operasyonun yürütüldüğü ülkede büyük inşaat işlerine girerler. O ülkede bundan fayda sağlayan insan sayısı gerçekten azdır. Fakirlere faydası olmaz ama bu fakir insanlar giderek artan ve muhtemelen ödeyemeyecekleri bir borç yükü altında ezilirler. Böylece iyi sağlık ya da eğitim programlarından mahrum kalırlar.
Ekonomi suikastçisi zamanı gelince o ülkeye gider ve, “Hey, dinle, bize çok borcun var. Borçlarını ödeyemiyorsun. Madem öyle ver bakalım bize bir kilo et: petrolünü daha ucuza sat ya da bir sonraki Birleşmiş Milletler seçimlerinde bize oy ver, böylece piyadelerimizi Irak gibi yerlere gönderebilelim.” Bu yolla biz Amerikan İmparatorluğu’nu yarattık. Çünkü gerçek şu ki, kanunları biz yazıyoruz, Dünya Bankası’nı biz kontrol ediyoruz, Uluslararası Para Fonu’nu biz kontrol ediyoruz. Birleşmiş Milletleri büyük oranda biz kontrol ediyoruz. Kanunları biz yazdığımız için, ekonomi suikastçiliği mesleği de yasallaşıyor.
Ülkeleri büyük ölçekte borçlandırıp karşılığında iyilikler istemek yasadışı değil, yasadışı olmalı ama değil.
...
Bir imparatorluğun karakteristik özelliklerinden biri, dünyanın geri kalanını kendi para birimini kullanmaya mecbur etmesidir. Biz bunu dolarla gerçekten yaptık. 1971’de ABD Vietnam savaşı kaynaklı müthiş bir borç altındaydı. Ayrıca altın standardındaydık. Bazı ülkeler alacaklarını tahsil etmek istediler. Dolara güvenmiyorlardı, altın istediler. Nixon, ödemeyi altınla yapmayı reddetti çünkü altınla ödeme yapamayacağını biliyordu. Ödemeyi yapacak altına sahip değildik. Süratle petrol standardına geçtik. Ben o çalışmaların bir parçasıydım. Suudi Arabistan’la başladık. OPEC’in sadece dolar karşılığı satış yapması konusunda ısrarcı olduk. Amerikan Doları ansızın altın standardından, petrol standardına geçince ki pek çok açıdan daha önemli bir standarttır, çünkü petrol doğal olarak altından daha değerlidir; dünya, petrolü sadece Amerikan Doları ödeyerek alabilecekti.
...
Bugün ABD yine büyük bir borç altında. Çok büyük borcumuz var. Daha önce herhangi bir ülkenin borçlandığından çok daha fazlası. Eğer o ülkelerden biri alacağını dolardan başka bir dövizle tahsil etmek isterse, başımız büyük belada. Şu an için dolar, petrol sebebiyle halen kabul ediliyor. Petrolü sadece dolar ödeyerek alabilirsin. Ama Saddam Hüseyin, petrolü dolardan başka bir para birimi karşılığında satmakla tehdit etti, aşağı indirilmeden kısa bir süre önce.
...
Ekonomi suikastçiliği, bazen hedefteki ülkenin liderini yozlaştırmakta başarısız olur. Benim Panama’da ve Ekvator’da başarısız olduğum gibi. Bu pek sık olmaz ama olduğu zaman çakallar oraya gönderilir. Bunlar hükümetleri düşüren ya da suikast yapan kişilerdir. Ben başarısız olduğumda da bu çakallar o ülkelere gönderildi. ... Çok az durumda, ne ekonomi suikastçileri ne de çakallar başarılı olur. Bu durumlarda, ancak bu durumlarda o bölgelere orduyu göndeririz. Irak’ta olan budur.
John Perkins, Eski bir ekonomi suikastçisi
Devamını Oku...
Şunu anlamalıyız ki Dünya Bankası aslında bir Amerikan bankası. Pek çok ülke Dünya Bankası’na katkıda bulunuyor....
Ben bir Amerikan vatandaşıyım. Amerika’da doğdum, Amerika’da yetiştim. Ben eski bir ekonomi suikastçisiyim.
...
Mafya’nın kullandığı suikastçiler gibi çalışırız çünkü zamanı gelince daha önce yaptığımız bir iyiliğin karşılığını isteriz. Mafya bunu yüzyıllardır yapıyor. Biz bunu çok geniş ölçekte yaparız. Hükümetlerle ve ülkelerle çalışırız. Bunu yapmak için pek çok yöntem kullanırız ama en yaygın yöntem şudur: Petrol gibi, uluslararası şirketlerin ilgilendiği kaynaklara sahip olan bir ülke seçilir. Sonra, Dünya Bankası ya da onun yan kuruluşları aracılığıyla o ülkeye büyük krediler açmaya başlarız. Aslında verilen kredi asla ülkeye gitmez. Bunun yerine sahip olduğumuz şirketlere gider. Bu şirketler, operasyonun yürütüldüğü ülkede büyük inşaat işlerine girerler. O ülkede bundan fayda sağlayan insan sayısı gerçekten azdır. Fakirlere faydası olmaz ama bu fakir insanlar giderek artan ve muhtemelen ödeyemeyecekleri bir borç yükü altında ezilirler. Böylece iyi sağlık ya da eğitim programlarından mahrum kalırlar.
