Bu Yazıyla İlgili Bilgi ve Bağlantılar

Lütfen sen de bana katıl, yorum yaz, başkaları neler söylemiş takip et. Hatta, belki senin de bir siten vardır ve bu sayfaya link vermek istersin, neden olmasın? :)

Yazarın diğer gönderileri
Gestalt Resimleri ve Başarısız Olmak Korkusu
Ticaret

Korkusuz Yaşama Sanatı

Bu yazıyı Manyetik Mavi yazdı ve 9 Ekim, 2006 tarihinde internet denizinde dalgalanmak üzere kendi haline bıraktı.

Josef Kirschner, “Korkusuz Yaşama Sanatı” isimli kitabında (Demek ki korkusuz yaşamanın bir sanat olduğunu düşünüyor.) bazı sorular sormuş. Bu sorulara cevap vermek için kısa bir süre ayırmanın herkesin faydasına olacağını düşünüyorum. Ben o süreyi kendime bir iyilik yaparak yarattım, sonuçları paylaşmak istiyorum:

Soru: Çevrenin beni övmesi ya da eleştirmesi, vereceğim kararları ne derece etkiliyor?

Çok etkiliyor. Neredeyse tamamen bu etki altındayım. Bu sebeple tek başıma kalmayı tercih ettiğim zamanlar çoğunlukta. Pek çok övgünün yersiz ve eleştirinin de anlamsız olduğunun farkındayım. Övgü ya da tenkitin değer kazanabilmesi için kimden geldiğini bilmem ve o kişiye minnet duymam gerekir. Minnet duymak demek, bir iyiliğe karşı kalben borçlu hissetmektir. Övgü, hasta zihinlerde plasebo etkisi yapan bir ilaç gibi olduğuna göre, yerinde bir eleştiri gerçekten minnet duymayı gerektirir. Minnet duyabileceğim türden insanlara fazla rastlamıyorum. Söyleyecek sözü olanlar yazıyor ve bu da benim tesellim oluyor. Madem herkesin övgü ya da eleştirisini kayda değer bulmuyorum, öyleyse neden insanların söyledikleri kararlarımı etkiliyor? Kimin faydalı kimin zararlı olduğuna karar veren de benim ve bir günüm sadece yirmi dört saatten oluşuyor, ve büyük kısmı uykuda geçiyor :)

Soru: Hem çevremin beğenisini kazanmak, hem de kendimi topluma kabul ettirebilmek için, acaba öğrenmiş olduğum hangi rolü oynasam?

Evet, bu pek çok kez kendimi iş üstünde yakaladığım bir durum. Duruma uygun olduğuna karar verdiğim bir rolü seçip, oynamaya başlıyorum. Evet, bu durum defalarca başıma geldi. Farkında bile olmaksızın defalarca yaşadım bu durumu. “Şu an hangi rolü oynasam daha uygun olur?” sorusuna yanıt aradığımı fark ettiğim gün, yaptığımdan hiç hoşlanmadım ve bu soruyu bir daha sormamaya karar verdim. Bu kararımı halen uyguluyor olmama rağmen, dış dünyaya temas ettiğimde, insanların beni olduğum gibi kabul etmeye hazır olmadıklarını görüyorum. Bana uygun gördükleri rollere bürünmemi beklediklerine her an şahit oluyorum. İnsan içine çıkmak demek sahneye çıkmak demek. O sahnede rol mü yapacaksın yoksa kendini mi sergileyeceksin?

Soru: Şimdiki hayatımda sergilediğim ve öğrenmiş olduğum rol ile gerçek benliğimi yansıtan rol arasında ne fark var?

Bana göre hiçbir fark yok. İkisi de rol. İkisi de oyun. İkisi de yapmacık ve ikisi de otantik değil. Gerçek ben bir rol değil. Kendini her an gösterir. Yeter ki bilmek istesin insan. Yemek yerken hissettiğim lezzet, acı, tatlı; çiçekten ya da çöpten aldığım koku; sevgilime dokunmak, sevdiğim bir müziği dinlemek, bunların hepsi gerçek beni yaşamak demek. İnsan bunları yaparken sahte olabilir mi?

