Manyetik Mavi
Sinema: Dikkat!
Navigation

James Bond Vari Hareketler...



Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:



Ali Murat Erkorkmaz
Kral ve Ben Programı : Bölüm 23 : ATV Avrupa

Seyretmek isteyenler için: YouTube

Erkorkmaz’ın sözleri mavi dörtgenler içinde. Diğer yazılar ve parantezler bana ait.

Hatta bir patent almıştım o zaman, bir su arıtma tesisi patenti, enerji kullanmadan bu işi yapan bir şey, o patent de başıma dert olmuştu, kaçırıldım falan filan, James Bond vari bir hareketlerle.


Bilgisayar kelimesi üzerine:


Bilgiişler, ben bilgiişler diyorum ama bence (bilgisayar) yanlış bir terim, saymıyor, bilgileri işliyor.


Nano teknoloji üzerine:


Benim bu konuda bir çalışmam var, Venüs'te Bir İlkbahar Sabahı diye, orada, Venüs'te yeni bir teşkilatlanma yapılacağı zaman, Venüs'ün hammaddesini, daha doğrusu, üzerindeki toprak dokusunu veyahutta işte civarda diğer dokuların molekül ve atomik değerlerinin değiştirilerek başka maddelere çevrilmesini düşünüyordum.


Muhteşem bir fikir. Yukarıda aktardığım konuşmanın öncesinde, nano teknolojinin atom boyutlarında mekanik çalışma yapmak olduğundan bahsediliyordu. Atomik çarklar üretmek, bunları birbirine ekleyerek mikroskopik robotlar yapmak. Takiben yukarıdaki fikir aktarılınca, hemen simya* çağrışımı kendini gösteriyor. Zihnimde oluşan resim, asma kilitleri çağrıştırıyor. Sanki maddenin pek çok şifresi varmış, kilitler belli konumlara getirilince madde çözülüyor, belli konumlara getirince tekrar kilitlenip yeni maddeler meydana getiriyormuş gibi.

* Simya, “Cıvadan altın üretmektir, dolayısıyla boş iştir” gibi genel bir yargı var. Mesela, insan bilincini şekillendirmek de simya bağlantılı bir çalışmadır.


Şöyle bakmak lazım, insanın beş tane duyusu var, işte görme, işitme, koku alma, hissetme, tat alma falan gibi, ya elli tane duyumuz olsaydı? Başka şeyler de bilecektik. Yani biz şu anda o duyularımız olmadığı için, onlara yok diyemeyiz. Yani var da diyemeyiz ama benim anladığım bilim hep olabilir demek zorunda. Çünkü bilmiyoruz, ona ulaşacak bir ölçüm aletimiz yok.


Eğer insan makineyi kendi beynine yardım edecek bir araç olarak kullanabilirse ortaya çıkacak şey muhteşem olacaktır. Yani insan makineyi kullanarak özgürlüğünü alabilir bir kere. Yani nedir? İki yüzyıl önce dokuz altı diye bir şey mi vardı? Herkes çalışmak istediği kadar çalışır, öyle bir şey üretirdi, falan filan, biz hepimiz kendimizi almışız şeye sıkıştırmışız, sabahleyin uyanıyoruz çok erken bir saatte, işte gitmek istemediğimiz bir yere gidiyoruz, yolda bir saat zaman kaybediyoruz, öfkeleniyoruz falan, filan, sonra çevirmek istemediğimiz bir vidayı çevirip akşama kadar, para kazanmaya çalışıyoruz. Sonra akşam aynı yolu, tekrar geri gidiyoruz, ölmemek için bir şeyler yiyoruz, bir televizyona veya başka bir aptal kutusuna böyle bakıyoruz, sonra da yatıyoruz ki tekrar organizmik yaşamımızı sürdürebilelim. Bu yaşam mı bence? Bence değil.


Makinelerle gelen özgürlüğün kaçınılmaz sonuçlarından biri dünya nüfusunun azalması ya da azaltılması olacaktır bana göre.

Koyaanisqatsi filminin yaratıcısı Godfrey Reggio, film üzerine konuşurken, çoğu insanın teknolojiyi yanlış anladığından bahseder. Mealen der ki, “Teknoloji araba, televizyon ya da bir başka aygıt değildir, teknoloji biziz.” Demek istiyor ki bizler dev bir makinenin dişlileriyiz, yağıyız, kendini bilmez enerjisiyiz. Bunu da filmde çok güzel ortaya koyuyor. Bir şehri görüntüleyen uydu fotoğraflarını, mikroçiplerin içini gösteren mikroskopik fotoğraflarla kıyaslayarak iddiasını ortaya koyuyor, ikisi arasındaki benzerlik şaşırtıcı, teknolojiyle hiçbir alakası olmayan biri bile hemen benzerliği görebilir.