Ekonomi suikastçisi zamanı gelince o ülkeye gider ve, “Hey, dinle, bize çok borcun var. Borçlarını ödeyemiyorsun. Madem öyle ver bakalım bize bir kilo et: petrolünü daha ucuza sat ya da bir sonraki Birleşmiş Milletler seçimlerinde bize oy ver, böylece piyadelerimizi Irak gibi yerlere gönderebilelim.” Bu yolla biz Amerikan İmparatorluğu’nu yarattık. Çünkü gerçek şu ki, kanunları biz yazıyoruz, Dünya Bankası’nı biz kontrol ediyoruz, Uluslararası Para Fonu’nu biz kontrol ediyoruz. Birleşmiş Milletleri büyük oranda biz kontrol ediyoruz. Kanunları biz yazdığımız için, ekonomi suikastçiliği mesleği de yasallaşıyor.
Ülkeleri büyük ölçekte borçlandırıp karşılığında iyilikler istemek yasadışı değil, yasadışı olmalı ama değil.
...
Bir imparatorluğun karakteristik özelliklerinden biri, dünyanın geri kalanını kendi para birimini kullanmaya mecbur etmesidir. Biz bunu dolarla gerçekten yaptık. 1971’de ABD Vietnam savaşı kaynaklı müthiş bir borç altındaydı. Ayrıca altın standardındaydık. Bazı ülkeler alacaklarını tahsil etmek istediler. Dolara güvenmiyorlardı, altın istediler. Nixon, ödemeyi altınla yapmayı reddetti çünkü altınla ödeme yapamayacağını biliyordu. Ödemeyi yapacak altına sahip değildik. Süratle petrol standardına geçtik. Ben o çalışmaların bir parçasıydım. Suudi Arabistan’la başladık. OPEC’in sadece dolar karşılığı satış yapması konusunda ısrarcı olduk. Amerikan Doları ansızın altın standardından, petrol standardına geçince ki pek çok açıdan daha önemli bir standarttır, çünkü petrol doğal olarak altından daha değerlidir; dünya, petrolü sadece Amerikan Doları ödeyerek alabilecekti.
...
Bugün ABD yine büyük bir borç altında. Çok büyük borcumuz var. Daha önce herhangi bir ülkenin borçlandığından çok daha fazlası. Eğer o ülkelerden biri alacağını dolardan başka bir dövizle tahsil etmek isterse, başımız büyük belada. Şu an için dolar, petrol sebebiyle halen kabul ediliyor. Petrolü sadece dolar ödeyerek alabilirsin. Ama Saddam Hüseyin, petrolü dolardan başka bir para birimi karşılığında satmakla tehdit etti, aşağı indirilmeden kısa bir süre önce.
...
Ekonomi suikastçiliği, bazen hedefteki ülkenin liderini yozlaştırmakta başarısız olur. Benim Panama’da ve Ekvator’da başarısız olduğum gibi. Bu pek sık olmaz ama olduğu zaman çakallar oraya gönderilir. Bunlar hükümetleri düşüren ya da suikast yapan kişilerdir. Ben başarısız olduğumda da bu çakallar o ülkelere gönderildi. ... Çok az durumda, ne ekonomi suikastçileri ne de çakallar başarılı olur. Bu durumlarda, ancak bu durumlarda o bölgelere orduyu göndeririz. Irak’ta olan budur.
John Perkins, Eski bir ekonomi suikastçisi
Hadi Para Kazanalım - I
15/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: Belgesel
Fakir bir ülkede, fakir bir kadın terzi, bir şey dikiyor. Dikiş makinesinin, dağınık, düzensiz ve kararsız sesini duyuyoruz. Takiben ritmik, son derece düzenli ve hızlı makine sesleri eşliğinde Avro basan makinaları görüyoruz ve belgesel başlıyor: “Hadi Para Kazanalım.”Bu belgeseli herkese tavsiye ediyorum. Paranın dünya çevresinde katettiği yolu belgeliyor. Kendim için bir özetini çıkardım, belgeseli seyredecek zamanı olmayanlar için paylaşıyorum.
Açılış yazısı şöyle diyor:
Pek çoğumuz paramızın nerede olduğunu bilmiyoruz.
Emin olabileceğimiz tek bir şey var: Paramız, güvenle saklamak ya da faiz kazancı elde etmek amaçlı yatırdığımız bankada değil.
Banka, paramızı küresel para pazarına aktarır.
