Surrogates : Suretler : Eleştiri
Film sinemalara geldiğinde, reklamları dikkatimi çekmişti ama, çok da ilgi göstermemiştim. Fragmanda gördüklerimden pek etkilenmemiştim ve tecrübelerle sabit, bir filmde Bruce Willis rol alıyorsa, film Willis hayranları için yapılmış demektir. Normal karşılıyorum, adam senelerdir ekranlarda, pek çok insan için gerçek bir rol modeli ama yeterince Willis filmi görünce, etkisi kaybolabiliyor.Bir süredir, “teknolojik gelişmeler hayatımızı nasıl etkileyecek?” sorusuna cevap arıyorum. Konuyu araştırırken, bu film de sürekli karşıma çıkıp duruyor.
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Birkaç gün önce, bir arkadaş sohbetinde, teknoloji ve geleceğin insanı konusu açılır açılmaz, Surrogates yine gündeme geldi. Böylece “Yeter” dedim ve filmi seyretmeye karar verdim.
Surrogates ya da Suretler için ortalama bir film diyebiliriz. Sıkılmadan ekrana bakabileceğimiz, yer yer düşüneceğimiz, yer yer heyacanlanacağımız bir buçuk saatlik bir seyir. Film bir sinema şaheseri değil ama bilim kurgu sinemasına biraz olsun ilgi duyan pek çok kişi Suretler’den belli bir keyif alacaktır.
Çizgi Roman
Bu arada, önemli bir detay, film aslında bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanın birkaç sayısını görme şansı buldum. İlginç. Genel olarak filmle örtüşüyor. Enki Bilal’in Nikopol serisiyle karşılaştıracak olursak, çalakalem çizilmiş ve renklendirilmiş gibi duruyor:

Çizgi roman konusuna değinmişken: Bir öykü, çizgi roman formatında piyasaya sürüldüğünde, çekici ve ünlü oyuncuların geçit törenine çıktığı bir sinema filminden daha az kişiye ulaşacaktır ama...
İlgi görürse, sinemaya da uyarlanabilir. Ayrıca belli çizgi romanları takip ederek büyümüş nesiller, takip ettikleri çizgi romanların filmlerini görmek için de ödeme yapmaya hazırdır. Para kazanmak işin bir yönü. Diğer yönü...
Seyirciyi eğitmektir. Çoğu kişi günlük dertlerle boğuşurken araştırmaya ve okumaya fırsat bulamaz. Bu durumda kalanların da eğitilmesi ve zihinlerin, planlanan geleceğe uygun bir hale dönüştürülmesi gerekir. Milyonların sevgilisi olmuş oyunculara o kadar para gömmenin bir sebebi de budur: Yıldız ve seyirci arasında var olan kanalı kullanmak.

Açık Öğretim
Şu an filmden aklımda kalan tek olumlu yan, filmden sonra arkadaşlarla bu teknoloji olsa neler yapardık fantazileriydi.
Seyirci yorumu.
Seyirci yorumu.
Bir düşünelim, Suretler’in gişe başarısı pek yok gibi. İnsanların akın akın sinema salonlarına koştuğu, gişe önünde sıraya girdiği bir film olmadı. Belki çok büyük paralar kazandırmadı ama, benzer temeller üzerinde yükselen diğer filmler arasında yer alarak, en azından bir kısım seyircinin dünya görüşünü bir parça şekillendirdi, hayal dünyasına katkıda bulundu.
Henüz filmi seyretmediysen ve seyretmeyi planlıyorsan, yazının buradan sonrasını okuma derim çünkü film üzerine kafama göre konuşacağım. Dolayısıyla bazı sırlar açığa çıkabilir, filmin seyir keyfi yok olabilir.

Bir seyirci, filmin sıradan bulduğu bir yanını eleştiriyor, Yıldız Savaşları filmine gönderme yaparak şöyle diyor:
Bir de bakıyoruz ki, oğlunu surrogate savaşlarında kaybeden acılı baba bir anda karanlık tarafa geçiyor ve tüm dünyayı yok etmeye karar veriyor.
Seyirci yorumu.
Seyirci yorumu.
Yukarıdaki yorumu yapan seyirci, filmin bayalığını eleştiriyor ama farkına bile varmadan, filmin gerçek mesajını aldığını gösteriyor. Bu seyirciye göre, suretleri yok etmeyi planlayan biri, karanlık tarafa geçmiş sayılıyor, dünyayı yok etmeye niyetleniyor, yani “kötü adam” oluyor. Geleceğin insanı, bedeninde bilgisayar çipleri taşıyacak. Buna karşı çıkanlar da pek hoş karşılanmayacak. Aslında o gelecek, geldi de geçiyor bile :)
Yeni Dünya’nın Teknodüzeni
Suretler’den şöyle bir bilgi ediniyoruz, deniyor ki, “Dünya nüfusunun yüzde doksan sekizi suretleri kullanıyor.”
