Manyetik Mavi
Sinema: Dikkat!
Navigation

James Cameron - Avatar - Eleştiri - I

Genel hatlarıyla baktığımız zaman Avatar harika bir film. Şikayetlerimiz yok mu? Var tabi ki ama o kadar olsun artık :)

Sinema zor ve pahalı bir sanat. Avatar gibi büyük bir yapımda yüzlerce kişinin, bir uyum içinde çalışması gerekir. Filmi hiç beğenmeseydim bile buna saygı duyardım.

Yazar hanesinde, filmin yönetmeni James Cameron adını görüyoruz. Görünüşe göre senaryoyu tek başına yazmış. “Cameron senaryoyu benden çaldı” türü yakınmalar görüyoruz. Ben bunu çok ciddiye almıyorum. Bir ara Cem Yılmaz, kimse “benden çaldı!” demesin diye yeni projesine “O... Çocuğu” adını vereceğini açıklamıştı.


Bu yazı toplam 5 parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:



Öyle bir kültürel kazan içinde yaşıyoruz ki hem aynı kazanda dönüp, hem de etkilenmemek mümkün değil. Kepçe kimlerin elinde ona baksak daha iyi olur :) Üstelik aklıma ünlü reklamcı Paul Arden’ın bir tavsiyesi geliyor: “Sana ilham veren ya da hayal gücünü çalıştıran her yerden çal.”

Yazarlık ya da senaryo konusuna şu sebeple girdim: James Cameron bu filmle, müthiş bir manevi başarı ve maddi kazanç hedeflemiş olabilir ama anlatmak istediği bir şeyler de var gibi :) Nedir onlar?

Yüzeye bakalım, “İnsanlar olarak çok olduk artık, bir an önce doğayla uyum içinde yaşamayı öğrenelim.” Olabilir.




Henüz filmi seyretmediysen ve seyretmeyi planlıyorsan, yazının buradan sonrasını okuma derim çünkü film üzerine kafama göre konuşacağım. Dolayısıyla bazı sırlar açığa çıkabilir, filmin seyir keyfi yok olabilir.



Kahramanlarımızı Tanıyalım





Tamam, şaka :) Jake Sully değil bu, Nicholas Cage’in avatarını görünce dayanamadım. Biraz da Val Kilmer’a benzemiş.


Jake Sully ya da...
Yaramaz Çocuk ya da...
Hain Oğul

Bir savaş gazisi. Venezuela’da bulunmuş. Film 2154 yılında geçiyor. Demek ki Amerika o tarihte bile Hugo Chavez’den kurtulamamış :)

Jake bir engelli. Bacakları tutmuyor. Mealen diyor ki, “Rahatsızlığımın tedavisi var, ama bir savaş gazisinin hayrına tedavi etmiyorlar, hele bu kötü ekonomik kriz ortamında hiç olmaz.” Böylece, 2154 yılında, ekonomik krizlerin de devam ettiğini öğrenmiş oluyoruz.

Ayrıca askeri teknoloji de, bugün görebileceğimizden çok farklı değil. Neredeyse olaylar bugün, burada gerçekleşiyor diyebileceğiz :)

Filmde pek değinilmese de, belden aşağısı felçli bir erkeğin; erkeklik vasıflarını yerine getiremeyeceğini düşünmek, sanırım yerinde olacaktır. Başka deyişle, Jake, maalesef iktidarsız bir erkek ve bu durumun her türlü psikolojik ağırlığı altında ezilen bir insan.

Ekonomik açıdan, pek çoğumuz iktidarsız kalmış, kısır ve sürekli kendini tekrar eden bir hayata hapsolmuş durumdayız. Ha tekerlekli sandalye, ha metrobüs ya da otobüs. Böyle bakınca, biz de aynı Jake Sully gibi Navi’lerin arasına karışıp; Neytiri gibi bir prensese ya da
Tsu'tey gibi bir soyluya aşık olup, geride bıraktığımız dünyaya da bir el hareketi çekmek istiyoruz. Bu arada, Tsu’tey’i canlandıran oyuncu lazmış, adı Laz Alonso. Sahne adı herhalde :)

İsimler Önemlidir...


