Bu Yazıyla İlgili Bilgi ve Bağlantılar
Lütfen sen de bana katıl, yorum yaz, başkaları neler söylemiş takip et. Hatta, belki senin de bir siten vardır ve bu sayfaya link vermek istersin, neden olmasın? :)
Merakla Beklenen Film 300 ve Amerikan Halkının Durumu
Hatırlamayanlar için, 300′ün fragmanı aşağıda:
Senelerden beri hep duyarım. Amerikan halkı aptal denir. Amerikan eğitimi berbat denir.
Denir de, nasıl olur da olur, bu kadar aptallığa, bu kadar cahilliğe rağmen ABD dünyanın en güçlü ülkesi olur? Bu sorunun cevabını merak ediyorum. Bugün bir videoya rastladım YouTube’da… Bir muhabir sokaklara çıkmış, sokakta gördüğü insanlara çeşitli sorular soruyor. Mesela:
Soru: “Israil’in dini nedir?”
Cevaplar: “Müslüman”, “İslam”, “Katolik olabilir.”
Soru: “Fidel Castro kimdir?”
Cevap: “Şarkıcı?”
Soru: “Üçgenin kaç kenarı vardır?”
Cevaplar: “Kahretsin, dört!”, “Hiç kenarı yoktur, bir mi?”
Soru: İngiltere’de kullanılan para birimi nedir?
Cevaplar: Soruyu duyan insanlar gülüşüyorlar, “Belki de Amerikan parası”
Soru: Bir harita göstererek, “Dünyadaki terör düşünüldüğünde, işgal edilmesi gereken bir sonraki ülke hangisi olmalı?”
Cevaplar: “Suudi Arabistan”, “Ortadoğu’da bir yer”, küfrederek: “Ortadoğu”, “İtalya”, “Küba”, “İran”, “Rusya, Çin, Endonezya, Kanada”, “Hindistan”, “Afganistan”, “Brezilya”, “Kore”, “Fransa”
Bu cevapların bir anlamı olmadığını göstermek için, işgal edilmesi gerektiğini düşündükleri ülkeyi haritada işaretlemeleri isteniyor. Ama harita sahte. Avustralya kıtasının üzerinde İran yazıyor mesela. İnsanlar uzun uzun haritaya baktıktan sonra bahsettikleri ülkenin adını görünce seviniyorlar, ama ülke yanlış yerde, o ülke dünyanın neresinde yer alıyor haberleri bile yok. “Fransa işgal edilmeli” diyen adam, haritaya bakıp Avustralya’yı gösteriyor ve Fransa olduğunu söylüyor. Sokaktaki insana ne verilirse onu alıyor. Yanlış harita gösterilmiş olsa da, uydurma ülkelerden bahsediliyor olsa da, sokaktaki adam kendisine verileni alıyor, sorgulamadan yorumluyor. Bunun anlamını görebiliyor musun? Bu insanlar kolaylıkla yönlendiriliyorlar. Sadece ABD vatandaşları mı kolayca yönlendiriliyor?
Soru: “Tony Blair kimdir?”
Cevaplar: “Bilmiyorum, kaykaycı?”, “Sinema oyuncusu”, “Linda Blair’in erkek kardeşi?” (Linda Blair Exorcist filminde oynayan aktris.)
Soru: “Hangi ülke şeytani gücün kontrolünde?”
Cevaplar: “Almanya?”, “Kaliforniya, New York, Florida”, “Kudüs”, “İsim vermem zor, hani kafasına türban gibi bir şey saran kimdi? Ben ona çocuk bezi adam diyorum”
Soru: “Camii nedir?”
Cevap: “En ufak bir fikrim bile yok, bir hayvan adı mı?”
Soru: “İnsanda kaç böbrek vardır?”
Cevap: “Bir?”
Soru: “Kaç dünya savaşı yapıldı?”
Cevap: “Üç?”
Soru: “Yıldız Savaşları filmi gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır. Doğru mu yanlış mı?”
Cevap: “Doğru”
Soru: “Hiroşima ve Nagasaki nesiyle meşhurdur?”
Cevap: “Judo ya da güreş?”
Sorular böyle devam ediyor. Cevaplar da benzer.
