Bu Yazıyla İlgili Bilgi ve Bağlantılar

Lütfen sen de bana katıl, yorum yaz, başkaları neler söylemiş takip et. Hatta, belki senin de bir siten vardır ve bu sayfaya link vermek istersin, neden olmasın? :)

Yazarın diğer gönderileri
Cem Yılmaz Bir Hokkabaz, Pink Enerji Üreteci, Mac OS Harika Bir İşletim Sistemi
İnternet Reklam Pastanesinin Camından Bakakalan Türkler

Web Sitesi, Televizyon Kanalları, Sanat Eserleri ve Telif Hakları

Bu yazıyı Manyetik Mavi yazdı ve 24 Şubat, 2007 tarihinde internet denizinde dalgalanmak üzere kendi haline bıraktı.

Telif hakları konusu daha günlük hayatımıza yerleşmemişken, sokaklarda köşe başlarında korsan film satılırken, televizyon kanallarında yayınlanan haber bültenlerinde ve pek çok gösteri programında kullanılan meşhur Hollywood film müziklerinin telifleri ödenmezken, yeni bir ortam olan internette telif hakları nasıl korunacak çok merak ediyorum.




Telif haklarına dikkat etmek gerekiyor. Bu önemli. Aksi halde, günümüz koşullarında gelişmek imkansızlaşıyor. Şu an yazı yazdığım bu bilgisayar bir teknoloji ürünü. Teknoloji herhangi bir şeyin nasıl yapıldığını bilmektir. Bu bilgisayar pek çok insanın yıllar süren çalışmalarının ürünü. Yıllar süren bilgi birikiminin belirli bir amaç için organize edilmiş hali. Bu kutunun içinde kimbilir kaç patent var. Özünde bu çalışmaların hepsi çeşitli fikir ve görüşlerden oluşuyor. O soyut fikirlere dayanarak üretilen bilgisayarlar somut bir ürün olarak karşımıza çıkıyor. Bu bilgisayarı benden izinsiz alıp götüren birisi hırsızlık yapmış oluyor. Ciddi cezaları var. Bir başkasına ait fikri, mesela yazılımı, fotoğrafı, müziği alıp kendi yararına kullanan kişi pek hırsızlık yapmış sayılmıyor. Bu noktada çok net bir şekilde görünüyor ki ikisi de hırsızlıktır. Sorun şurada, çalınan bilgisayarın bana ait olduğunu ispat etmek çok kolayken fikir hırsızlığını ispat etmek o kadar kolay değil. Üstelik fikir sayısız kere kopyalanabilirken bilgisayar sadece bir kere çalınabiliyor.

İnternet insanlar arasındaki iletişim hızını artırdı. Çektiğim bir fotoğraf, yazdığım yazı, yaptığım müzik, bilgisayar programları, hepsi kısa sürede bilgisayardan bilgisayara aktarılabiliyor, süratle çoğalıyor. Sonra bir bakıyorsun internette insanlarla paylaştığın fotoğraf ya da grafik çalışma bir televizyon kanalında karşına çıkıveriyor. O çalışmayı kendin göstermek için internette insanların beğenisine sunmuş olabilirsin ama ticari bir değeri olabileceğini bir kere olsun düşünmemişsin. Bu sık oluyor. DeviantArt.com isimli sitede binlerce sanatçının görsel çalışmaları sergileniyor. Çalışmaları yapanlar, emeklerinin karşılığında genellikle övgü bekliyorlar ve bununla yetiniyorlar. Brezilya’da yaşayan ve müthiş fotoğraflar çeken bir sanatçı DeviantArt aracılığıyla paylaştığı fotoğraflarının Türkiye’de kitap kapağı olarak kullanıldığını öğrenince doğal olarak hayal kırıklığına uğruyor. Olması gereken kitabevinin sanatçıyla bağlantıya geçmesi ve kitap kapaklarında kullanmak için izin alması ama böyle olmuyor. Yayıncı çok güzel görünen o fotoğrafların kitap satışlarını artıracağı hesabıyla, eserin üreticisini hiçe sayarak, beş kuruş ödemeksizin yayınladığı kitaplarda kullanıveriyor. Hız çift yönlü. Yayıncı o fotoğraflara nasıl hızla ulaşıyorsa, sanatçı da bu bilgiye ulaşıveriyor. Türkiye’de sanatçının çalışmalarını kitaplar üzerinde görenler haber veriyorlar. Sonuç, sanatçının kırgınlığı. Fotoğraf çekmekten soğuması. Ülkeler arası yasal adım atacak imkanı yok. Kitap ticari bir ürün. O ticari değerin yaratılmasında sanatçının da payı var. O pay sanatçıya iletilmeliydi. Emeği geçen herkes emeği oranında bir pay almalıydı. Sanatçının payı gasp edilmiş oluyor böylece. Ha sokakta gasp edilmişsin, ayakkabıların ayağından çekilip alınmış ha çektiğin fotoğraflar kitap kapaklarında senden izinsiz kullanılmış. Aynı. Bu tek örnek değil…

İnternette gördüğüm, kime ait olduğunu bildiğim pek çok grafik çalışmanın televizyon kanallarımızda, haber bültenlerinde kullanıldığını gördüm. Başarılı film müziklerinin Biri Bizi Gözetliyor gibi gösterilerde heyecanı artırmak için kullanıldığını duydum. O müziğin lisanslanarak kullanıldığı filmde bile müziği yapan kişinin adı gösterilirken, televizyon programlarımızda buna gerek görülmüyor.

