District 9 - Yasak Bölge 9 - Eleştiri
Filmle ilgili konuşmaya başlamadan önce söyleyeyim: Yasak Bölge 9’u, iyi bir film seyretmek isteyen herkese öneririm. Her ne kadar senaryosunda aklıma yatmayan yerler bulunsa da çok beğendim.Bu kadar beğenmemin nedeni bende türlü çeşit duygu yaratmış olması. Üzüldüm, sevindim, sinirlendim, kötü adamlardan nefret ettim, yaratıkların durumlarını anlayabildim, hislerini paylaşabildim. Ayrıca bilgisayar animasyonları da başarılı.
Bu yazı tek parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Çakmasal
Film için bilim-kurgu türünde diyorlar, kurgu güzel, biraz bilim de var :)
Aslında filmin gerçek türü “mockumentary” bana göre. Sanki gerçek bir belgeselmiş havasında sunulan ama aslında kurgusal olan yapımlara böyle bir isim veriliyor. Buna bir Türkçe isim uydurmam gerekseydi, “çakmasal” derdim herhalde :) Aman yanlış anlaşılmasın, “çakmasal” türünü severim, sadece uygun bir isim olduğunu düşünüyorum. Sahteliği belirtmek için “çakma” kelimesini seçtim hem minik bir kelime oyunu da var: “Çak Masal” :)Müzik
Film müzikleri, seyircinin duygularını yönlendiren bir şöför gibidir. İlginçtir, en iyi film müzikleri, hiç farkedilmeyen müzikler olur. Filmle öylesine uyum içindedir ki, seyirci duymakta olduğu müziği farkedemez bile, sadece yaşar. Yasak Bölge 9 ya da District 9’ın müzikleri de böyle. (Bkz: Üç Çinli Doktorun Hikayesi)
Henüz filmi seyretmediysen ve seyretmeyi planlıyorsan, yazının buradan sonrasını okuma derim çünkü film üzerine kafama göre konuşacağım. Dolayısıyla bazı sırlar açığa çıkabilir, filmin seyir keyfi yok olabilir.
Özet
Filmi hatırlamak için kısa ve hızlı bir özet geçmek istiyorum.

- Dev bir uzay gemisi, Johannesburg, Güney Afrika semalarına yerleşir, öylece havada durur.
- Bir süre beklendikten sonra, kimsenin gemiden dışarı çıkmadığını da görünce, yetkililer harekete geçerler.
- Uzay gemisinin içi çok sayıda yaratıkla doludur. Kötü sağlık koşullarında, ne yapacaklarını bilemeden, koyun koyuna beklemektedirler. Yere nakledilirler.
- Yaratıkların ölçüsüz, aptalca ve zararlı davranışları, insanları çileden çıkarır. Yaratıkları şehir hayatından uzak bir bölgeye taşımak üzere uluslararası bir şirket görevlendirilir.
Eleştiriler
Eleştiri, bir eserin sadece yanlışlarını bulup çıkarmak değildir. Kelime iki kutupludur: Eleştiri, bir eserin hem iyi hem de kötü yanlarından bahsetmektir. Filmin eksiklerini göstermek anlamında söyleyebileceğim fazla sözüm yok; çünkü, bu eksikler ancak detaylarda kendini gösteriyor ki, hiç bu boyutta film çekmediğim için, haddimi bilmeyi yeğlerim.
Diğer yandan, film üzerine konuşan çok, normal karşılıyorum. Bu konuşmalara cevaben sarfedecek bir iki sözüm var.
Ne Biçim Uzaylı Bunlar?
Deniyor ki, “Dev gibi uzay gemisi, müthiş silahlar, o kadar yol katedip gelmişler, teknoloji var, ne diye bu kadar eziyete katlanıyorlar?”
Filmde şöyle bir açıklama var, mealen: “Dünyaya yerleştirdiğimiz bu koloniyi oluşturan yaratıklar, basitçe yaklaşırsak, kendileri için düşünmekten aciz işçilerdir. Emirle yönlendirilirler, karar alma yetkileri yoktur. Bir sebepten dolayı liderlik yetilerini kaybetmişlerdir. Biz sebebin hastalık olduğunu varsayıyoruz.”
Bu durum bir hastalıktan değil de, yaratıkların organize olma biçiminden kaynaklanıyor olabilir. Arıları ve karıncaları biliyoruz.

