Manyetik Mavi
Sinema: Dikkat!
Navigation

The Expendables - Cehennem Melekleri - Eleştiri

Açıkçası bu filmin pek eleştirilecek bir yanı yok. 90’lı yılların aksiyon filmlerini anma töreni gibi. Mermiler ve bıçaklar daha filmin başında havalarda uçuşmaya başlıyor. Figüranlar süratle tokatlanıyor, yumruklanıyor, kafaları kolları kesiliyor. Tanımadığımız kim varsa ki tanımıyorsak kesin kötü adamdır, aralıksız öldürülüyor. Tanıdığımız kötü adamların hesabı da filmin sonunda görülüyor.


Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:



Arabayla kovalamaca sahneleri var. Cinsellikten arındırılmış aşk var ve biraz düşünecek olursak, o harala gürele koşuşturmacanın içinde, seyircisine aktarmak istediği birkaç küçük ders bile var. Mesela...

Stallone yeni bir iş alıyor. Zaten filmin başında, takım arkadaşlarına “yamuk yapmak suretiyle” gözümüzden düşmüş Gunner karakteriyle karşılaşıyor. Gunner, “ocağına düştüm Sylvester, beni de takıma al, bana güvenebilirsin” diyor. Stallone, “yok abi olmaz, temiz değilsin, bu halinle bana gelmezsin sen” diyor. Stallone’un canlandırdığı karakter, dürüst bir adam, içinden geçen neyse söyleyiveriyor. Öyle uzun boylu planları, saman altından su yürütmeleri falan yok. E peki ne oluyor?

Can dostunu kendine düşman ediyor. Demek ki, her zaman katıksız dürüst olmak, iyi sonuçlar doğurmayabiliyor. Gunner zaten zavallı, halinden belli oluyor. Ona dese ki, “Ya bu işin kazancı az, beni zor kurtarıyor, hem patron yok, patron olsa dükkan senin,” o zaman gariban Gunner en azından üzülmeyecek, hem de düşman kesilmeyecek :) Artık sorunu da alkol müdür, uyuşturucu mudur neyse artık, zaten takım kalabalık, Gunner’ın evini basıp, bir güzel paketleyip bir kliniğe götürerek, takım arkadaşlarını kurtarabilirlerdi. “Her zaman doğruyu söylersen, başına belayı alırsın.” İşte ders :)

Semboller


Medya, ister filmler, ister müzik videoları olsun, sayısız simgeyle dolu. Bu cümleyi yazarken kullandığım harfler, harflerle ifade edilen kelimeler, bunlar da birer simge. Bir simge yaratabilmek için, belirli bir biçime, belirli bir anlam yüklemek gerekiyor. Yeterince çok sayıda kişi, aynı biçime, aynı anlamı yükleyince; kültür meydana geliyor.

Medya çiftçi oluyor, bizler tarla; semboller ya da simgeler, birer tohum gibi zihinlerimize ekiliyor, sulanıyor, gübreleniyor ve yüz milyonlarca seyircinin paylaştığı anlamlar yaratılıyor.

Bazı sinema filmleri, sembol zenginidir, bazıları değildir. Cehennem Melekleri, aksiyon ağırlıklı ama yine de dikkat çeken birkaç sembol var.

Ölüm Melekleri


Film için Cehennem Melekleri adı uygun bulunmuş. Orjinal adı, The Expendables, yani, “Feda Edilebilirler,” ya da “Harcanabilirler” gibi bir anlamı var.

Bu filmin orjinal ismini Türkçe’ye çevirmek gerçekten zor :) Hele çarpıcı bir Türkçe isim bulmak daha zor. Filmin orjinal adına sadık kalmak mecburiyeti olsaydı, “Fedailer” ismini seçebilirdik çünkü fedai, “Bir ülkü uğruna tehlikeli işlere girişerek canını esirgemeyen kimse” anlamına geliyor. Cehennem Melekleri de fena bir isim değil doğrusu.

Cehennem Melekleri’nin, sol üstteki amblemine bakalım. Bir kuzgun, bir kafatasının üzerinde duruyor ve aşağı doğru bakıyor, gagası açık, bir ihtimal aşağı sesleniyor. İyi ama kuzgunun nasıl anlamları var? Bir bakalım:

Kuzgun, kötü talih ve belirsizlik ya da gizemle ilişkilendiriliyor ama
şuradan, daha net bilgilere ulaşabiliyoruz. Mealen deniyor ki:

Kuzguna yakıştırılan kötü anlamların çoğu, savaş alanlarında görülmelerinden kaynaklanır. Kuzgun leş yiyen bir hayvandır ve savaşçıların parçalanmış cesetlerini gagalarken görülmesi olağandır.