Reggio, Erkorkmaz’ın dokuzdan altıya çalışmak örneğini vererek anlattığı düzeni çok güzel resmediyor. Erkorkmaz’ın anlattığı hayat bence de hayat değil ve o hayata gerek kalmadığında, o hayatın içinde varolan insanlara da gerek kalmayacak.

Erkorkmaz diyor ki, “İnsan istemediği şeyi yapmak zorunda kalmayacak.”

Oz Büyücüsü filminden meşhur bir kareİstemediği şeyi yapmak zorunda kalan günün insanını besleyen, yaşayakalmasını sağlayan dev düzene bakınca (We Feed the World : Dünyayı Besliyoruz), ardında gizlenen mini dev enerjiyi de görebiliyoruz. (Oz Büyücüsü, Zardoz) İstemediği şeyi yapmak zorunda kalmayan insanı (ya da zombiyi) beslemeye ne gerek var? O enerji başka yöne akacaktır.

Yeni düzen içinde yaşayacak insan, hem özgür hem de tutsak olacak.

Sayısal Teknoloji Üzerine:


Yani dijital teknoloji, bir veya sıfır, olmak veya olmamak üzerine kurulmuştur evet veya hayırdır. Bunu çok abartabilirsiniz, esasında bir sıfır olmak zorunda da değil, yani desimalde çalıştığınız için, yani onluk katsayı içinde çalışırken bu, baktığınızda işte dijital bir sıfırın yerine belki 256 bin katında çalışabilirsiniz. Bu makinelerin işleme hızı buna müsait değil.

Yukarıdaki ifadeyi tam anlayamadım. İkilik sayı sistemiyle, onluk sayı sistemi arasındaki fark, anladığım kadarıyla bir kapasite farkı değil, aynı fikri ikilik sistemde de, onluk sistemde de ifade etmek mümkün görünüyor bana. İki sayı sistemi arasındaki fark daha çok iki farklı dil kullanmak gibi. Bir çevrimde işlenmesi gereken bilgi fazladır, kapasite buna yetmez, o zaman tamam.

Genetik Bilimi Üzerine:


Portakalın da genini değiştiriyorlar, muzlar değişti malum, hele mısır, ilk başta mısır gitti, pırıl pırıl, yumuşacık mısırlar olmaya başladı. Bu iyi mi kötü mü? ... Yani bugün bir inek gidiyor mısırı yiyor, sonra ineğin dışkısı toprağa geçiyor, bitki buna sahip oluyor ama bitkinin genetik yapısı değişmeye başlıyor. Çünkü gelen alt yapı, doğanın bize verdiği alt yapı değil. Biz onu daha kontrol edemiyoruz. O bitki değişiyor, insan gidiyor bitkiyi yiyor ve insanda bir takım hastalıklar başlayabiliyor. ... Bu çok tehlikeli bir alan yani özellikle gıda alanında genin bu kadar yoğun kullanılması, ha bir yandan da öbür taraf diyor ki "E biz bunu kullanmazsak insan açlığa doğru gidiyor"


Nüfus Sorunu Üzerine:


Ben buna inanmıyorum çünkü eskiden insanın 10 tane çocuğu oluyordu, sekiz tane çocuğu oluyordu falan. Şimdi insanlar artık bir takım şeyleri, özellikle bu bilişim vasıtasıyla, özellikle televizyonlar, internetti şuydu buydu, radyolar, bazı şeyleri öğrenip daha az çocuk üretmeye başladılar. Yani ölen her iki kişiye karşı iki tane çocuk doğarsa, nüfus olduğu yerde kalır. Ben kendi çevreme bakıyorum, kendi arkadaşlarıma, benim üç tane çocuğum var ama ben başka kimsenin iki tane bile yok. Bir tane çocuğu var. Bir çocuğu olması bir ailenin jenerasyon kaybına sebep olur. Yüzde elli azalma olur nüfusta. Zaten Avrupa ülkelerinin bir çoğunda nüfus geri gidiyor.


Ismarlama İnsan Üzerine:


Torunumun göreceğine inanıyorum. İşte doğacak bir çocuğa, ısmarlayacaksınız. Bir defa erkek kesin ortadan kalkıyor. ... Kadının hücresi yetiyor, yumurtası yetiyor bir çocuk oluşturmak için çünkü genetik yapı buna izin veriyor. ... Gidip çocuk seçeceksiniz, işte benim çocuğum Atatürk olsun diyeceksiniz.


