Bu Yazıyla İlgili Bilgi ve Bağlantılar

Lütfen sen de bana katıl, yorum yaz, başkaları neler söylemiş takip et. Hatta, belki senin de bir siten vardır ve bu sayfaya link vermek istersin, neden olmasın? :)

Yazarın diğer gönderileri
Allah’a Güven Ama Deveni de Bağla…
Cem Yılmaz Bir Hokkabaz, Pink Enerji Üreteci, Mac OS Harika Bir İşletim Sistemi

Satıcı ve Dilenci Giremez!

Bu yazıyı Manyetik Mavi yazdı ve 26 Şubat, 2007 tarihinde internet denizinde dalgalanmak üzere kendi haline bıraktı.

Amerika’da yayınlanıp başarılı olan kitaplar Türkçeye çevriliyor ve yayıncı Türkiye’de de başarılı olacağını umut ediyor. Doğru reklamla beklenen sonuç elde edilebiliyor edilmesine de belirgin bir kültür farkı daima kendini belli ediyor.




İnsanları etkilemek üzerine yazılan kitapların çoğu satış konusundan bahsediyor. Bu çok doğal. Diğer insanlarla iletişime geçtiğimiz her an bir şeyler satmaya çalışıyoruz. Her zaman ortada en az bir ürün oluyor. Beğenilerimizi ve beklentilerimizi bir başkasının da benimsemesini istediğimizde, satış yapmak istiyoruz. Başka bir deyişle kendimizi satıyoruz. Böyle söyleyince kulağa hiç hoş gelmediğinin farkındayım. İnsan hiç kendini satar mı? Kendini satan insanlar hoş karşılanmaz. Burada sözünü ettiğim maddi değil manevi bir satış. Sevdiğim bir şarkıyı önerdiğimde sen de o şarkıya ilgi gösterir ve dinlemeye başlarsan satış tamamlanmış olur. Almak istediğim yanıtı alır ve kendimi iyi hissederim. Herhangi bir sorunu çözmek için öneride bulunduğumda, önerimin dikkate alınması ve uygulanması bir başka satıştır. Bu öyle bir satıştır ki zihinden zihine aktarılır. Bu tür satışa, satış yerine paylaşım denir ama isim paylaşım olsa da bu bir satıştır. Bu tür satışın getirisi diğerleri tarafından beğenildiğini görmektir.

Her an bir satış üzerinde çalışıyor olsak da ülkemizde satış kelimesinin anlamı pozitif değildir. “Ali beni satışa getirdi!”, “Ayşe beni sattı!” gibi ifadeleri duyup, benimser ve bunları biz de kullanırız. Biraz daha ileri gidip yaşadığım apartmanın girişinde yazan “Satıcı ve dilenci giremez!” ifadesine de dikkat çekmek istiyorum :) Sırf bu yazı yüzünden pazarlama yapan sevgilimin uzunca bir süre apartmana girerken “Ben de bir satıcıyım o zaman burada ne işim var?” sorusuna cevap arayan espriler ürettiğini aktarmak istiyorum.

Satış kelimesinin içinde, kültürümüzde hiç hoş karşılanmayan bir içten pazarlık hatta kandırmaca anlamı olduğunu görmek gerekiyor. Satış yaparken hedeflenen yere ulaşmak yani satış yapmak için önceden çalışılmış, satış yapılan kişiyi maniple etmeye yönelik stratejiler uygulandığı var sayılıyor ve hoş karşılanmıyor. Bu bir bakıma doğru. Satış konusunda yazılan kitaplar istenilen sonucu elde etmeye yönelik pek çok taktik içeriyor. Elbette bir ürünü satıyor olmak kötü değil. Sevgilimden dinlediğim bir hikaye aklıma geldi. Sigortacılık işi Türkiye’ye geldiğinde, bu işi yapan bazı uyanıklar Anadolu’ya açılıp o köy senin bu kasaba benim gezip poliçe satmaya başlamışlar. Sigortacılık konusunda bilgisiz yerli halk, duyduklarına inanıp sigorta poliçelerine çok değerli paralarını dökmüş. Poliçe satanların halkı bilgilendirmediği nokta çok daha sonra, enflasyon nedeniyle değerini kaybedip pul olan poliçelerle ortaya çıkıvermiş. Yapılan antlaşmalarda paranın muhtemel değer kaybı hesaba katılmamış, müşterilerden de böyle bir istek gelmemiş ve haklın saflığından yararlanan sigortacılar güncel değerinden aldıkları ödemeleri, pul değerinden geri ödemişler yeri geldiğinde. Başka deyişle halkı usturuplu bir şekilde dolandırmışlar. Bugün hala sigortacıların giremediği köy ve kasabalar varmış Anadolu’da… Bu tür deneyimler kültürel hafızamızda yer ediyor ve satış kavramına bir tepki oluşturuyor.