Hayal etmeyi deneyelim: Bir kış sabahı, savaş alanındayız. Aç, susuz, sağlıksız ve umutsuz askerlerden biriyiz. Psikolojimiz berbat bir halde. Kafamızı kaldırıp gökyüzünü seyrediyoruz. Silah seslerinden neredeyse sağır olmuş kulaklarımız, kurşun mavisi gökyüzünde turlayan kuzgunların soğuk ve çirkin sesleriyle zımparalanıyor. Her yer parçalanmış cesetlerle dolu. Bir kuzgunun ağzında kopuk bir parmak görüyoruz. Bir başka kuzgun, iki metre ötede yatan cesetin gözlerini gagalıyor. İki büklüm olup kusuyoruz.

Yukarıda kurguladığımız türden tecrübelerin, savaştan sağ dönen askerler tarafından, çocuklarına ve torunlarına anlatılacağını düşünmek akla yatkın. Böylece kuzgun, uğursuz bir hayvan olma sıfatını kolaylıkla kazanabilir.

Dövmeler Dünyası


Filmde, kahramanlarımızın dövme yapmayı ve yaptırmayı sevdiklerini görüyoruz.

Dövmeler dünyasında kuzgun, şu anlamlara geliyor: Ordu, sihir, savaş, kahin, gölge, bellek, sırlar, uyarı, korunma ve yalnızlık.

Kurukafa ise şu anlamları çağrıştırıyor: Ölümsüzlük, korunma, tehdit, ölüm, idrak, uyarı, geçicilik ve muska.

Anlamların birbirleriyle çelişiyor olması ilk bakışta saçma görünse de, hatırlayalım: Bir insana dair her ne varsa zıt kutupludur. Biri bakar tehdit görür, diğeri bakar bir koruyucu görür.

Cehennem Melekleri’nin profesyonel olduğu alana bakarak, kuzgun simgesi için “uyarı” ve kurukafa simgesi için de “tehdit” anlamlarını seçmekte bir engel görmüyorum :) “Uyarı ve tehdit işe yaramıyorsa, üzerine gönderecek fedailerimiz var” gibi bir anlam çıkarabiliriz :)

Bruce Willis ve CIA


Willis’in son derece küçük bir rolü var. Stallone ile bir kilisede buluşuyorlar. Willis, gizli bir iş için Cehennem Melekleri’ni kiralayacak. Stallone, Willis’e “adın nedir?” diyor, Willis, “kilisede buluştuğumuza göre, kilise desen yeter” diyor. Daha sonra öğreniyoruz ki Willis’in canlandırdığı “kilise” takma isimli karakter, CIA için çalışıyormuş. Böylece “kilise” ismiyle canlanan anlamlar, film sayesinde CIA kelimesiyle canlanan anlamlarla ilişkileniyor.




Arnold Başkan, Fenerbahçe Şampiyon!


Yukarıda bahsettiğimiz kilisede, bir de Arnold’ı görüyoruz. Bir uğruyor, iki ayar veriyor ve filmden ayrılıyor. Öğreniyoruz ki, Arnold ABD başkanı olmak istiyormuş. Şakadır deyip geçebiliriz ama sanki, seyircinin bilinçaltı, geleceğin başkanını seçmek üzere programlanıyor gibi :) Arnold, California Valisi hatırlayalım. Filmde değil, gerçek hayatta :)

ABD eski başkanlarından Ronald Reagan’ın da bir sinema oyuncusu olması ve oyunculuk alanında elde ettiği tecrübenin ülke yönetiminde geçer akçe olması büyük şans :) Valiliğe kadar yükselmeyi başarabilmiş bir Arnold’a çok görmeyelim başkanlığı ayrıca, böylesine karmaşık bir soyadıyla başkan olursa, bunun için kendisine ekstra puan vermemiz gerekir :) (Bkz:
Orada Olmak ayrıca bkz: Simpsons)

Heil Hitler! Ne?


Önce bir şikayetimi dile getirmek istiyorum: Terry Crews müthiş komik bir adam, gülmek için sadece bakmak yetiyor ama Cehennem Melekleri’nde o komik yüzünü yeterince göremiyoruz. Tamam, şikayet bitti. :)

Crews’un oynadığı karakterin adı Hale Caesar. Fena halde “Hail Caesar” selamını hatırlatıyor. Kutsal Roma bayrağını taşıyan, Vatikan destekli Nazi Almanyası’nda, bu selamın “
Heil Hitler”e dönüştüğünü biliyoruz. Neden böyle bir isim seçilmiş olabilir? Bilemiyoruz. Dokunup geçelim.