Filmin sonlarına doğru, virüs suretlere bulaşsın mı bulaşmasın mı heyecanını yaşadığımız anlarda mealen deniyor ki, “Bir milyar suret yok olacak.”
Hadi ufak bir hesap yapalım...
Yeni Dünya’nın Nüfusu
Toplam bir milyar suret var. Film gerçekliğinde düşünelim; ekonomik durum müsaitse, birden fazla suret satın almak serbest. Yani bu bir milyar suret, bir milyar insana eşit değil. Tamamen uyduralım ve diyelim ki, “500 milyon insan, toplam bir milyar suret kullanıyor.”
Suretleri kullanan insan sayısı dünya nüfusunun yüzde doksan sekizine denk geldiğine göre, demek ki yaklaşık 11 milyon kişi, ya da dünya nüfusunun yüzde ikisi, suretleri şu veya bu sebeple kullanmıyor ya da kullanamıyor. Böylece...
Üstü kapalı bir şekilde, film bize şöyle demiş oluyor:
Dünya nüfusu, filmin geçtiği 2054 tarihinde 511 milyon olacak :) Senaristler hiç düşünmeden mi uyduruyorlar bu rakamları? Senaristlerin ücretlerini ödeyenler, ne yazıldığını önemsemeden, “yap ortaya bir karışık” mı diyorlar? (Bkz: Fareli Köyün Kavalcısı)
Hadi hesabımızda yanılmış olalım, 311 ya da 119 milyon olsun farkeder mi? Daha tenha bir geleceğin öngörüldüğü gerçeğini değiştirmiyor ve pek çok film defalarca bu öngörüde bulundu :) Bu hesaplara girince...
Georgia Guidestones

Meşhur Georgia Rehber Taşları’nı hatırlamak farz oluyor.
Bu taşların kimler adına dikildiği sır çünkü resmen açıklanmış bir bilgi yok. Taşları yapan heykeltraş belli ama o da müşterisini açıklamayı reddediyor.
Taşlarda mealen şöyle yazıyor:
- İnsan nüfusunu daima 500 milyonun altında ve doğayla dengeli tut.
- Beden güzelliğini ve çeşitliliği geliştirerek, üremeye bilgece rehberlik et.
- İnsanlığı, yaşayan yeni bir dil içinde birleştir.
- Arzuyu, inancı, gelenekleri ve diğer her şeyi, kıvamında bir mantıkla yönet.
- İnsanları ve ulusları, adil kanunlarla ve sadece mahkemelerle koru.
- Bırak tüm uluslar, iç sorunlarını kendileri, dış anlaşmazlıkları bir dünya mahkemesinde çözsünler.
- Gereksiz kanunlardan ve kullanışsız memurlardan kaçın.
- Kişisel hakları, sosyal görevlerle dengele.
- Gerçeği, güzeli, sevgiyi, uyumu aramayı, sonsuzlukla ödüllendir.
- Dünyanın kanseri olma, doğa için yer ayır, doğa için yer ayır.
Yukarıda aktarmaya çalıştığım ifadeler şu dillerde yazılmış: İngilizce, İspanyolca, Afrika’nın doğusunda konuşulan Savahili dili, Hintçe, İbranice, Arapça, Çince ve Rusça. Ayrıca, yukarıdaki maddelerin kısa bir özeti, şu antik dillerde yazılmış: Babil dili, Klasik Yunanca, Sanskiritçe ve Eski Mısır. Türkçe yok, pek iyi bir belirti gibi gelmedi ama neyse :)
Taşların batıya bakan yüzünde, yere gömülü bir başka taş var. Taş üzerindeki yazılar, yapıyla ilgili çeşitli bilgiler veriyor. Ayrıca taşın altında bir zaman kapsulü olduğunu öğreniyoruz. Kapsülün yerleştirilme tarihi ve ne zaman açılması gerektiği belirtilmemiş.Zaman kapsülü deyince, Türkiye’de 10 Nisan 2009’da yayınlanan bir başka yapımı: Knowing ya da Kehanet isimli filmi ve sinema filmlerinin bir açık öğretim fakültesi meydana getirdiğini hatırlıyoruz :) Kısaca değinecek olursak, Kehanet; seyircisine, dünyanın sonu nasıl gelecek onu gösteriyordu. Film, 50 sene boyunca bir taş altında beklemiş olan bir zaman kapsülünün açılmasıyla açığa çıkan felaketleri anlatıyordu.
