Fareli Köyün Kavalcısı
12/06/10 03:11 Şurada dosyalandı: İlginç
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Ali Murat Güven
Kral ve Ben Programı : Bölüm 55
Seyretmek isteyenler için: YouTube
Aksi belirtilmedikçe, mavi dörtgenler içinde yer alan yazılar Ali Murat Güven’e aittir. Diğer yazılar ve parantezler bana ait.
Bazı sinema eleştirmenleri var ki bir filmin biçimsel özelliklerini önceleyip, işte kamera, ışık, kurgu, oyunculuk vesaire, özünde ne anlattığıyla ilgilenmez oldular. ... Sinemanın çok politik bir sanat olduğunu düşünüyorum.
(Sinema) Çok büyük paraların döndüğü, hiç kimsenin bu paraları öyle anlamsız deneysel projelerle riske etmek gibi bir derdinin olmadığı, her filmin senaryosunun o filmi çekmekten iki, üç kat (fazla) sürede yazıldığı ve metaforların çok önemsendiği, yani bir şeyi der gibi yaparken aslında başka bir şeyi demek, bu tür göndermelerle bezeli bir sanat dalı.
Hitler'in ... iktidara geldiği, inanılmaz bir vizyonla kendine propaganda bakanı atadığı bir dönem. (Propaganda bakanı) Goebbels tam bir görüntü sihirbazı, görüntü şeytanı daha doğrusu.Henüz, benim gördüğüm yok en azından, belgesel sinema tarihinde, Adolf Hitler'i tepeden küçülterek ... gören bir tek plan izlemedim. Tüm planlarda Hitler, kendisinden daha aşağıdan, bir Roma tanrısı heykeli kadar heybetli ve bizi ezerek konuşur.
Dönüyoruz kendi ulusal kurtuluş mücadelemize, kendi ülkemizin kurucusunun toplasanız yirmi dakikayı aşan görüntüsü yok, Mustafa Kemal Atatürk'ün.
70'lerin büyük aktörü, günümüzün de bol Oscar'lı saygın yönetmeni Clint Eastwood (Yandaki fotoğrafta solda görülen kişi, aman karışmasın :), bundan birkaç yıl önce kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle demişti: ... Yönettiğim bir filmi, 50 ila 75 milyon dolara tamamlıyorum. Bu parayla bazı küçük Afrika ülkelerinde darbe finanse edebilirsiniz. O ülkedeki rejimi yıkıp yerine Clint Eastwood rejimi kurabilirsiniz. (Bkz: Hadi Para Kazanalım)Sinemanın yardımıyla, müziğin yardımıyla, popüler kültürün yardımıyla, orayı yirmi beş ila elli yıllık bir süreçte, projeksiyon budur, dönüştürüyorsun. Yemek beğenisini, hayata bakışını ... Bugün Moskova'da Amerikan yaşam tarzı dediğimiz şeyden daha farklı bir şey görmüyorsunuz ki, gece kulüpleriyle, müzik klipleriyle, film beğenisiyle ...
Kutsal Tahta
Ali Murat Güven filmlerin alt metinlerinden bahsediyor. Gerçekten de, filmlerin yüzeyinde süzülen aşk hikayelerinin altında, yüzeyde görünenden çok daha fazlası yüzüyor. Hollywood kelimesi Türkçe Kutsal Tahta anlamına geliyor ki çok anlamlı. Hani büyücünün elinde tuttuğu, ucunda yıldız olan tahta var ya, işte o tahtanın adı Hollywood. Aynı tahtayı sihirbazların ve orkestra şeflerinin ellerinde de görüyoruz.
Bir kelimeyi hecelemeden konuşmak ya da yazmak mümkün değil. Kelimeler olmadan cümleler kurmak, cümleler olmadan öyküler anlatmak imkansız. Öyküler olmadan da ortalama seyircinin dikkatini cezbedecek bir film yapılamaz. Sinema sektörünün vatanı hepimizin bildiği gibi İngilizce konuşuyor.
İngilizce'de "spell" kelimesinin iki anlamı var ki çok ilginç. Birincisi heceleme. İkincisi büyü. "Spelling" dediğimiz zaman, hem hecelemek hem de heceleyerek büyü yapmak anlamlarına dokunmuş oluyoruz. (Oz Büyücüsü, Zardoz) Belki de Harry Potter ve arkadaşlarının sopalarını sallamaları, büyülü kelimeler sarfederek mucizeler yaratmaları, sanıldığı kadar gerçeküstü değildir. Kelimenin büyülü olmayanı daha icat edilmedi.