Kutsal Mabetin Tanrıları


Film yıldızları hayatlarımızda önemli bir yer tutuyor. Çocukluktan itibaren, bazı yıldızları kendimize yakın bulup, yüz ifadelerinden, beden hareketlerine kadar benimsiyoruz. Onlar gibi görünmeye geyret ediyoruz.

Hep söylüyorum, bugünün yıldızları, geçmişin mabetlerine yerleştirilmiş tanrı heykellerinden çok farklı değil. Sinema salonları ve televizyon ekranları da o mabetlerin yerini almış durumda. Geçmişte, her tanrı figürünün belli özellikleri olurmuş. Kişiler, kendilerine en yakın buldukları tanrı figürlerini beğenir, o figüre yakıştırılan davranışları taklit ederlermiş.




Bir çocukluk arkadaşım Sylvester Stallone’un gerçek bir hayranıydı. Özellikle Rocky filmlerini çok severdi. Kim sevmezdi ki zaten :) Arkadaşım, Stallone’u giyiminden, seçtiği kelimelere, yüz ifadelerine kadar farkında olmaksızın taklit ederdi. Bugün kocaman adam oldu, halen tarzındaki Stallone etkilerini hissedebiliriz.

Bir başka arkadaşım için Bruce Willis çok önemliydi. Ayna karşısına geçip, meşhur Willis gülüşü üzerine çalışırdı. Doğrusu beceriyordu da :) Bu yazı vesilesiyle bir dolu Bruce Willis fotoğrafı görmek zorunda kaldım. Sanırım Willis de bu gülüşü üzerinde çok çalışmış. Yerinde olsaydım, patentini almaya çalışırdım ve tabi ki sigortalatırdım. Belki de çoktan sigorta yaptırmıştır, kim bilir? :)

Star Wars ya da Yıldız Savaşları serisinin sinema salonlarını yeniden yakıp, kavurduğu dönemde, hani, hikayenin geçmişi anlatılmaya başlanmıştı ya, Anakin Skywalker’ın çocukluğu anlatılıyordu, işte o dönemde, bir akşam kapım çaldı. Uzun süredir görmediğim bir başka arkadaşım gelmiş, sevindim, kapıyı açtım, “Ta daaa” dedi. Yüzüne öyle bakakaldım. Saçlarını uzatmış, sonra kestirmiş ama yeni Yıldız Savaşları filminde görebileceğimiz genç bir Jedi adayı gibi, saçının bir bölümünü uzun bırakmış ve ördürmüş.

Tabi ki yıldızların üzerimizde yarattığı etki sadece görünümle sınırlı değil. Filmlerde canlandırılan karakterleri de benimsiyoruz. Bu sebeple, belli bir karakterle çıkış yapan bir oyuncunun, bu karakterle çelişen başka karakterleri canlandırması hoş karşılanmaz :)

Yani, biraz önce konuştuğumuz pencereden bakınca, Cehennem Melekleri filminin oyuncuları, bugün belli bir yaşa gelmiş pek çok kişi için, müthiş önemli anlamlar taşıyor. Bir bakalım:

Oyuncuları ve Karakterlerin Adlarını Hatırlayalım


Gösteri dünyası için bir nimet gibi duran Botox, ne yazık ki seyircilerin, yani bizlerin hayallerini yıkıyor. Bir Meg Ryan mesela, ne kadar kötü durumda bugün. Zamanında, “Evleneceğim kadın böyle olsun, başka ne isterim” diyenlerin hayallerini paramparça edecek denli garip görünüyor.

Cehennem Melekleri’nde, Stallone ve Rourke’un aşırı botokslu yüzlerini başlarda yadırgıyoruz ama sonra alışıyoruz, normal görünmeye başlıyor. Hep böyle olmuyor mu zaten? :)


Sylvester Stallone: Barney Ross


Taa 1976’da, neredeyse herkesin gönlüne taht kuran Rocky filmiyle büyük bir çıkış yapmıştı. Film o kadar başarılıydı ki, pek çok devam filmi çekilmişti. En son Rocky filmi 2006’da çekilmiş, gerçekten şaşırtıcı, ilk filmden 30 sene sonra bile, bir Rocky filmi çekilebiliyor, kendine izleyici bulabiliyor. Bu durum, seneler önce gönüllerde kurulan o tahtın sağlamlığını hatta kutsallığını gösteriyor ama Cehennem Melekleri filminde, artık Stallone’un iyice yaşlandığını görebiliyoruz. Her şey gibi, gençlik de geçici, geldik, gidiyoruz :)

Stallone’un canlandırdığı karakterin adı Barney ve Türkçesi, “ödüllü dövüş” gibi oluyor. Sanki isimler öylesine seçilmemiş.

