James Cameron - Avatar - Eleştiri - V - Teknoloji ve Para
Bu yazının ilk bölümünü okumak için burayı tıkla
Henüz filmi seyretmediysen ve seyretmeyi planlıyorsan, yazının buradan sonrasını okuma derim çünkü film üzerine kafama göre konuşacağım. Dolayısıyla bazı sırlar açığa çıkabilir, filmin seyir keyfi yok olabilir.
Bu yazı toplam 5 parçadan oluşuyor. Yazının tamamını, aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak, PDF biçiminde bilgisayarına indirebilir, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan, dilediğin yerde okuyabilirsin:
Elde Edilemeyen Madde: Unobtainium
Uğruna binlerce kişinin çalıştığı, kilosu 20 milyon eden (ama hangi para birimi?) maddenin adı “Unobtainium” yani “elde edilemeyen” gibi bir anlamı var.
Sadece Avatar’da değil, daha pek çok başka bilimkurgu filminde de bu hayali maden kullanılıyormuş. Gerekiyorsa ısıya dayanıklı oluyor, gerekiyorsa basınca dayanıklı oluyor, tamamen hayal. Bu maden için, sıkıştığımızda suçlayabileceğimiz veya yüceltebileceğimiz bir joker diyebiliriz. Tarot kartlarından bildiğimiz budala karakteri gibi :)
Tamam, anlaşıldı, bu maden çok değerli, müthiş para kazandırıyor ama para nedir ki? Peki ya hayatının değeri nedir? Hayatını kaça satarsın?
Para Nedir Gerçekten?
Hepimiz biliyoruz ki para, üzerinde yazan değerle karşılaştırılamayacak kadar düşük değerli bir kağıt parçasıdır. 100 dolarlık bir Amerikan banknotu basma maliyetinin, bir doların beşte biri olduğunu öğreniyoruz. (Bkz: Hadi Para Kazanalım)Gerçek dünyada, unobtainium kadar değerli tek yeraltı kaynağı petrol olabilir ve petrol, para kazanmak için çıkarılmaz; para, petrol çıkarmak için basılır. Herkesin bastığı para, tabi ki petrol çıkaramaz :) (Bkz: Dune - Çöl Gezegeni)
Bir de para, ne kadar çok el değiştiriyorsa, ya da talep ediliyorsa o kadar değerlidir.
Para, Jake Sully için önemli çünkü sahip olmak istediği herşey para karşılığı satılıyor.
Gelecekte para; bilgisayarların depolama alanlarında ufacık bir yer tutan, manyetik bir alan olacak. Belki biyo-depolama alanları kullanılır, bilemiyoruz ama şimdilik, manyetik alanları kullanıyoruz.
Varılacak hedef, nakit parayı tamamen ortadan kaldırmak gibi görünüyor. Başarılacak mı? Neden olmasın? Mümkün.
Transhümanizm
Nakit paranın yok olacağını söyleyince; transhümanizm konusuna geliyoruz. (Bkz: Zardoz)
Nakit paranın kullanımdan kalkabilmesi için, insanı bir ana bilgisayar sistemine bağlayacak bir arayüze gerek var. Başka deyişle, insan bedenine mikroçip yerleştirmek şart ve bu teknoloji şu an mevcut. Çipli insanlar dönemi geldiğinde, bağlanacağımız dev bilgisayar sistemi internet olacak. Her an her yerden internete ulaşabileceğiz. Müthiş bir bilgi kaynağına her an erişebileceğiz. Bu işin parlak yüzü. Karanlık yüzüyse şu: Her an, her yerden bize de ulaşılabilecek.