Soru: Övgü ve eleştiri korkusunu üzerimden atıp, başkalarına daha az bağımlı kalmak için neler yapmalıyım?

Kendimi, gerçek kendimi fark edebiliyorsam, bu yeterli. İçsel kararlarla ve bilinç yardımıyla dışarıda ki oyunun kendiliğinden bitmesini sağlamak mümkün değil. Gerçeği kabullenmek ve bu gerçeği diğerleriyle paylaşmak, her ne kadar bir şişenin içine mesaj koyup onu okyanusa fırlatmakla eş anlamlıysa da, bu gerçeği huzurla kabul etmek gerekiyor. Mecburiyet oluştuğunda, bir süre için baskı altına girmek ve çıkmak da kaçınılmaz görünüyor. Oyuna gir ve çık. Ve her an okyanusa bir şişe daha fırlatabilirsin. O sırada övgü ve eleştirisine değer verebileceğim yeni birisiyle karşılaşırsam bu tüm zahmetlere değer :)

Yersiz övgü ve eleştiriler, her ikisi de zihinsel korku üretimine sebep oluyor.

İki homoseksüel erkek uçakla seyahat ederken, gecenin bir vakti, tüm yolcular uykudayken tuvalette bir fantazi yaşamaya karar verirler. Ortam müsait mi, insanlar uykuda mı anlamak için su isterler. Hosteslerden bile cevap gelmeyince işe koyulurlar.

Çok sonra kanter içinde kalmış yaşlı bir yolcu hostesin dikkatini çeker. “Efendim” der, “Bir rahatsızlığınız mı var?”

Adam cevaplar, “Güzel kızım, ne olur bana bir bardak su getiriver.”

Hostes şaşkın, “Amcacığım madem bu kadar susamıştınız da neden daha önce su istemediniz?”

Adam gözlerini kocaman açarak konuşur, “Güzel kızım, gece biri su istedi diye tuvalette başına neler geldi bir bilsen! Ah bir bilsen! Sen de korkardın su istemeye aynı benim gibi.”

Ve rol yapmak… Sahtelik, sahtecilik…

Nasrettin Hoca pazarda odun satıyormuş. Odunu aldığı kimse yaklaşıp sormuş, “Bu odunları benden 10 akçeye aldın, neden 9 akçeye satıyorsun? Böyle ticaret olmaz sen ne yapıyorsun? Böyle iş olur mu?”

Hoca sakin, cevaplamış, “Olur, olur, hem de çok güzel olur. Önemli olan nasıl yaptığın değil, insanların seni bunu yaparken görmesi.”

Korku Dolu Dakikalar:



Lütfen Sen de Bir Yorum Yaz

Bu yazı aklına neler getirdi? Neleri çağrıştırdı? Çok merak ediyorum. Benimle paylaşırsan sevinirim...

Şifreni ve kullanıcı adını hatırlıyor musun? Yorum yazmadan hemen önce kullanmanın tam zamanı...

Diğer Okuyucuların Düşünceleri Aşağıda...

Yorumunu buraya yazabilirsin :)