Jason Statham: Lee Christmas


Nispeten, daha genç kuşağın sevdiği bir aksiyon yıldızı. Crank ya da Transporter gibi ilginç aksiyon filmleriyle şöhretini artırsa da, Revolver ya da London gibi, tarzının biraz dışına çıktığı ilginç filmlerde de rol alabiliyor.

Revolver, her tarafından sembol taşan, anlatmak istediğini biraz gizemli bir şekilde aktarmayı deneyen bir film olduğu için, seyirciye, “Bu ne şimdi?” sorusunu sordurabilir ama yine de tavsiye ederim.

Belki de Stallone aynı zamanda The Expendables’ı yönettiğinden ve üzerindeki yük arttığından, Statham’ı yanına yardımcı alması iyi olmuş :)

Jet Li: Yin Yang


Filmde biraz sönük kalmış ama, canlandırdığı karakterin adı Yin Yang.

Yin Yang, bir bakıma Dişi Erkek demek :) Aslında, her şeyin zıttıyla var olduğunu söyleyen bir uzakdoğu felsefesinin bel kemiğidir.

Jet Li’nin canlandırdığı bu karakter, diğerlerinden epeyce farklı. Ekibin tüm diğer elemanları dev gibi, sadece Yin Yang ufacık. Böylece ekipte bir denge meydana geliyor. Ayrıca, ufak tefek görünüyor ama kalıbından beklenmeyecek güçlere sahip. Böyle bir zıtlık da var :)

Dolph Lundgren: Gunner Jensen


Söylentilere göre Lundgren, bir zamanların ünlü sinema oyuncusu ve hatta şarkıcısı Grace Jones’un korumasıymış. Bir başka söylentiye göre, bu ikisi, Jones ve Lundgren sevgili de olmuşlar. İşin ilginci, Lundgren kimya mühendisliği alanında master yapmış. Üç dili akıcı konuşabiliyormuş. Dört başka dili de çat pat konuşabiliyormuş. Nereden nereye, hayat böyle işte :)

Son zamanlarda, “kendin yönet, kendin oyna” türüne geçip, yönetmenlik koltuğuna da oturmuş.

Tabi biz onu, Rocky IV’te oynadığı, teknolojiye doymayan, hiç acıması olmayan, vurdu mu indiren, Rocky’nin has arkadaşı Apollo’yu öldüren kötü adam rolüyle tanıdık :)

Ekşi Sözlük’ten öğrendiğimize göre, Lundgren bazı bünyelerde derin etkiler bırakmış:

13-16 yaşlarım onun gibi saç yapmaya ugraşarak geçmiştir.


Mickey Rourke: Tool


Kendisini daha çok Dokuz Buçuk Hafta filmiyle tanıdık. Varlıklı ve hafif sadist bir işadamını canlandırıyordu. O filmde, osurarak melodi çalabildiğini iddia eden ve bu müthiş gösteri için para talep eden fırlama çocuk da unutulacak gibi değildi :) Tabi, film “biraz” erotik olduğu için unutulmayacak sahnesi çoktur.

Sonra Robert DeNiro’yla birlikte rol aldığı
Angel Heart filmi vardır. İyi filmdir. Bir de, Charles Bukowski’nin yarattığı karakter, alkolik Henry Chinaski’yi canlandırdığı Barfly vardır, bu da ilginç bir filmdir.

Mickey Rourke, Cehennem Melekleri’nde küçük bir rol üstlenmiş. Filmde anlatılan alemlere göre, bilge sayılabilecek bir karaktere can veriyor, arkadaşlarını dinliyor, kendi anlatıyor, ağlıyor, iş bağlantıları kuruyor. Bir oyuncu olarak seyircisini etkilemeyi beceriyor.

Sonuç


80 ve 90’ların aksiyon filmlerini beğenenler; Cehennem Melekleri’ni bir festival havasında seyredeceklerdir.

Ayrıca, filmin bir şekilde Roman Katolik Kilisesi’yle de bir bağlantısı var gibi görünüyor.

Sıradaki film analizine devam et...

Paylaş:
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş FriendFeed'te paylaş MySpace'de paylaş Stumble'la Reddit'te paylaş Delicious'ta paylaş


Sanki İlgili:


blog comments powered by Disqus