Bu Yazıyla İlgili Bilgi ve Bağlantılar

Lütfen sen de bana katıl, yorum yaz, başkaları neler söylemiş takip et. Hatta, belki senin de bir siten vardır ve bu sayfaya link vermek istersin, neden olmasın? :)

Yazarın diğer gönderileri
Dünyanın En Güzel 11 Şeyi
Korkusuz Yaşama Sanatı

Gestalt Resimleri ve Başarısız Olmak Korkusu

Bu yazıyı Manyetik Mavi yazdı ve 16 Ekim, 2006 tarihinde internet denizinde dalgalanmak üzere kendi haline bıraktı.
Gestalt Resimleri

Üzerimde çok ilginç bir etki oluşmasına sebep olan bir siteye denk geldim. Site kendi reklamını yapmak için, Gestalt adı verilen bir psikoloji teorisi üzerinden hareketle, keyifli bir uygulama geliştirmiş:

Üç seçenekten birini seçip uygulamanın başlamasını bekliyorsun. Sağ tarafta çeşitli fotoğraflar beliriyor. Bu fotoğrafları dilediğin kadar inceleyebiliyorsun. “Yeter bu kadar incelediğim, nedir o solda ki görüntü?” dediğin anda soldaki görüntü ortaya çıkıyor ve bununla birlikte süre başlıyor. Amaç soldaki şekilsiz şeklin sağdaki fotoğraflardan hangisiyle benzeştiğini en kısa süre içinde bulmak.

İlk denememde neyin ne olduğuna dikkat etmeden siteye girdim. Üç seçenekten birine, öylesine tıkladım. Karşıma gelen fotoğraflara, onlardan sıkılıncaya kadar baktım. Solda ki butona tıkladığımda oyunun başlamasına sebep oldum. Soldaki ilginç görüntüyü sağa çevirdim, sola çevirdim, sağdaki fotoğraflara tekrar şöyle bir baktım ve bir anda sol ve sağ, iki görüntü birleşti. “Aradığın fotoğraf budur arkadaşım!” dedim, sistem seçimimi kontrol etti ve seçtiğim fotoğraf doğru fotoğraftı. Doğru fotoğrafı algılamam otuz saniye kadar sürdü. Bilgisayar beni tebrik etti, “What a Perception!” dedi ve oyuna devam etmemi istedi. Bir de ekledi, “Yarışmaya girmeye hak kazandın.” Bilgisayarın gazına geldim ve devam etmeye karar verdim. Fakat, “Yarışma mı? Ne yarışması?” olmuştum. Heyecanlandım ve başarısız olmak düşüncesi beni o kadar korkuttu ki panikledim. Bir türlü kendimi oyuna veremedim. Sonunda daha fazla bu oyuna devam etmek istemedim ve başarısızlık düşüncesinden kurtulmak için siteyi kapattım. İkinci oyuna başlamam ve siteden kaçarak çıkmam yaklaşık iki dakika aldı.

Gestalt Resimleri 2

Çok önemli bir deneyim yaşadım.

Siteye ilk gittiğimde zihnim serbestti. Her an her şeye açık bir durumdaydı. Keyifle izlemeye ve oynamaya başladım. Bunun keyif için oynanan bir oyun değil de bir yarışma olduğunu fark etmemle zihnim büzüldü, sıkıştı, alan küçüldü ve o daracık alanda dört nala at koşturmaya başladım. Hızlı hareket ediyordum ama ha bire duvarlara çarpıp tekrar hızlanıyordum. Tüm bunlar başarılı olmam gerektiği fikrinin belli belirsiz ortaya çıkmasıyla başladı. Sonunda gerginlik o kadar arttı ki dayanamayıp siteden çıkıverdim.

Bir süre sonra gevşedim. Zihnim ve bedenim rahatladı. Yaşadığım deneyimin ne kadar önemli olduğunu idrak ettim. Bu deneyimi insanlar her gün, her yerde, durmaksızın, tekrar ve tekrar yaşamaya devam ediyorlar. Biraz önce anlattığım korkuyu ben mi yarattım yoksa benden bağımsız olarak site mi beni korkuttu? Bu korkuyu ve diğerlerini yaratan insanın kendisi. Zihin korkuyu yaratıyor ve çevresine yansıtıyor. Bu anlamda, zihinsiz olmak demek özgür olmak demek. Hafıza sahibi olmak iyi. Bazı bellek kayıtlarına diğerlerinden daha fazla önem atfetmekse kötü. Atfedilenin artı veya eksi olması fark etmiyor. Sonuçta, artı veya eksi, bir tür aşırılık yaratılmış oluyor.

Her sene sellerin akıp gittiği bir bölgeye taşınan biri, ne önlemler alması gerektiğini kısa sürede öğrenir. Her yeni sene, aldığı önlemleri sınar ve iyileştirir. Zor bir karar alması gerektiğinde bunu yapacak uzun bir senesi vardır. İnsan zihni bu durumu her an, o an içinde yaşar. Her an karar alınması gereken durumlar oluşur. “Yemek yesem mi? İş değiştirsem mi? Sigarayı bıraksam mı?”