Şimdilik internete bilgisayarlarımız aracılığıyla bağlanıyoruz. Dilediğimiz zaman bilgisayarı kapatabiliriz. Gelecekte bunu yapma imkanımız olmayacak. Bedenimizdeki çip ya da çipler, bize dair toplayabildikleri her bilgiyi ana bilgisayarla paylaşacaklar. Bu konuda pek çok çalışma yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. (Bkz: Kamuya Açık Yaşıyoruz)Nakit para yerine elektronik para kullanmaya başlayacağız. Ne kadar paramız olduğu, ana bilgisayara bağlı bir veritabanında ya da sanal bir bankada tutulacak. Elektronik para sistemi sayesinde, kimin hayatta kalmaya değer olduğuna, ekonomik sistem ya da bir bilgisayar yazılımı karar verecek.
Tabi yeni ekonomik sistem de, diğerleri gibi mükemmel olmayacak. Her çözüm, en az bir problem yaratır :) Açıkları olacak, boşlukları olacak, bunları sömürenler olacak, ilginç bir konu. Sistemi derinlemesine tartışmak, hakikaten bu yazının boyunu aşıyor. Avatar’la bağlantılı bir konu olduğuna inandığım için değinmek gereği duydum.Aslında paylaşmak istediğim şu: Herhangi bir para biriminin değerini, o para birimini tercih ederek ya da etmeyerek bizler belirliyoruz. Bu bilinçli bir tercih mi? Genellikle hayır. Seçimlerimizi belirleyen reklamlar oluyor ve her popüler sinema filmi, dev bir reklam kampanyasıdır.
Sumner Redstone’un Viacom eğlence ürünlerinden “yazılım” olarak bahsetmesi uygun görünmektedir; çünkü bu sinerji planlarının temelinde somut olan çok az şey vardır. Redstone; yazılım diyerek, çeşitli medya holdinglerine uyması için yoğurup kalıba koyduğu markalı eğlence ürünlerini kastetmektedir. “Biz yazılım ile yönlendirilen bir medya küresel santrali yarattık” demektedir. “Bizim misyonumuz bu yazılımı burada ABD’de ve dünyanın her bölgesinde tüm uygulamalara sokmaktır. Bunu yapacağız.”
No Logo isimli kitaptan.
No Logo isimli kitaptan.
Avatar Bedeni ve İnsan Bedeni
Şöyle düşünelim, Jake ve Avatar arasında bir bağlantı var. Bunu sağlayabilmek için Jake’in bağlı olduğu makinenin bir girişi, bir de çıkışı olmalı. Çıkış aracılığıyla, Jake’ten çekilen bilgiler Avatar’a gider.
Avatar; dokunuyor, kokluyor, tadıyor, görüyor, dinliyor. Tüm bu bilgilerin Jake’e gönderilmesi gerekiyor ki, bunun için de Jake’in bağlandığı makinenin girişi kullanılıyor.
Bu bilgi alışverişinin gerçekleşmesi için, Avatar’ın da bir girişi ve bir çıkışı olmalı.
Avatar’a bilgi gelmiyorsa, yani girişinde besleme yoksa, Avatar uykuya dalıyor. Avatar’ın uyanık olabilmesi için mutlaka girişinde bir akım oluşması gerekiyor. Bu akım oluşmadan, çıkış verebilmesi ya da Jake’e bilgi göndermesi de mümkün değil.
Jake’in bağlandığı makineye bakalım. Makine, Jake’in bilgilerini çekip, Avatar’a aktarmadan önce Jake’i uyutuyor. Avatar’ı uyandırıyor yani girişini belli bir akımla besliyor.