Georgia Rehber Taşları da, aynı Kehanet gibi ama kısık sesle, fısıldayarak bir felaketi haber veriyor gibi. Kısık sesle diyoruz çünkü popüler medyada neredeyse hiç bahsedilmiyor bu taşlardan. Hürriyet’te yayınlanan 25 Mayıs 2009 tarihli haberi biliyoruz. Başka yerlerde bahsedildi mi? Özellikle televizyon haberlerinde... Bilen varsa ve bilgilerini paylaşırsa çok güzel olur.
Neyse, Suretler de gördüğümüz olaylar da, taşların öngördüğü geleceğin sonrasında yaşanıyor gibi. Hani denir ya, “Her son yeni bir başlangıçtır.”
Bir de, taşlardan okuduğumuz emirlerin sayısı on. Kutsal On Emir gibi ve, Platon’un Devlet kitabında anlattıklarını çağrıştırıyor.
Sen ne düşünüyorsun?
Organize İşler
Bir seyirci, haklı olarak şöyle bir yorum getirmiş:
Bu filmde gördük ki herkes istediği tipte bir suret seçebiliyor kendine di mi? Düşün ki sen iğrenç ve yorucu bir iş yapmanı gerektiren bir mesleğe sahipsin diyelim. Kanalizasyon temizleyiciliği mesela. E haliyle çok da kazanamıyorsun biyolojik bedenin ihtiyaçlarını karşılayacak. Öte yandan suretin de 192 boyunda 110 kiloluk bir kas yığını. E bu durumda sen o işi yapmaya devam mı edersin yoksa dünya boks şampiyonu mu olursun? Sen boks şampiyonu olursan herkes olmaz mı? Herkes olursa kanalizasyonu kim temizler?
Seyirci yorumu.
Seyirci yorumu.
Biraz önce yaptığımız hesabı hatırlayalım. Dünya nüfusunun yüzde ikisi suret kullanmıyordu. Bu yüzde ikilik dilim, büyük ihtimalle kendine bir suret alacak parayı bir araya getiremeyen insanlardan oluşacak. Filmde görüyoruz, ballandıra ballandıra anlatıyorlar, kim en azından bir suret sahibi olmak istemez ki? Herkes ister, gerekirse çöpçülük bile yapar.
Şimdi de böyle değil mi? Suret değil de mesela, bir araba istiyoruz :)
Boks şampiyonluğu konusuna gelince...Suretlerden oluşan ayrı bir lig olurdu. Her suret kendine denk bir rakiple karşılaşırdı.
Boks demişken, nasıl bir ara MTV'nin Celebrity Deathmatch isimli bir programı vardı, benzer bir organizasyon dahilinde, ünlüler suretleri aracılığıyla ringe çıkıp dövüşebilirlerdi, bunun da çok meraklısı olurdu :)
Suretler ve Cinsel Hayat
Yine dönüp dolaşıp cinselliğe geldik :) Bir seyirci şöyle sormuş ve çok yerinde bir soru:
Sevişme falan gibi işler nasıl bir zevk verebilir ki makinenin arkasından?
Seyirci yorumu.
Seyirci yorumu.
Diane, belki yirmi senedir depresyonda. Yataktan kalkmakta, en basit işleri yapmakta zorlanıyor. Bir bardak su içme fikrine bile dayanamıyor. Her türlü tedaviyi denemiş. Her tür ilacı kullanmış ama bir türlü depresyondan kurtulamamış. Sonunda ameliyat olmayı da kabul ediyor. Kafatasını delip, beynine iki parça tel yerleştiriyorlar. Teller bir cihaza bağlı. Cihaz aracılığıyla beyne gönderilen elektrik akımı kontrol ediliyor. Devamını aşağıdaki videoda görelim: 2007 : BBC : Visions of the Future : 1. Bölümden
Yukarıdaki belgeselin yayınlanma tarihi 2007. Kullanılan görüntülerin ne zaman çekildiğine dair kesin bir bilgi yok. Üç veya dört senelik bir teknoloji görüyoruz. Muhtemelen daha eski.
İnsanın ruh hali, beyne yerleştirilen iki parçayla bu denli değiştirilebiliyor ya da kontrol edilebiliyorsa, gelecekte bedenlerimizde kullanacağımız mikro ölçekli ve kablosuz bağlantı kurabilen çiplerle neler yapılabileceğini bir düşünelim.