Fareli Köyün Kavalcısı
Her sene üretilen çok sayıda filmi çeken yönetmenleri, dev bir orkestranın "büyüleyici" enstrümanlarına benzetirsek, bu orkestrayı yönetecek bir şefe ihtiyaç duyulacağını hemen anlarız. Enstrümanlar önlerine konan notaları, şef yönetiminde çalmak durumundadır. Notalar, insan kulağına çekici gelecek biçimde ardısıra dizildiğinde, çeşit çeşit melodiler oluştururlar (Fareli Köyün Kavalcısı). Her yiğidin bir yoğurt yiyişi, her yönetmenin bir film yapışı vardır. Nasıl kemanla saksafon, aynı melodiyi çalsalar bile, farklı renklerde ses üretiyorlarsa; farklı yönetmenler de aynı melodiyi çalsalar bile, farklı tatlarda film üretirler. Bu melodiler ya da motifler, yetenekli yönetmenlerin elinde, baş döndürücü bir teknolojiyle defalarca işlenir, izleyici hep aynı filmi seyreder, aynı melodiyi dinler, bilinç düzeyinde fark etmese bile, bilinçaltı tekrarlanmakta olan mesajı alır, kullanır.
Pavlov’un Köpeği
Pavlov’un deneylerini hatırlayan var mı? Zil çalınır, yemek verilir, köpek zille yemek arasında ilişki kurar. Deney yeterince tekrarlandığında, yemek verilmese bile zilin her çalışında köpek salya üretir. Biliyorum kabul etmek, kendini bir köpekle karşılaştırmak insanın zoruna gidiyor ama durum böyle. İstediğimiz bir aşk hikayesiyse ya da kahramanlık öyküsüyse, ya da “görsel bir şölense,” ya da her neyse, bu yemek oluyor. Ziller de yemek servis edilirken çalınıyor.
Stanley Kubrick, Oscar Ödülleri
Stanley Kubrick hayatı boyunca hiç Oscar almamıştır. Sinema tarihinde Kubrick'ten önce ve Kubrick'ten sonra diye ayırım yapılır.
Bir filme Oscar verilmişse bunun anlamı bana göre, "Ey ahali, gel, otur, seyret, bu filmde görmen gereken bir şeyler var" oluyor. Film teknik yönden iyidir, kötüdür, bu başka bir konu, hiç film setinde bulunmamış sıradan izleyici açısından bakınca, zaten işin teknik kısmı sıkıcı detaylardan ibaret.
Sekiz Oscar’lı Slumdog Millionaire Filmi Üzerine
Hatta geçen gün onla (Slumdog Millionaire) ilgili bir başlık atmıştım. Sempatik, güzel ama sekiz Oscar'lık da değil şeklinde bir başlık atmıştım. ... (Film) Yeterince sebat edersen ... ortalığın kediden, fareden ve aç insandan geçilmediği bir ülkede bile, hayallerinin kızıyla evlenir, hayallerinin mesleğini elde eder, peri masallarındaki gibi yaşarsın diyor.
Film bir de “Gençler, bak uyandırayım, biz yeni bir dünya düzeni kurduk, eskiden köpek bağlasan durmayacak çöplüklere bile gökdelenler diktik, ıslah ettik, siz hala kim bilmem kaç yüz milyar ister isimli yarışmayı, ağzınızın suyu akarak, salyalar akıtarak seyrediyorsunuz, ne yalan söyleyeyim, bir halttan haberiniz yok, sizi ıslah edemedik” diyormuş gibi geldi :)
Brokeback Mountain
2006 yapımı, Ang Lee'nin çok olaylı bir filmiydi. Amerikan taşrasında iki genç adamın, biri aktif, biri pasif eşcinsel olan iki genç adamın tutkulu ilişkisini ... perdeye getiren bir filmdi. İki genç adamdan birini, bir güzel genç kız yapsanız, Walt Disney sinemasının pazar sabahı kahvaltı eden insanlar için ürettiği ... duygusal Amerikan filmlerinden birine dönüşecek olan bir hikaye, tamamen içindeki eşcinsellik unsuru nedeniyle, dünya çapında, itilemeyle, kakalamayla fenomene dönüştürüldü, ödüllere boğuldu. ... bizi hareketlendiren en önemli yönü eşcinselliğe bakışımızdı, bulunduğumuz noktaydı bununla ilgili.Film amacına ulaşmış görünüyor.
Filmi bir yana koyalım, filmde kullanılan Gustavo Santaolalla müzikleri muhteşem. Babil filminin bazı müziklerinde de Santaolalla imzası vardı, o müzikler de çok güzeldir, filmse başlı başına ayrı bir yazının inceleme konusu.
Brokeback to the Future
Kırık Dağ Kovboylar Kooperatifi’nin şöyle bir versiyonu da var:Fantastik Filmler Furyası
Programı sunan Ertan Özyiğit, “Baktığımız zaman şimdi, vampirler, kurt adamlar, cadılar, büyüler, yani belki ... Stan Lee’den başlayan çizgi romanın etkileriyle büyük kahramanlar, ölmüyorlar, yok olmuyorlar, yani geleceğe ne söylemek istiyor Hollywood?” diyor.
Vampiri, kurt adamı, cadısı, druidi, bunlar gerçek hayatta da mevcut diyeceğim, sakın domates, biber fırlatan olmasın :) Filmlerden bildiğimiz anlamda olmasa da bu kavramları hayatlarının merkezinde yaşayan insanlar ve çeşitli topluluklar var.
Herkes her film türünü sevmez. Farklı film türleri, farklı kitleler için yapılıyor. O kitleleri değişik hacimlerde piramitlere benzetecek olursak ve bunların öğretilerini, içrek, batıni, mistik ya da ezoterik kabul edersek, seyirci film aracılığıyla, giriş seviyesinde inisiye ediliyor diyebiliriz.
