Manyetik Mavi
Bilmek, Bilmemektir...
Navigation

Psikoloji - V - Uyum Deneyi

Bu yazının ilk bölümünü okumak için burayı tıkla


Bu yazı çok sayıda parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:




Her ortamda aynı duruşu sergileyen, fikirleri duruma göre değişmeyen, dürüst ve asla yalan söylemeyen bir yapın mı var? Büyük ihtimalle düşündüğün gibi :)

Solomon Asch tarafından planlanan ve gerçekleştirilen
bir dizi deneyin sonuçları, 1950’lerde yayınlanıyor. Bir bakıma “Herkes gider Mersin’e, sen gidersin tersine” önermesinin doğruluğu araştırılıyor.

Seyredelim:



Bir kişi hariç, katılımcıların hepsi oyuncu. Oyuncu olmayan kişiye denek diyelim. Katılımcılara soruluyor, “Bu çizgilerden hangisinin uzunluğu soldaki çizgiye eşittir?” Aklı başında olan herkes bu soruya kolaylıkla cevap verebilir.

Oyuncular her seferinde ve bilerek yanlış cevap veriyorlar. Soru ilk defa sorulduğunda, kendinden önceki katılımcıların yanlış cevap verdiğini duyan denek, kulaklarına inanamıyor. Bir süre ne yapsam diye düşünüyor ve kahramanlık yapıp doğru cevabı veriyor.

Çizgiler değişiyor, soru tekrarlanıyor. Denek şaşkın ve düşünceli. Bu defa, kendiyle çelişmeyi göze alarak herkes ne diyorsa aynısını tekrarlıyor. Sorular ardısıra gelmeye devam ettikçe, denek duruma alışıyor ve artık pek üzerinde düşünmeden, herkes ne diyorsa aynısını tekrarlıyor.

Deney son derece basit olmasına rağmen, oldukça karışık gerçeklere işaret ediyor.

Deneyi hayatımıza uyarlamaya çalışalım.

Yeni Arkadaş Grubu


Yeni bir arkadaş grubuna giriyoruz. Bu arkadaş grubu bizim için önemli, neden? Belki hoşlandığımız bir kız ya da erkek, bu grubun üyesi. Hoşlandığımız kişiyi kazanabilmek için, grup tarafından kabul edilmeliyiz. En azından böyle olduğuna inanıyoruz. Gel gör ki grubun garip bir inanışı var, diyorlar ki, “İnsan saçı bir bitkidir. Günde iki kere sulanması gerekir. Aksi halde solar ve kurur.” Tabi ki böyle olmadığını biliyoruz ama daha grupla tanışırken şöyle konuşmalar duyuyoruz, konuşanlardan biri de beğendiğimiz kişi olsun:

- O geri zekalı çocuğu hatırlıyor musun?

- Hangisi?

- Ya şu vardı ya, hani kel olan!

- Ha tamam, saçlarını sulamayan o geri zekalıyı söylüyorsun. Ne güzel pataklamıştık o şaşkolozu!

Kim bu konuşmaları duyduktan sonra, “Hayır saçlar bitki değildir, saçların sağlıklı olsun istiyorsan, temiz tut yeter” demeyi, böylece grup elemanları gözünde geri zekalı olmayı ve hatta dayak yemeyi göze alır?

“Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur” derler :) Hepimiz yaşayarak öğreniyoruz; yalancılık, köyden kovulmaya yeğdir ve günlük hayatta, köyden kovulmamıza sebep olacak ifadenin ne olduğunu kestirmek güçtür. En kolayı, herkes ne diyorsa onu tekrarlamaktır. Bu seçimin bedeli, gerçekte kim olduğumuzu unutmaya kadar gidebilir.

Bir noktadan sonra; zamanında bizden ne istendiyse, aynısını yeni üyelerden talep ederiz: “Saçlar bitkidir, günde en az iki kere sulanmalıdır.” Bazıları daha ileri gidip, “Gübre de gerekir arkadaşlar” deyip, yeterince baskı da uygulayarak bu yeni fikri kabul ettirebilir.

Biraz daha gerçekçi olalım.

Televizyon


Televizyon kanalları, kepek sorununu pompalayan reklamları yayınlamadan önce, kepek sorunu var mıydı acaba? Pek yoktu :) Ama burada anahtar kelime televizyon. Yukarıda gördüğümüz deneyi hatırlayalım...

Bir kişi hariç, deneye katılan herkes oyuncuydu. Televizyon seyrederken de böyle: bir kişi hariç herkes oyuncu. Oyuncu olmayan kim? Tahmin etmek pek zor olmasa gerek :)

Yazının devamını görmek için tıkla...

Paylaş:
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş FriendFeed'te paylaş MySpace'de paylaş Stumble'la Reddit'te paylaş Delicious'ta paylaş


Sanki İlgili:


blog comments powered by Disqus