Sürekli bir hipnoz halinde yaşıyoruz. Hipnoz deyince, akla hemen televizyonda yayınlanan gösteriler geliyor. Bir hipnozcu, şu veya bu yöntemle katılımcıları uyutuyor ve onlara komik ya da ilginç bir şeyler yaptırıyor, parmağını şıklatınca katılımcılar uyanıyor ve biraz önce neler olduğunu hatırlamıyorlar. Doğru, bu bir hipnoz çeşidi ama hipnozun farklı seviyeleri var. Her türlü telkini de bir tür hipnoz kabul edebiliriz yani...

Duyduğumuz her kelime ve cümle, bize bir duygu ya da düşünceyi aşılama potansiyeli taşıyor. Mesela...

Seni hiç tanımıyorum ama, çok iyi bir insan olduğunu hissediyorum. Geleceğe dair güzel planların var. Kesinlikle başarılı olacaksın. Hem maddi, hem de duygusal anlamda seni güzel günler bekliyor çünkü başarı ve sevgi senin mayanda mevcut. Çevrende beğenilen bir insansın. Seni beğenmeyenlere aldırma, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, senin gibi güzel bir insanı kaybediyorlar, haberleri yok. Senin gibi iyi bir insan blogumu okuduğu için çok mutlu ve memnunum, teşekkür ederim.

Yukarıdaki cümleleri okurken duygularında nasıl bir değişim oldu? Keyifli değil mi? Bıçağın iki yüzü var :) Kelimeler keyif de verebilir, sıkıntı da. Kelimelerin önemini anlatmak için
Jordan Maxwell bir örnek verir, mealen şöyle: “Dolu bir sinagoga girin ve ‘Heil Hitler’ deyin bakalım ne olacak?”

Bugüne kadar en çok duyduğun kelimelerden biri ismin olmalı. Her ismin de bir veya birkaç anlamı var. Böylece, farkında bile olmadan, kendi isimlerimizin anlamları bizleri etkiliyor.

Jake Sully’ye geri dönelim.

Yakup’un Merdiveni





Bir sahnede, Jake’in tekerlekli sandalyesinin arkasında, “Grunt Sully” yazdığını görüyoruz. İstersek şöyle çevirebiliriz, “Lekeli Homurtu.”

“Sully,” lekeli ya da lekelenmiş anlamına gelebiliyor. Lekeli ifadesi, ilginç çünkü...

Jake ismi, Eski Ahit’ten bildiğimiz Jacob ya da Yakup’un, bir başka söylenişi. İsim zaman içinde, halk ağzında dönüşüp bu biçimi almış. Oldukça popüler bir isim.

İkizler


Ne ilginçtir ki, Yakup’un bir de ikiz kardeşi var, adı Esav.

Genesis 25:24’ten aktarıyorum:

Doğum vakti gelince, Rebeka’nın ikiz oğulları oldu. İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular. Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esav’ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi.


Yakup, “topuk tutar” ya da “Hileci” anlamlarına gelebiliyor. “Sully” kelimesini “lekeli” ya da “lekelenmiş” gibi yorumlayabiliyorduk. Yakup’la ne ilgisi var? Daha sonra göreceğiz.

Bu arada, İshak, Yakup’un babası.

İstersek şöyle bir kurgu yapabiliriz: Jake = Yakup ve Jake’in ikiz kardeşi Tom = Esav olabilir ama bir ihtimal daha var, Genesis 25:27’den aktarıyorum:

Çocuklar büyüdü. Esav kırları seven usta bir avcı oldu. Yakup’sa hep çadırda oturan sakin bir adamdı.


İkinci kurgu da şöyle oluyor: Jake = Esav ve bizler de, aynı Yakup gibi, sakince film çadırında oturup ekrana bakan seyirciler olabiliriz, yani Yakup = seyirci.

Her iki kurguyu da, gerçek olmak açısından zayıf buluyorum. Yine de ilginç bağlantılar.

Yakup’un hilekarlığına geçelim.

Genesis 25:28’den aktarıyorum:

İshak Esav’ı daha çok severdi, çünkü onun getirdiği av etlerini yerdi. Rebeka ise Yakup’u severdi.


Avatar’da da, aynı Rebeka gibi bir anne figürü görüyoruz.