Makineye Hoşgeldin
Makine kapatılırsa, Avatar ve Jake arasındaki bağlantı kopuyor. Avatar uyuyor, Jake uyanıyor. Bağlantı uzun süre kopuk kalırsa, Avatar ölecektir, çünkü beslenemeyecektir, ihtiyaçlarını gideremeyecektir. Avatar’ın hayatı Jake’e ama hayır, aradaki makineye ama hayır, o makineyi kontrol eden güce bağlıdır. Bu gücün Jake’de olmadığı belli :)
Avatar geleceğinden kopup, bugüne geri dönelim. Herhangi bir dönüşüm, önce insanların zihninde gerçekleşmelidir. Mesela “Erkek adam ağlamaz” kuralına inanan bir erkeksen, ve ağlamıyorsan, o ağlamayan kişi sen değilsin; senin Avatar’ın. Hani “içim ağlıyor” denir ya, ama tek damla gözyaşı görmeyiz; işte böyle; için ağlar ama Avatar’ın ağlamaz. FRP isimli bir oyun türü var, belki ilgilidir :)
Avatar’ınla Tanış
Nasıl yeni tanıdığımız biriyle ilgili bilgileri biriktirmek için zihnimizde yeni bir oda yaratıyorsak, Jake için de aynısını yapıyoruz. Sonra, Jake uyuyor, Avatar’ına bağlanıyor, biz de mecburen Jake için açtığımız odayı karartıyoruz ve kapısını kapatıyoruz.
Aynı Jake için yaptığımız gibi, Avatar için de zihnimizde bir oda yaratıyoruz. Pandora gezegenini tanıyoruz, onun için de bir oda, hatta koca bir ev yaratıp, Avatar odasını, Pandora evinin içine yerleştiriyoruz.
Filmin büyük bölümünde, zihnimizdeki Jake odası, karanlık ve kapalı kalıyor ama Avatar odası hep aydınlık, parlak, rengarenk ve çekici. Pandora evi de öyle. Bu çok önemli bir zihinsel programlama detayı gibi görünüyor.
Filmin sonunda, Kutsal Ağaç, Jake’i Avatar’a aktarıyor. Böylece, Jake aradaki makineden kurtulmuş oluyor. Tamamen özgürleşiyor. Filmde gösterilmese de bu durum, Jake’in bedeninin ölmesi demek. Seyirci açısından bakarsak, Jake için yaratılan odanın kapısına kilit vurmak, o odayı karanlığa terk etmek demek. Bu noktada, Jake için zihnimizde yarattığımız oda örümcek bağlıyor.
Diğer yandan, yönetmen James Cameron ve film yapımcılarının, seyircinin zihninde yaratmak istediklerine benzer bir avatar odası, her birimizin zihninde parıl parıl ve tüm çekiciliğiyle kullanılmayı bekliyor. Bir tane de Neo vardı, hani Matrix’ten bildiğimiz :) İşte sinemanın büyüsü böyle bir şey olsa gerek.
Hatırlayalım, biraz önce yaptığımız kurguda, Avatar’ın uyanması için ne gerekiyordu? Avatar’ın girişine akım beslemesi yapmak, ona bilgi vermek. Zihnimizdeki avatar için de bu durum pek farklı değil :) Medya gerekli uyaranları gönderecektir :)
Gerçeklik ve Hayallerimiz
Slavoj Zizek, Avatar üzerine konuşurken mealen şöyle diyor, parantezler bana ait:
Eğer kurguyu gerçeklikten ayırırsak, gerçeklik tutarlılığını kaybeder ve çözülür. (Yani yok olur.) Gerçeklik ve hayal (ya da kurgu) arasında bir seçim yapmak hatalıdır: Gerçekten değişmek ya da sosyal gerçekliğimizden kaçmak istiyorsak, yapmamız gereken ilk şey, şu an içinde yaşadığımız gerçekliğe uymamızı sağlayan hayallerimizi (ya da kurgularımızı) değiştirmektir. Gerçekliğin, gerçeğin kendisi olmadığını biliyoruz. Aslına bakacak olursak, gerçeklik bir hayaldir, bir kurgudur. Onu nasıl kurgularsak, gerçeği de öyle algılarız. Kurguyu kendimiz oluşturabiliriz, ya da James Cameron’dan biraz yardım alabiliriz :)
Sıradaki film analizine devam et...
Paylaş:
İlgili Bağlantılar
- Surrogates: Suretler
- Teknoloji Nedir?
- h+ Magazine
- Wikipedia: Transhümanizm
- Tanrı’yı Oynamak
- Eflatun ya da Platon’un Devleti
blog comments powered by Disqus