Geçtiğimiz sene bir seminere katıldım. Bu seminere katılmak için Türkiye şartları için yüklü sayılabilecek bir para ödemek gerekiyor. Seminer tamamlandıktan sonra dileyen tekrar seminere katılarak aldığı bilgileri tazeleyebiliyor ya da daha önce kaçırdığı kısımları yakalayabiliyor. İlk seferden sonraki katılımlarda para kabul edilmiyor. Para yerine asistan titriyle seminere katılıyor ve seminerin düzenlenmesine yardımcı oluyorsun. Seminere para ödeyip tamamladıktan birkaç ay sonra asistan olarak katıldığımda neler göreceğimi merak ettiğim için ben de asistan oldum. Asistanlık öncesi, insanlara neler yapmaları gerekiyorsa bunların anlatıldığı birkaç eğitim gecesi düzenleniyordu. Aynı zamanda eğitimci bu akşamları seminerini pazarlamak için bir fırsat

kabul edip asistan adaylarını kendi çevresinden katılımcı bulmak yönünde yüreklendiriyordu. Bunu yaparken “satış” ve “pazarlama” kelimelerini kullandığında ciddi bir dirençle karşılaşmıştı. Daha önce seminere katılan insanlar yaşadıklarından memnun ayrılmışlardı. Bunun için geri dönüp asistan olmaya karar vermişlerdi. Arkadaşları, eş ve dostları da bu semineri alsın, onlar da faydalansın istiyorlardı. Bu konuda eğitimciyle aynı fikirdeydiler ama “satış” ve “pazarlama” kelimelerinin yarattığı çağrışım canlarını sıkıyordu. Yine de herkes elinden geldiğince bu pazarlama çalışmasına katıldı. Üçüncü eğitim gecesinde asistan adaylarından biri isyan etti. Evet, arkadaşlarını bu seminere yönlendirmek istiyordu ama anlatıldığı gibi değil. Bir satış baskısı altında değil. Onları ikna etmek için üzerinde çalışılmış teknikler kullanarak değil. Her şeyin bir doğallık içinde gelişmesini istiyordu. Sevdiği bir arkadaşını kandırıyor pozisyonuna düşmek istemiyordu. Seminer Amerikan sistemiyle hazırlanmıştı. Amerikan kültüründe açıkça satış yapmak hoş karşılanıyor ama Türkiye’de satıcıdan dost olmuyor hatta apartmanlara girişleri yasaklanıyor :)

İnsanları değiştirmek mümkün değil. Bir insan isterse ancak kendini dönüştürebilir ki bu da ayrı bir konu. Dönüşüm acılı ve sancılı olur. Senelerin alışkanlıkları bir parmak şaklatmasıyla, derin hipnozdan uyandırır gibi hemen olmaz. Olduğunda mutluluk getirmez. Yeni kazanımı korumak için enerji ve zaman yatırımı gerekir. Madem satış kelimesinin yarattığı çağrışımları değiştiremiyoruz ya da bu çağrışımları yönlendirmek zamana ve enerjiye mal oluyor, o zaman satış kelimesinin nasıl algılandığını görüp, bunun yerine yeni bir kelime kullanmak daha akla yatkın. Gördüğüm kadarıyla insanlar paylaşım kelimesine çok sıcak bakıyorlar. Çoğunluk aldığı bir şeyin karşılığını vermeye istekli. Komşunun gönderdiği aşure tabağı boş verilmez, değil mi?



Lütfen Sen de Bir Yorum Yaz

Bu yazı aklına neler getirdi? Neleri çağrıştırdı? Çok merak ediyorum. Benimle paylaşırsan sevinirim...

Şifreni ve kullanıcı adını hatırlıyor musun? Yorum yazmadan hemen önce kullanmanın tam zamanı...

Diğer Okuyucuların Düşünceleri Aşağıda...

Hayır değilmiş :) Neden sen düşüncesini yazan ilk kişi olmayasın? Bence iyi bir fikir, denemeye değer.