Her yerde olduğu gibi, burada da yine bir Eski Mısır bağlantısına rastlıyoruz:
Ekşi Sözlük’ten alıntı, inisiyasyon kelimesinin anlamı:
Eski Mısır’da, Sfenksin içinde uygulanan, Osiris rahipleri tarafından verilen bilgiler, kadim sırlar ve nefsin kontrolü işlemlerine verilen topluca ad.
Yeri gelmişken unutmadan, “Tanrılarımız Tayt Giyer: Çizgi Roman Kahramanlarının Gizli Tarihi” isimli kitaptan bahsedelim ki konuyla doğrudan alakalı. Çizgi Roman kahramanlarına nereden gelindi, şöyle hızla bir göz atmak için: Medya.Bu arada, Hancock isimli filmde; çocuk, tayt giymiş çizgi roman kahramanlarını, filmin kahramanı Hancock’a gösterir, yorum bekler. Aşağıya filmin ilgili sahnelerinde geçen konuşmaları alıyorum, belki ilgilidir :)
Çocuk: Burada ne görüyorsun?
Hancock: Homo.
Çocuk: Ya bu? (Kırmızı tayt giymiş bir kahraman görünmektedir)
Hancock: Kırmızılı Homo.
Çocuk: Ve bu? (Sarı saçlı bir kahraman görünmektedir)
Hancock: Norveçli Homo.
Hancock: Homo.
Çocuk: Ya bu? (Kırmızı tayt giymiş bir kahraman görünmektedir)
Hancock: Kırmızılı Homo.
Çocuk: Ve bu? (Sarı saçlı bir kahraman görünmektedir)
Hancock: Norveçli Homo.
Erotik Filmler Furyası
Ertan Özyiğit yine soruyor, “Şimdi şöyle bir şey var, seksenli yıllarda başlayan, Amerika’yla başlayan, bütün dünyaya yayılan bir erotik film akımı var. Burada neyi amaçladı yapımcılar?”
Ali Murat Güven cevaplıyor:
60'larda özellikle pornografi, cinsel devrim sloganı eşliğinde dünyaya yayıldı, Amerika tabi bunu bir, iç Amerika'daki muhafazar topluma bu şekilde satamayacağı için daha farklı ambalajladı, onu soft porno formatına indirgedi, hard pornoyu danimarkalılara, iskandinavlara bıraktı, Amerika'daki formu bunun ne oldu? Temel İçgüdü oldu, La Luna oldu, Brokeback Mountain oldu.
Bence bu sorunun cevabı, Roland Huntford’ın The New Totalitarians isimli kitabında saklanıyor. Huntford’ın aktardığı bilgilere (ve tabii Aldous Huxley’e) göre seksi alabildiğine özgür yaşayan insan, politikaya pek meyletmiyor :) Huntford’ın kitabını internet üzerinden okumak için tıkla.
Bir arkadaşımla, 1960’lardan Oscar’lı bir film seyrediyoruz. Üşenmedim filmin adını buldum, aşağıya da afişini ekledim.
1969 yapımı, dört Oscar’lı film, Bob & Carol & Ted & Alice

Film Oscar’lı ya, bakalım ne görmemiz istenmiş anlamaya çalışıyorum da, hiç öyle çalışmaya gerek yok. Günün filmleriyle karşılaştırıldığında zerre kadar sofistike sayılmayacak, kör gözüne bir hikaye örgüsü: Geleneksel Amerikan aile değerlerine sahip bir çift, cinselliğini özgürce yaşayan bir başka çiftle tanışıyor, özgür çift, muhafazakar çifte nasıl özgür olunacağını öğretiyor ki meali eş değiştirerek seks yapmak. Özgür çiftin erkeği, daha ilk bakışta, tipinden giyimine 60’lı yılların meşhur kişiliği Timothy Leary’yi çağrıştırıyor.
Orjinal Leary’nin görüntülerini bulup arkadaşıma gösteriyorum, “Bak” diyorum, “Nasıl?” Anlamıyor önce. Diyorum ki “Filmdeki adam bu adama benzemiyor mu?” Bakıyor tekrar fotoğraflara, “Ne?” diyor, “Bu fotoğraftaki adam filmdeki adam değil mi?”
Bu da gerçek Leary:

Leary’ye çok benzeyen bir aktör kullanarak, Leary’nin o tarihlerdeki büyük karizmasından faydalanmak pek akıllıca :)
Paylaş:
İlgili bağlantılar:
- Oz Büyücüsü
- Zardoz, film
- Fareli Köyün Kavalcısı, masal
- Gustavo Santaolalla
- Tanrılarımız Tayt Giyer: Çizgi Roman Kahramanlarının Gizli Tarihi, kitap
- Medya
- Hancock
- The New Totalitarians, kitap
- Bob & Carol & Ted & Alice, film
- Timothy Leary
- Kurtlar Vadisi 30 Ülkeye Satıldı
blog comments powered by Disqus