Esas oğlan Vikus, belgeyi uzatıp imza istediğinde, yaratığın mantıklı bir sebep göstererek imza atmayı reddettiğini görünce diyor ki, “Besbelli bu bir parça daha parlak.” Bir ihtimal, yaratıkların başıboş kalması, yönetici sınıfın bir sebeple yok olmasına bağlı.
İnsan Denilen Yaratık
Yapısı gereği insan, duyularıyla algıladığı her ne varsa, bunlara kendini yansıtmak durumunda kalır. (Bkz: Arabesk Nedir?) Başka türlü anlaması ya da anladığını sanması mümkün değildir. Bu anlayışa insansılaştırma adı verilir. Bu çıkışı olmayan bir yoldur. Bizler, kendi bedenine hapsolmuş, o hapishaneyi bir labirent misali turlayan yaratıklarız.Kendinden nefret eden bir insan, çevresine ne yansıtır? Nefret. İyi ama, bir insan nasıl kendini sevebilir? Başka bir yazının konusu olsun. Çok önemli bir konu.
Liderlere ihtiyaç duyan, kendisi için faydalı kararlar almaktan aciz uzaylı yaratıklar, aslında insanların genel ortalamasından farklı görünmüyor. Filmi çekenler de, bildiğimiz kadarıyla :) insan olduğuna göre, yaratıkların şekline aldanmadan, insan gibi değerlendirebiliriz. Zaten bu türlü bir değerlendirme kaçınılmaz.
Bir bakalım...
Organizasyon Şeması
En altta uzaylı yaratıklar var. Neyi, niye yaptıklarını bilmeden, içgüdüleriyle hareket ediyorlar, sağa sola saldırıyorlar.
Bir üstte, Nijeryalı çeteler mevcut. Başlarında bir lider, çete elemanlarına ne yapmaları gerektiğini söylüyor. Elemanlar bu emirlere göre hareket ediyor. Elemanlar, liderlerinin yetilerine sahip olsalardı, böyle bir durum oluşur muydu? Hayır. Uzaylı yaratıklar gibi, bir liderler sınıfına ihtiyaç duyuyorlar.
Nijeryalıların üzerinde, beyazlar var. Beyazlar, şu veya bu sebeple, ortak bir müşterekte birleşerek, daha etkin bir organize olma becerisi gösteriyorlar ama, özünde aynı yapı. Çete değil de şirket oluyor yapının adı.
Mesela, MNU isimli şirket, sonuçta bir liderin yönlendirdiği soyut bir yapıdan başka bir şey değil. Askeri organı var, polisi var, biliminsanları var, ofis çalışanları var. Arı kovanı gibi. Bayrak misali, logosu da var, e daha ne olsun :) (Bkz: No Logo)Denir ki, hristiyanlığı kabul eden Roma İmparatoru Konstantin’in sancağını gören, alt sınıflardan devşirilmiş düşman askerleri, çil yavrusu gibi kaçışırlarmış. Logonun gücüne bir örnek olabilir :)
Şirketi finanse eden ortaklar ve yönetici grubu olmasaydı, böyle bir organizasyon meydana gelebilir miydi? Hayır. Uzaylı yaratıklar nasıl bilinçsizce sağa sola saldırıyorlarsa, şirket çalışanları da, şirket elemanı olmak yerine, yerel bir liderin çevresinde çeteleşecek ve mahalle kavgalarını andıran savaşlara girişeceklerdi.
(Bu arada, MNU, ya da M and You, ya da M ve Sen. M harfi, medyada sürekli tekrarlanan ve bilinçaltına işlenen, bu harfle çeşitli anlamların bilinçaltına gömüldüğü bir desen oluşturuyor. Daha sonra bu konuyla ilgili bir yazı yazıp, M karakterinin tekrarlandığı yapımlara işaret edeceğim.)
Özetle, ha filme hikaye olan “dış” uzaylı yaratıklar, ha insanoğlu, ikisi aynı.
Tuhaf Yaratık Modelleri
Fimlerde kullanılan yaratık tasarımlarının, neden böyle acayip olduğunu merak edenler var.