Cinsel uyaranlar, kablosuz ağ aracılığıyla kişinin bedenine aktarılabilir. Beynin belli bölgeleri uyarılarak, kişinin cinsel haz duyması sağlanabilir. Zaten, “en seksi organ beyindir” derler :)
Şimdi, robotlar aracılığıyla sevişildiğinde, insan beynindeki zevk merkezlerini uyararak, gerçekten bir sevişme yaşanıyormuş hissini yaratma imkanı olduğunu öğrendik. En azından böyle bir ihtimal var. Bu noktada, akla komik bir soru geliyor:
Bir insan; kendine dişili, erkekli, birden fazla suret satın alıp; hepsini bir odaya toplayıp, “hadi bakalım suretler sevişin” derse neler olur acaba :) Bir bakıma prize parmakları sokmak gibi olabilir ama bilemiyoruz :)
Gelecek Geçmiş Oldu :)
Film, seyirciye konuyla ilgili bir seri bilgi vererek başlıyor. “14 yıl önce” deniyor ve düşünceleriyle bir robot kolu kontrol edebilen bir maymun gösteriliyor. Film zamanına göre, 2054-14 = 2040 yılında gerçekleşiyor bunlar. Oysa 2006 yapımı bir belgeselden, filmde anlatılan maymun olayının çoktan gerçekleştiğini öğreniyoruz:
2006 : BBC : Horizon : Human v2.0
Ayrıca, insanların içine girerek kontrol ettiği robotların 2043 yılında yapıldığı anlatılıyor. Bu da çoktan gerçekleşti. Yeni de sayılmaz. Bu teknolojiye Dış İskelet adı veriliyor:
Bir kere daha düşününce...
Zaten kim 2054’ten sayıları çıkarmakla uğraşır ki? Filmde “14 yıl önce” ya da “11 yıl önce” dendiğinde, akılda kalan büyük ihtimalle bugünün geçmişi olur. Tarihleri, film zamanına değil de, içinde yaşadığımız zamana oranlamaya meyilliyiz.
Ortalık Dağıldı, Toplayalım :)
Daha şimdiden şu teknolojiler mevcut:
- Bir robot kol düşünceyle kontrol edilebiliyor.
- İnsanın ruh hali elektronik bir cihazla kontrol edilebiliyor.
- İnsan, bir robot içine yerleşerek, robotu kullanabiliyor.
- Fareler, radyo sinyalleri ve elektronik cihazlar aracılığıyla yönlendirilebiliyor.
Yine de, filmde anlatıldığı gibi, insana bu kadar benzeyen robotların günlük hayatta kullanılabileceği pek akla yatmıyor. Bir de, sanal dünyalar hızla gelişiyor. Beyin elektronik cihazlarla kandırılabiliyor. Bu durumda, suretlerin aynı Second Life (İkinci Hayat) gerçekliğinde olduğu gibi, sanal olacağını öngörebiliriz. Tıpatıp insana benzeyen robotlar üretmekten daha kolay ve daha ucuz olacaktır.
2007 : BBC : Visions of the Future : 1. Bölümden
Bu türden sanal dünyalar henüz emekleme aşamasında ama gelecekte böyle olmayacak. Bugün milyonlarca dolar harcanarak çekilen James Cameron’ın Avatar filmi, gelecekte belli bir ücret karşılığı içinde gezilecek, hatta içinde yaşanacak bir dünya olacak. Nasıl?
Moore yasasına göre, her 18 ayda bir, bilgisayar işlemcilerinin hızı ikiye katlanıyor. Bugüne kadar da böyle oldu. Şimdi kuantum bilgisayarları üzerinde çalışılıyor. Başka deyişle, atomlar hafıza ve işlemci görevi görecek ki, bu; günümüz koşullarında hayal bile edemeyeceğimiz hızlarda çalışan bilgisayarlar anlamına geliyor.
Ayrıca, Yeni Dünya’nın insanı, bedenindeki arayüz sayesinde, 24 saat boyunca internete bağlı yaşayacak. iPhone’ları cebimizde değil, içimizde taşıyacağız :) Yani, “Cep telefonları sizden habersiz çok şey anlatabilir” başlıklı haberde anlatılanlar, cep telefonu taşımaya gerek kalmadan gerçekleşebilecek.
Şimdilik bu kadar.
Paylaş:
blog comments powered by Disqus