Yersiz övgü ve eleştiri konusunda şunları düşündüm okurken.Ben kim olduğumu biliyorum. Dolayısıyla eğer bir insan (herhangi biri) benimle ilgili olumlu yani beğeni hissettiğinde bunu ifade ediyorsa buna teşekkür ederim. düşüncelerini benimle paylaştığı için. Bu benim kim olduğumu ya da kendimi nasıl gördüğümü değiştirmez. Aynı şekilde olumsuz gördükleri ya da beğenmedikleri yönlerimi de değerlendirip fikirlerini söyleme yani eleştirme hakkına sahipler. Bu beğenilerin ya da beğenmemelerin karşımdaki kişinin yaşanmışlığı ve kendi filtrelerinden süzülmüş yorum olması sebebiyle benim için önemlidir ama çok etkilemez. her ne kadar toplumumuzda olumsuz eleştiri (eğer ünlü değilseniz) yüzünüze karşı pek yapılmaz.Sadece yakınlarınız, ilişkide olduklarımız ya da sizi sevenler yapar.Ki bunu da bizim yaşamımıza iyi şeyler katacağına inandıklarından yaparlar. Diğerleri de dedikodu yapar. Bu yorumları duyduğumuzda şöyle bir kendimize bakmamız yeterli. Yani bir soru işareti bırakır ki bence bu gelişim için faydalıdır. Bu durumda eleştiri ya da övgü karşımızdaki insanın bizimle ilgili görüşünün ifadesidir. Ancak sevdiğimiz kişilerin bizi eleştirmesine gelince kaybetme korkusu yüzünden işler karışıyor orda…Sevdiklerimizin gözünde hep iyi, güzel akıllı vs. vs. olmak istiyoruz. Neden? Çünkü ailelerimiz bizi hep iyi şeyler yaptığımızda kafamızı okşadı, sevdi.Bu bir öğreti.Yani eğer yanlış birşey yaparsam beni sevmezler. Yalnız kalırım…

ikinci konu da insan içine çıkıp rol yapma durumu. İşin gerçeği kimse kimsenin umurunda değil. Yani sen kendimi nasıl ifade etsem uygun oluru düşünürken ya da sergilerken insanlar sana değil kendilerine bakıyorlar. Yani onlar da nasıl davransam hangi rolü seçsem endişesinde olduklarından senin farkına bile varmıyorlar. varsalar da pek önemli değilsin aslında. Herkes kendini gösterme çabasında. Senin onların egosuna nasıl hitap ettiğinle ilgililer yani kendileriyle. Kendin gibiysen zaten doğal olanı kimse yadsımaz. Ama kendini kasıyorsan bu çok aşikardır. Rol yaptığın. Toplum beni kabullenmeye hazır değil diyorsun. Toplumun umurunda değiliz ki. Kimse kimsenin umurunda değil. Sadece sivrildiğinde başını ezerler o kadar:D .İnsanlar neden dört duvar arasında yaşıyor, özel yaşam diye birşey var. İşte bu yüzden. Evimizde istediğimiz gibi davranmakta özgürüz. İster çırılçıplak dolaşırız istersek burnumuzu karıştırırız. Önemli olan birlikte yaşadığımız insanların bizi olduğumuz gibi kabul etmesi. Toplum içinde de kendini ifade etmek ne kadar gerekli bilemiyorum. Ama şu bir gerçek ki doğal davrandığında kimsenin egosuyla ilgili olmadığında herşey yolunda. Yani kimsenin yarasına dokunmadığında. Dokunduğunda tepki verirler.

Başkalarını anlamak için kendimize bakmamız yeterli. Biz de kendi fikirlerimizi yani eleştiri ya da beğenilerimizi sunarken bunu neden yaptığımızı anlatarak önce egolarını okşayarak yapmamız lazım.

Bazı sanatçıların muhteşem performanslarının (kendileri olma durumu) öncesi ve sonrasında seyircilerine ya da izleyicilerine övgü dolu sözler söylemeleri ya da önlerinde eğilmeleri bu sebepten. İnsanoğlunun egosu yüzünden kıskançlık ve meyve veren ağacı taşlama durumu var. Yani sivrildiğinde (kendini ifade ettiğinde) başını ezme olayı. Bu yüzden de aslında bir denge oluşturuyorlar. Yani beni sizler yarattınız sizsiz varolamam ben lafları gibi.(abartılı ama iyi örnek)

Diğer insanların egolarını unutmazsan sorun yok. Unutursan kork…Kendin ol, diğerlerini unutma:D

“Diğerlerini” unutmuyorum emin ol :D

Ama, çeşitli yükselik ve kalınlıktaki balta girmemiş ego ağaçlarından oluşan bir ormanda mı yaşamak istersin yoksa yemyeşil bir ovada, masmavi göğün altında mı?

hem ovada, hem ormanda, hem denizde, olabileceğim heryerde yaşamak isterim. Hepsinden alınan keyif ayrı. Önemli olan benim içindeki keyif duygusu…