En önemli sebebi, seyirciye daha önce görmediği bir görüntü göstermek; hayret duygusu yaratmak; yeni görüntü beyne kaydolurken, seyircinin savunma mekanizmasında açılan deliği kullanıp, çeşitli fikirleri seyircinin zihnine aktarmak olabilir.
Esas Oğlan
Her filmin bir iyi, bir de kötü esas adamı olmazsa... olmuyor :) Seyircinin kendini özdeşleştireceği bir iyiye, kendinden uzak göreceği de bir kötüye gerek var.
Bu filmde birden fazla kötü adam var; albay var, Nijeryalı çete lideri var, şirket yöneticileri var.
Meşhur Network filminden, kısa bir bölüm paylaşmak istiyorum:
Şu an için, doğrudan konuyla bağlantılı olan kısmı şöyle: “Kahramanımızın başı ne kadar dertte olursa olsun, bir saat sonunda kazanan yine o olur.” Aksi halde kimse seyretmez :)
District 9 ya da Yasak Bölge 9’da böyle olmuyor. Kahramanımızın başına gelenler, bir bakıma şans ve bir bakıma da kendi yetersizliği oluyor. Ama bir dakika! Kendini kimle özdeşleştirdin? Genetik değişime uğrayan esas oğlan Vikus’la mı, yoksa çocuğuyla birlikte, elinden geleni yapan uzaylı yaratıkla mı? :) Sonunda Vikus da, dönüşümünü tamamlayıp, bir uzaylı oldu çıktı zaten.
İnsanlığımızdan utanmamızı sağlayan, başka bir film daha vardı: Avatar. Bu utancı bilinçaltlarına yerleştiren film sayısı artıyor ve artacak gibi görünüyor.
Film Sıkıcı mı?
Sinema filmlerinin, geniş halk kitleleri için yapılanları, işlediği konuları fazla derinleştirmeden, seyircisinin aklına bir iki yeni tohum eker ve daha önce ekilmiş tohumları sular ki büyüyüp serpilsinler.Fazla “bıdı bıdı” konuşma, seyirciyi uyutur. Bilinci uyanık tutmak için aksiyon gereklidir. Hatta, Saw gibi filmlerle iyice açılmış olan yolu izleyen yapımcılar, seyirciyi ağzı açık vaziyette, koltuğun kenarına sindirip, tohum ekmek için aradıkları fırsatı yaratıverirler.
Tabi şöyle bir durum da var:
Omnicom Group kıdemli reklam yöneticisi David Lubars sanayinin yol gösterici prensibini çoğundan daha içtenlikle dile getirmektedir. Ona göre, tüketiciler “hamamböcekleri gibidir; ilaçlarsınız, ilaçlarsınız ve bir süre sonra bağışıklık kazanırlar.” (Bkz: No Logo)
District 9, aksiyon dozu iyi ayarlanmış bir film. Kopan kolları da göstermekten çekinmiyor. Yine de sıkılanlar olacaktır tabi. Aksiyon sahnelerinin çokluğundan değil, “bıdı bıdı” sahnelerinin çokluğundan :)
Film üzerine yazılmış pek çok yorum okudum. Şikayet edenlerin büyük bölümü, başlarda, belgesel tadında bilgi verilen kısımlarda sıkılmışlar. Sonra, “ama şu niye böyle, bu niye böyle, hiç yakışmamış, hiç olmamış” demekten de geri kalmamışlar. Manidar olan, cevap aradıkları soruların, sıkıldıkları ilk bölümde yanıt bulması :) (Bkz: Kendini Bilmek)
Ben Yutmam!
Bir de, “Bu dolmaları bana yutturamazsınız! Şuna cevap yok! Buna cevap yok! Olmuş mu? Ayıp! Ayıp! Tüüü!” diyenler var. Ben de sık sık aynı duruma düştüğüm için biliyorum, farklı bir yerde değilim yani. Böyle yaklaşan dikkatli seyircilerin sorularına gerçekten de cevap yok... da bir film bu, sonuçta çocukların zihnini meşgul etmek için anlatılan bir masal. Varsın her soruya cevap bulunamasın. Seyirciye farkettirmeden bilinçaltına ekilen düşüncelere, bir güzel yedirilen görünmez dolmalara bakmak, daha iyi olurdu gibi, sanki :)
Sıradaki film analizine devam et...
Paylaş:
blog comments powered by Disqus