Paramızı küresel para piyasası aracılığıyla borçlanan kişinin nerede yaşadığını ya da borçlandığı paranın faizini nasıl ödeyeceğini bilmeyiz. Bu bizi ilgilendirmez bile. Güvenle bankaların çağrısını takip ederiz: “Bırak paran çalışsın.”
Emin olabileceğimiz tek bir şey var: Paramız, güvenle saklamak ya da faiz kazancı elde etmek amaçlı yatırdığımız bankada değil.
Banka, paramızı küresel para pazarına aktarır.
Paramızı küresel para piyasası aracılığıyla borçlanan kişinin nerede yaşadığını ya da borçlandığı paranın faizini nasıl ödeyeceğini bilmeyiz. Bu bizi ilgilendirmez bile. Güvenle bankaların çağrısını takip ederiz: “Bırak paran çalışsın.”
Singapur’da çok düşük bir vergi ödüyoruz. Neden? Çünkü Singapur hükümeti bizim gibi para yöneticilerini ve yatırım yöneticilerini çekmek istiyor. Bu sebeple çok az vergi veriyoruz. Pek çok durumda vergi bile ödemiyoruz.
Genel olarak, küreselleşme trendinin çok, çok iyi olduğunu düşünüyoruz ve tabi ki kendi alanımızda, yükselmekte olan pazarlara yatırım yapıyoruz. ... Yükselen pazarlarda kazanıyoruz ve bu kazancı tekrar Batı’ya transfer ediyoruz.
...
Bence, bir yatırımcı çevresel ya da ahlaki sorumluluklar taşımamalı. Bu onun işi değil. Onun işi, müşterilerine para kazandırmak için yatırım yapmak.
...
Geçmişte, yükselen pazarlar demiyorduk, gelişmemiş ülkeler diyorduk, fakir üçüncü dünya ülkeleri diyorduk sonra biri bu parlak, yükselen pazarlar tanımıyla geldi.
...
Eski bir deyiş vardır: “Sokakta kan gördüğün zaman satın al.” ve ben buna eklemek istiyorum: sokaklardaki kan senin kanın olsa bile satın al.
50 milyar dolarlık yatırım fonunun, Güney Asya temsilcisi.
Devamını Oku...Genel olarak, küreselleşme trendinin çok, çok iyi olduğunu düşünüyoruz ve tabi ki kendi alanımızda, yükselmekte olan pazarlara yatırım yapıyoruz. ... Yükselen pazarlarda kazanıyoruz ve bu kazancı tekrar Batı’ya transfer ediyoruz.
...
Bence, bir yatırımcı çevresel ya da ahlaki sorumluluklar taşımamalı. Bu onun işi değil. Onun işi, müşterilerine para kazandırmak için yatırım yapmak.
...
Geçmişte, yükselen pazarlar demiyorduk, gelişmemiş ülkeler diyorduk, fakir üçüncü dünya ülkeleri diyorduk sonra biri bu parlak, yükselen pazarlar tanımıyla geldi.
...
Eski bir deyiş vardır: “Sokakta kan gördüğün zaman satın al.” ve ben buna eklemek istiyorum: sokaklardaki kan senin kanın olsa bile satın al.
50 milyar dolarlık yatırım fonunun, Güney Asya temsilcisi.
Çöpten Beslenenler
03/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: Belgesel
Burada diş ağrısından kıvranırken, Afrikadaki açlar aklına bile gelmez derler. Doğrudur. Diş ağrısı olmasa bile, ekonomik, sosyal ve hatta cinsel sorunlar, aynı diş ağrısı örneğinde olduğu gibi, görüş menzilini daraltıyor.Bu belgesel kalkınmış Avrupa ülkelerinde, çöpten beslenerek, çalışmadan yaşayan insanları konu alıyor. Zamanları bol, suretleri mutlu :)
Devamını Oku...
We Feed the World : Dünyayı Besliyoruz
03/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: Belgesel
Belgesel, market raflarından soframıza gelen besinlerin, market raflarına ulaşmadan önce, dünya çevresinde katettiği yolu belgeliyor. Besinler dünyanın neresinde, ne koşullarda, kimler tarafından üretiliyor? Bu sorulara cevap veriyor. Bilimsel metotları kullanarak tarım yapan şirketlerin elde ettiği verim, dededen kalma yöntemlerle tarım yapanlardan kat kat fazla. Bunun doğal sonucu, verimsiz üretimin daha pahalıya mal olması ve dolayısıyla pazarlarda rekabet gücünün kalmaması. Bunun da doğal sonucu, dünyanın dört köşesindeki çiftçilerin tarım yapmayı mecburen bırakması ve sanayileşmiş ülkelere göç etmekten başka çare görememeleri. Bunun da doğal sonucu, dev şirketler lehine daha ucuz maliyet oluyor çünkü, kendi ülkelerinden göçen işçiler, çok ucuza ve kötü şartlarda bu şirketlerin tarım tesislerinde çalışmayı kabulleniyorlar.
Devamını Oku...