Bunların olma ihtimali bana da çok yüksek görünüyor fakat ben bu durumu yukarıda aktarıldığı kadar pozitif göremiyorum. Hemen aklıma
Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya (Brave New World) isimli kitabı geliyor. Eğer güç belli noktalarda toplanmamış olsaydı, aksini düşünebilirdim.

Bu arada, “Sevda Demirel de 'babasız bebek yetiştiren' ünlüler kervanına katılıyor. Sabah gazetesinin haberine göre, şansını önce Kıbrıs'ta deneyen ardından ABD'de karar kılan şarkıcı, bu ülkedeki bir sperm bankası vasıtasıyla hamile kaldı. Demirel, "Melez bebek sevdiğim için siyahi erkek tercih ettim" dedi.

Gerçi Sevda Demirel, “benim çocuğum Atatürk olsun” yerine “siyahi olsun” demiş ama işte, erkek ortadan kalkıyor :)

Akıl Yaşta Değil Baştadır:


Parçacık hızlandırma teorileri üzerine bir konferans vardı. ... Beş altı sıra sandalyeler kurmuşlar, işte bir tahta var, elektronik tahta ... Biz de iki sandalyeye oturduk, konferans saatini bekliyoruz, tam o sırada çocuklar içeri daldı koşarak, üç tane velet, ellerinde ışın tabancaları, kılınçlar ... başladılar zıplamaya ... cav cuv cav cuv gürültü ediyorlar filan, Amerikalılar bakıyor böyle müstehzi bir ifadeyle, gülüyorlar. Çok normal olarak kabul ediyorlar. Yahu dedim bizde olsa çocuğu önce güzel bir döveriz, arkadan dışarı atarız ve ailesini de azarlarız, "Ne işi var bunların burada" diye ... Neyse konferans saati geldi, çocuklar ellerinde ışın tabancalarını, kılınçları falan bir kenara bıraktılar, çıktılar kürsüye ve konferansı verdiler. Çocuklar yedi, sekiz yaşlarında falandı. Ben kendimi tam bir embesil olarak addettim yani ... anlamadım ne söylediklerini ... Şimdi üniversiteler, NASA gibi kurumlar bu çocukları topluyorlar, üstün zekalı çocukları, bu algılama gücünü işliyorlar.

Bir zamanlar Reha Muhtar’ın haber programıyla ünlenen süper zeka bir çocuk vardı, maalesef adını hatırlayamıyorum. Hani daha sonra tek başına televizyon programı yapmaya başlamıştı. O çocuğun adı neydi? Bugün nerede ne yapıyor bilen var mı? Belki kendisi bu yazıya denk gelir ve cevap verir, ne güzel olurdu :)

Yeni Dünya Düzeni:


Şimdi herkesi fişlediler, bankalarla. Hepimizin yaşayabilmek için kredi kartına ihtiyacımız var. Amerika'da bir otele giderseniz, kredi kartınız yoksa sizi almazlar. Nakit ödeyeceğim deseniz almazlar, kabul etmezler, kredi kartı isterler çünkü odadan çıktığınızda, belki zarar verdiniz odaya? ... Banka sizin hakkınızdaki bütün bilgilere sahip oluyor, ondan sonra sizi kontrol etmeye başlıyor. Sana kredi vereyim git şu oyuncağı al ... tatile git, sana indirim yapayım ... Sonra ne oluyor? ... Borcunuzu ödeyemez hale geliyorsunuz ... kartınızı pıt iptal ediyor. Kredi alayım diyorsunuz ... (Banka) siz risklisiniz diyor ... herkes birbirine bağlı ... Pazarda onbin kişi varsa sizin malınızı satabileceğiniz, bir anda bunun beşbin kişiye düştüğünü görüyorsunuz çünkü o insanların satın alma gücü kalmıyor.


Siber Savaşlar:


Ben geçmişte çok kötü bir deneyim yaşadım. Bir akıl hastası, bir şekilde bana taktı ... internette olabilecek her yere benim hakkımda inanılmaz rivayetler yaymaya başladı ve ben bunu durduramadım. Bu bir siber savaştı ... gittim babası "Bu akıl hastası oğlum, biz de bunu hapse koydurmaya çalışıyoruz olmuyor, bana da aynı şeyleri yaptı" dedi ... insanların bir çoğu iş ilişkilerini kestiler benle, "Gerçek olabilir mi acaba" diye. ... Ufacık bir insan, bir akıl hastası bunu yapabiliyorsa, bir devletin ne yapabileceğini düşünebiliyor musunuz?


Paylaş:
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş FriendFeed'te paylaş MySpace'de paylaş Stumble'la Reddit'te paylaş Delicious'ta paylaş


İlgili bağlantılar:

blog comments powered by Disqus