Kendi gözünle görmek ve kulaklarınla işitmek için aşağıdaki videoyu izle:
Tekrar 300′e dönmek istiyorum. Filmi görmek için dün sinemaya gittim. Filmin fragmanı o kadar başarılıydı ve diğer fragmanlardan ayrılıyordu ki, fark etmemek mümkün değildi. Aylar öncesinden pek çok kişi gibi filmi beklemeye başladım. Dün yolum Beyoğlu’na düşmüştü, “Emek sinemasında seyredeyim de aradan çıksın, merakımı gidereyim” dedim. Emek sinemasına senelerden beri gitmiyordum. Sinemaya girdiğimde eskiliği ve köhneliği beni şaşırttı. Bakımsız koltuklar, içeriye girer girmez yüzüme bir tokat gibi patlayan çirkin koku, toz bulutu “Ben burada ne yapıyorum?” dememe sebep oldu. Bir an filmi bırakıp çıkmayı düşündüm sonra vazgeçtim. Film başladığında görüntünün net olmaması iyice canımı sıktı. Emek sineması için söyleyebileceğim tek iyi şey, ses sisteminin pek çok cep sinemasından daha iyi olduğu. Bence Emek sineması süratle kendini yenilemeli. Filme gelince…
Film bir tarih filmi olma iddiasında değil. Bir çizgi romanı sinema perdesine en iyi görünen biçimde aktarmak niyetinde. Basit sorulara cevap veremeyen ABD’liler hatırlandığında bu ve benzeri filmlerin insanlar üzerindeki etkisi ortaya çıkıveriyor. Günümüzün Fransa’sını Avustralya’da gösterdiğinin farkında olmayan insanın, bilmem kaç sene önce yapılan Thermopylae savaşının kimler arasında yapıldığını bilmesi, aktarılan olayların gerçek mi yoksa uydurma mı olduğunun farkında olması imkansız görünüyor.
ABD İran’a girmeyi planlıyor.
Bugün bile bazı İran asıllı Amerikalıların kendilerine Persian diyebildiğini hatırlayacak olursak, Atina için savaşıp binlerce Pers’i kılıçtan geçiren topu topu 300 kişilik Sparta orducuğunun verdiği mesajı yakalamak zor olmuyor. Filmin niyeti böyle bir mesaj vermek olmasa bile, bence Frank Miller çizgi romanında böyle bir amaç güdüyor. Taştan yontulmuş heykel gibi görünen Spartalılar karşısında kara marsık gibi duran çirkin Perslerin görüntüsü de mesajın iletilmesini kolaylaştırıyor. Bilinçdışı güzel ve çirkin arasındaki farkı kolaylıkla algılıyor. Bilince düşense algılanan her neyse onu mantıksallaştırmak oluyor. Yapılan araştırmalar, insanların başkaları hakkında, sadece görünüşlerine bakarak neredeyse anında iyi veya kötü karar verdiğini ortaya koyuyor. Bir saniye bile geçmeden sana doğru gelen biri hakkında iyi veya kötü bir izlenim sahibi oluyorsun sonra bu izlenimi mantıksallaştırıyorsun. Bunu hepimiz her an yapıyoruz. Neden filmde yapmayalım ki?
Film doğal olarak kendini Atina tarafında konumlandırıyor. Bu çok doğal. Ortalama Amerikan seyircisi de kendini Sparta ve Atina tarafında konumlandıracak ve Pers ordusuna karşı tavır takınacaktır filmi seyrederken. Filmi seyreden bazı Amerikalıların kılıçlarına sarılıp Persleri doğramak istediklerini anlattıkları yorumlar okudum.
Hollywood bu filmleri para kazanmak için yapıyor. Fakat adı sanı bilinmeyen bazı insanların ya da grupların para dışında çıkarları da olabilir. Neden olmasın? Eski zamanlarda kilise vitrayları cahil halkı istenilen yönde eğitmek için kullanılırmış. Bugün vitrayların görevini sinema ve televizyon filmlerinin üstlendiğini düşünüyorum. Bir film hem para kazandırabilir hem de insanların zihnine daha sonra yönlendirilmelerini kolaylaştıracak kodlar yerleştirebilir.
Başkanın Adamları
Bence Frank Miller’ın çizgi romanından uyarlanan 300 isimli film, sıradan bir çizgi roman uyarlaması olmanın çok ötesinde anlamları da aktaracak güce sahip. Hem de hiç bilinçle dalaşmadan, doğrudan bilinçdışı algıya seslenerek yapabilir bunu.
Bildiğim kadarıyla Miller, çizgi romanını Heredot’un anlattığı destansı öyküye dayandırıyor. Bu destansı öyküler biraz da Ekmek Teknesi isimli dizideki Heredot Cevdet‘in anlattığı kahramanlık öykülerine benziyor. Kahve halkı gazı aldıkça kaynama noktasına doğru hızla ilerliyor.
300 nasıl bir film? Beğendim mi? Sonuna kadar seyredemedim. Bunda en büyük pay Emek sinemasının kötü kokan sinema salonuna ve perdedeki bulanık görüntüsüne ait. Küçük pay da yoğunlukla görüntüye dayalı anlatımın beni sıkması. Sonuç, filme ara verildiğinde devamını başka bir gün, başka bir ortamda seyretmek üzere sinema salonunu terk ettim.