Seneler önce, Macromedia firmasının Director ve Authorware yazılımlarıyla ilk kez tanıştığımda “Royalty Free” kavramıyla karşılaşmıştım ve çocukluktan yeni çıkmış taze bir yetişkin olarak bu kavramı hazmetmekte zorlanmıştım. Macromedia, Director isimli programıyla üretilen çalışmaların “Royalty Free” olduğunu haber veriyordu. Yani program için bir kez para ödüyordun. Nasıl yani? Zaten öyle olması gerekmiyor mu? Demek ki gerekmiyordu. Demek ki Macromedia sattığı yazılımın yaratıcı haklarını elinde tutan firma olarak, bir kral gibi benden vergiye benzer bir gelir isteme hakkını kendinde görüyor ama büyüklük yaparak bunu istemediğini açıkça belirtiyordu. Beni vergi ödemekten özgür bırakıyordu ama “Long Live King!” dememi şart koşuyordu, yani “Uzun Yaşa Kral” ya da “Kralsın Be Abi!” İşte bu sebeple seneler boyunca Macromedia Director ile üretilen oyun, sunum, kısaca etkileşimli medya çalışmalarının sonunda ekranda “Made with Macromedia Director” ifadesini gördük: “Macromedia Director ile Yapılmıştır.”

Bir tarafta böyle detaylar, diğer tarafta kafa göz yarmacasına, bitki köküne kibrit suyu dökmecesine telif haklarını hiçe sayan bizler.

İnsanların bencillik üzerine konuştuğunu duyuyorum. “Bencil olma!” denir. Bencillik hiç hoş karşılanmaz. Hepsinden önemlisi, bencil olmamak öğütlenir: “Bu kadar bencil olma biraz da başkalarını düşün,” ya da, “Nefsini terk et!” Bencilliğin olmadığı yerde bu ifadeler kullanılır mı ki? Üstelik bir de çelişki vardır bu konuşmaların içinde. İnsanın kendini düşünmekten başka çaresi yoktur. Hayatta kalmak için, üreyip çoğalabilmek için kendini düşünmek ve kollamak zorundadır. Biz çoğu zaman kendimizi ailemiz içinde tanımlıyoruz. Daha büyük cemaatler içinde tanımlamak da son derece yaygın. Ya kendimizi hayali bir toplulukta var ediyoruz ya da toplulukları reddedip sadece kendi bedenimizi var sayıyoruz. Çoğu zaman bunların ikisi de gerçekleşiyor. Kimi zaman kendimizi bir topluluk içinde kaybedip teslim ediyoruz, kimi zaman kendi bedenimizin sınırları dışında kalan yaşam alanlarını hiçe sayıyoruz.

Harcamalarımı kaydetmek, elimdeki parayı nereye nasıl harcıyorum görmek için bir bilgisayar programına ihtiyaç duydum. Fayda elde edeceğim bir yazılım arayışına girdim. Sonunda CheckBook isimli yazılımın işimi göreceğine kanaat getirdim. Programı, yaratıcısı izin verdiğince denedim. İzin verilen süre dolduğunda programı satın almam istendi. Madem bu program işimi görüyordu, bedelini yani programcının emeğine biçtiği değeri ödemek ya da başka bir yazılım arayışına girmek durumundaydım. Programa, bir fikir eserine adil olmayan yolları kullanarak da sahip olabilir işimi görebilirdim ama o zaman pek hoşuma giden o yazılımı geliştirecek programcı bunun için yeterli kaynağı nereden bulacaktı? Para kazanmanın hiç kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. Değerli zamanımızı başkalarına kiralıyoruz. O zaman dilimlerinde içimizden geldiği gibi yaşamak varken, bunu yok sayıp kendimizi beyaz ışıklı soğuk ofislere zincirliyoruz. Maaşımız geç ödenirse ve o süre zarfında maaşlar üzerinden faiz geliri elde edilirse, elde edilen gelir bizimle paylaşılmazsa neler hissederiz? Maaşımız ödenmezse hangi zor durumlarda kalırız?

Milyonlarca Amerikan Doları harcanıp çekilen o yüksek bütçeli filmlerin yıldızları korsan filmlerden pek o kadar çok etkilenmiyor olabilirler ama bir filmin yapımında emeği geçen, göz önünde olmayan pek çok çalışan etkilenecektir. Bunu bir yana bıraktım, yerli film seyretmeyi seviyorsan bedelini ödemen doğrudur. Aksi halde sinema filmi çekilemez. Ne zaman New York ya da Los Angeles’da geçen, müthiş görsel efektlere sahip bir film görsem iç geçiririm: “Bu olaylar İstanbul, İzmir ya da Ankara’da geçseydi acaba nasıl heyecanlanırdım!” diye…

Bu pek çok kişinin emeğiyle örülen hasır bir sepet gibi. Sepetin ağırlık taşıyabilmesi için sağlam olması gerekiyor. Sağlamlığını koruyabilmesi için de bakılması ve özen gösterilmesi…

Daha söyleyeceklerim bitmedi, daha sonra devam edeceğim. İnternet ortamında telif hakları sorunu yaşamamak için ne yapmalı, nasıl önlemler almalı bu konu üzerine odaklanacağım. Ama şimdilik duruyorum. Yoruldum :)



Lütfen Sen de Bir Yorum Yaz

Bu yazı aklına neler getirdi? Neleri çağrıştırdı? Çok merak ediyorum. Benimle paylaşırsan sevinirim...

Şifreni ve kullanıcı adını hatırlıyor musun? Yorum yazmadan hemen önce kullanmanın tam zamanı...

Diğer Okuyucuların Düşünceleri Aşağıda...

Hayır değilmiş :) Neden sen düşüncesini yazan ilk kişi olmayasın? Bence iyi bir fikir, denemeye değer.