Grace Ana


Jake uyuya kalmış, Grace Ana, Jake’in etrafını topluyor:



Grace Ana, Jake’i yatırıyor:



Grace Ana, Jake’i besliyor:



Genesis 27:5’ten aktarıyorum:

İshak, oğlu Esav’la konuşurken Rebeka onları dinliyordu. Esav avlanmak için dışarı kıra çıkınca, Rebeka oğlu Yakup’a şöyle dedi: “Dinle, babanın ağabeyin Esav’a söylediklerini duydum. Baban ona, ‘Bana bir hayvan avla getir’ dedi, ‘Lezzetli bir yemek yap, yiyeyim. Ölmeden önce seni RAB’bin huzurunda kutsayayım.’ Bak oğlum sana söyleyeceklerimi iyi dinle: Git süründen bana iki seçme oğlak getir. Onlarla babanın sevdiği lezzetli bir yemek yapayım. Yemesi için onu babana sen götüreceksin. Öyle ki, ölmeden önce seni kutsasın.”


Böylece, babayı yani İshak’ı kandırıyorlar ve Yakup, bir kere daha “hileci” oluyor, lekeleniyor, doğumunda sergilediği “topuk tutma” davranışına, yetişkinliğinde de devam ediyor.

Baba Figürü


Grace Ana’yla Rebeka arasında bir bağlantı kurduk, peki Avatar’daki baba figürü hangi karakter olabilir?

Tabi ki Albay Miles Quaritch ama vekaleten bakıyor babalık makamına çünkü esas baba, RDA isimli şirket ve esas anne de Pandora gezegeni.

Şirket üzerinde kısa bir süre için duralım. Neden şirket için baba kavramını kullanabiliyoruz?

Şirket, asker ya da çalışanlarını, dev uzay gemileri aracılığıyla Pandora’ya taşıyor. Şirketin bu tavrını, kadının rahmine ulaşan erkeklik organı gibi düşünelim ve bir an için, bu olanları mikroskoptan seyrettiğimizi hayal edelim. Böylece, uzay gemilerinden fışkıran şirket çalışanlarını, ana rahmine hücum eden spermlere benzetmek çok kolay olacaktır.

Bir de psikolojk açıdan yaklaşalım. Bir erkeğin, bir kadına ulaşabilmesi için, erkeksi özellikler göstermesi şarttır. Kadın bu özelliklere bakarak seçim yapacaktır. Erkek ve kadın birleştiğinde, çoğalma, bolluk ya da bereket meydana gelecektir. Zenginlik yaratabilmek için, hem erkek prensip hem de dişi prensip gereklidir. Bir erkek gibi davranmayı sağlayan özellikler, beynin sol yanına yakıştırılır. (Daha fazla bilgi için Bkz:
Zihin Kontrolü)

Biraz önce bahsettiğimiz sebeplerden ötürü, RDA isimli şirket erkektir. Albay da şirketin bir temsilcisi ve aynı zamanda baskıcı yapısıyla, dediğim dedik, astığım astık bir babadır.

Devam edelim...

İshak oğlu Esav’ı kutsadığını sanarak Yakup’u kutsuyor ve şöyle diyordu, Genesis 27:29’tan aktarıyorum:

Halklar sana kulluk etsin, uluslar boyun eğsin. Kardeşlerine egemen ol, kardeşlerin sana boyun eğsin. Sana lanet edenlere lanet olsun, seni kutsayanlar kutsansın.


Albay, Jake’in kardeşi Tom’u seviyordu. Tom öldü. Mecburen, bir hileciyi kutsadığını bilmeksizin ama şüphelenerek, Jake’i kutsuyor.

Gök İnsanları ya da “Sky People” çağrışımı yapabilmek için, Genesis 28:12’den aktarıyorum, Yakup’un rüyası:

Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrı’nın melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı.


Genesis 28:14’ten aktarıyorum:

Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak.


Jake Sully’nin hikayesiyle, Hileci Yakup’un hikayesi arasında bir benzerlik var değil mi? Kendisi de bir protestan olan James Cameron’ın bu benzerlikten habersiz olduğunu hiç sanmıyorum. Üstelik, James ismi de Jacob ya da Yakup isminin bir başka söylenişi.

Elbette Eski Ahit’te yer alan hikaye, Avatar’ın senaryosuyla birebir aynı değil. Yine de benzerlik dikkat çekici ve hiç olmasa, belli bir dini eğitim almış iyi bir hristiyan’ın bilinçaltına temas edeceğini düşünebiliriz.

Anne ve Baba


Yazının devamında, Avatar’da gördüğümüz sembolik aileye biraz daha yakından bakacağız, anne ve babayı daha yakından inceleyeceğiz.

Yazının devamını görmek için tıkla...

Paylaş:
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş FriendFeed'te paylaş MySpace'de paylaş Stumble'la Reddit'te paylaş Delicious'ta paylaş

blog comments powered by Disqus