Kısa sürede zorlu seçimler yapmam gerektiğinde, sanki yanlış şıkkı seçersem idam edilecekmişim gibi bir korkuya kapılıyorum. Korkuya kapıldığım sırada bir labirent içinde kayboluyorum. Yakalandığım takdirde öldürüleceğimden o kadar eminim ki… Ve çıkışı bulamıyorum, çünkü neredeyse körleşmiş durumdayım. Deli gömleği giydirilmiş gibi, kollarım iki yandan bağlı, ve koşup koşup kendimi labirentin duvarlarına çarpıyorum. Ne yaptığımın farkında değilim. Kendime zarar vermeye devam ediyorum. Ta ki kendimi güvende hissedip ne yapmakta olduğumu fark edinceye kadar. İşte bu noktada uyanıyorum, biraz önce görmüş olduğum rüyadan uyanıyorum, sakinleşiyorum ve tekrar siteye dönüp, yeni bir oyun başlatıyorum, sorunsuz bir şekilde solda ki şekille sağdakini eşleştiriyorum. Bana ne yarışmadan? Zaman kısıtlamasından? Rekabetten?

Madem öyle neden kendini hırpalayasın ki?

Geçen gün okudum, Hindistan’dan Belçika’ya uyuşturucu kaçıran bir adam şöyle yazmış: “Bu gidiş gelişlerden tek şey öğrendim. Gerçek tehlike korku yaratmıyor. Gerçek tehlike aksine korkusuzluk yaratıyor. Sadece ilk seferde korktum, boynumda bir kas maymun gibi hoplayıp zıplamaya başladı. İlk sefer yaşadığım korkunun sebebi zihnimde yarattığım hayallerdi.” Zihinde kurgulanan tehlike, korku yaratıyor. Gerçek tehlikeyse, korkuya zaman bırakmayacak kadar dikkat istiyor, anı yaşamayı gerektiriyor.



Lütfen Sen de Bir Yorum Yaz

Bu yazı aklına neler getirdi? Neleri çağrıştırdı? Çok merak ediyorum. Benimle paylaşırsan sevinirim...

Şifreni ve kullanıcı adını hatırlıyor musun? Yorum yazmadan hemen önce kullanmanın tam zamanı...

Diğer Okuyucuların Düşünceleri Aşağıda...

Harika bir yazı, harika bir deneyim, süper bir farkındalık:) Korku üzerine verilecek en güzel örneklerden biri.

Daha önce de korku üzerine konuştuğumuzda seninle paylaşmıştım. Gerçek korku yani tüm korkuların ana kaynağı olan ölüm korkusu…Ölüm ile burun buruna gelenler anlatacaklarımla benzerlik bulabilirler. Ben kendi deneyimimi anlatacağım. Trafik kazası geçirirken yani kamyonun birinin altına girme eylemi gerçekleşirken, o çok kısa an çok uzun bir zamanda yaşanıyormuş gibi geldi. Kan dolaşımı öyle bir hal aldı ki önce tüm kan beynime hücum etti.Ayak parmaklarıma kadar uyuştum ve sonra kan yeniden aşağı pompalandı.Hani derler ya başımdan aşağı kaynar sular döküldü tanımı gibi. Vücudun savunması belli ki. O anda zihin inanılmaz hızlı çalışmaya başlıyor ki kendini durumdan yani ölmekten nasıl kurtarabilirimi düşünüyorsun. Tüm alternatifler beynine üşüşüyor ve en mantıklı olanını seçip anında uygulamaya geçiyorsun. Tüm bu anlattıklarım bir refleksin gerçekleşme hızında. Kendini yaşamda tutma refleksi de diyebiliriz.

Gerçek korkuyu yaşadığında aslında korkuyu hissetmiyorsun düşüncelerinde oluyorsun.Paçayı kurtarma anındasın. Daha sonra olayın tamamlanmasından sonra ölebilirdim diye düşünüp korkuya kapılıyorsun. Yani korkuyu beyninde yaratıyorsun.

Müthiş bir mekanizmayız. İnanılmaz bir data processor ve inanılmaz bir işleyiş. Kendini yenileyen ve gelişen inanılmaz bir sistem. Kendime de hayranım varolan her canlıya da. Yaşamanın keyifli tarafı da bu bence. Kendi varlığının ve evrenin mükemmel işleyişinin farkına varmak ve bunu keyifle izlemek.

Seninle paylaşmak da en keyifli tarafı…:)

Bu başarısızlık korkusu procrastination (kaytarma) denilen illetin en büyük sebeplerinden biridir. Kaytarma deyip geçmeyin, hayatı bu hastalık yüzünden mahvolan insanlar var.
İlginçtir bazen başarı korkusu da kaytarmaya sebep olabiliyor. İlk başta ters gelse de, örneğin üniversiteden mezun olup iş hayatına atılacak olmanız korku yaratıp kaytarmaya yol açabiliyor.

Bu paylaşımın çok önemli. Teşekkür ederim.