Bu Yazıyla İlgili Bilgi ve Bağlantılar

Lütfen sen de bana katıl, yorum yaz, başkaları neler söylemiş takip et. Hatta, belki senin de bir siten vardır ve bu sayfaya link vermek istersin, neden olmasın? :)

Yazarın diğer gönderileri
Çık Dışarı, Aydınlığa…
Vampirler AIDS olur mu?

Gerçekten Özgür müyüz?

Bu yazıyı Manyetik Mavi yazdı ve 31 Temmuz, 2006 tarihinde internet denizinde dalgalanmak üzere kendi haline bıraktı.

İki bin dört yılında dikkatimi çeken bir yazıya rastlamıştım: “Bilinç, Beynin Kuklası!” Geçen zaman içinde bu yazının yer aldığı internet sayfası kaybolmuş. Kısa bir arama sonunda aynı yazıyı burada buldum, tıklayıp okuyabilirsin. Yazının tamamını okuyacak zaman ya da motivasyonu olmayanlar için de aşağıya bir seri alıntı yaptım ve aralara, yer yer kendi düşüncelerimi serpiştirdim. Alıntıların yanında tırnak işareti var.

… Benliğin sırrını çözmeye çalışan nörofizyologlar bilincin herşey olup bittikten sonra devreye girdiğini keşfetti: Öyleyse, hep geçmişte yaşıyoruz ve bilincimiz, yaşananları yarım saniye sonra gösteren bir “monitör” gibi …

Parlak yıldızlarla dolu bir gökyüzünde görebileceğimiz sayısız yıldız aslında şimdiyi değil geçmişi simgeliyor. Işık uzayda yüksek bir hızla hareket ediyor: saniyede üç yüz bin kilometre. Bu öyle bir uzunluk ki hayal etmek güç. Yine de yaklaşık üç milyon futbol sahası uzunluğunda diyebilirim. Yani ışık, her saniye üç milyon futbol sahası uzunluğunda yol kat ediyor. Güzel ve bulutsuz bir gecede gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar bizden milyonlarca ışık yılı ötede olabiliyor. Bir ışık yılı, ışığın bir senede aldığı yolu ifade eder. Her saniye üç milyon futbol sahasını geçip giden ışığın bir senede ne kadar yol alacağını hesaplamaya hiç niyetim yok şu an :) Bu çok uzun bir mesafe. Bu da demektir ki, gökyüzünde gördüğümüz görüntü geçmişe ait. Gökyüzünde gördüğüm o parıltı milyonlarca sene önce var olmuş, bana ancak şimdi ulaşıyor. Mesafe o kadar uzun ki o görüntüyü yaratan yıldız çoktan ışık yaymayı bırakmış, kısaca ölmüş olabilir. Bilincin olup biteni fark etmesi yarım saniye alıyor ve bu geçmişi yaşadığı anlamına gelir. Birkaç milyon ışık yılıyla, birkaç saniye arasında bu açıdan fark yoktur, ikisi de geçmiştir.

… Ben senin beyninde gül kokusu için oluşturulan noktayı uyarsam, ortada gül olmadığı halde gül kokusu aldığını sanırsın …

… Kaliforniya Üniversitesi’nde nörofizyoloji profesörü olan Libet, beyin ameliyatlarının narkoz verilmeden, yani hastanın bilinci tamamen yerindeyken yapılabilmesinden yararlanıyor. Libet, bilimkurgu yazarı Lem’in öyküsündeki mucit gibi deneklerin beyinlerini küçücük elektrik akımlarıyla uyarıyor. Onlar da beyinlerinde uyarılan bölgeye göre bir melodi veya tanıdık bir ses duyuyor ya da “başlarından geçmiş” bir olayı algılıyorlar …

… Önünüzde duran kahve fincanından bir yudum almaya karar verdiğinizde, öyle bir kararı “tek başınıza” verdiğinizi sanıyorsunuz. Ya da sabahleyin dolaptaki kazaklarınızdan mavi baklava desenli olanını seçerken… Oysa beyniniz, sözkonusu kazağı giymeyi düşündüğünüzden saniyenin en az üçte biri kadar önce hangisini seçeceğinize karar vermiş ve gerekli mekanizmaları çoktan çalıştırmaya başlamıştır …

Libet Deneyi
İllüstrasyon: Consciousness

… Araştırmacı, deneklerden parmaklarını hareket ettirmelerini ister. Hareket anını kendileri belirleyecektir. Bu esnada beyinlerindeki faaliyet izlenir. Ve yine, içine “kader” gibi rasyonel olmayan kavramları bile sığdırabileceğimiz, o neredeyse yarım saniyelik gecikmeye rastlar. Denekler parmaklarını hareket ettirmeye karar verdikleri andan önce, ilgili beyin hücreleri faaliyete geçmiştir …

Bu durumu daha iyi anlayabilmek için bir örnek vermek istiyorum. Aynı durumu iki farklı açıdan anlatacağım. İlki öznel, var oluşu algıladığımız biçimiyle. Diğeri nesnel, bilimin kurguladığı bakış açısı.

  • Öznel Açı:
    Yolculuktayız. Üç saatten beri araba kullanmaktayız. Gideceğimiz yere ulaşmak için dört saat daha araba kullanmamız gerekiyor. Bir otel tabelası dikkatimizi çekiyor. Bir süre için dinlenmeyi düşünüyoruz. Bununla birlikte kat etmemiz gereken bir dört saatlik yolumuz daha olduğunu hatırlıyoruz ve gideceğimiz yere geç varmak istemiyoruz. Diğer yandan, yorgunken araba kullanmanın ölümcül sonuçlar doğurabileceğinin farkındayız. Böylece ara vermeye ve dinlenmeye karar veriyoruz. Arabayı park edip dinleniyoruz.
Libet Deneyi 2
  • Nesnel Açı:
    Yolculuktayız. Yorgun olduğumuz kayda geçiriliyor. Yolda gördüğümüz tabela kayda geçiriliyor. Geçmiş tecrübelere, yani hafızaya dayanarak, bu yerin dinlenmek için uygun bir yer olduğuna karar veriliyor. Arabayı park etmek için gerekli kas hareketlerini yapmak üzere elektrik sinyalleri gönderiliyor. Bu sırada bağlantılı bir grup nöron ateşleniyor ve bunun sonucunda seyahat planına ulaşılıyor ve kıyas yapılıyor. Dinlenilirse varılacak yere çok mu geç kalınır? Bu noktada durmak ya da arabayı sürmek yönünde bir tercih yapmak gerekir. Durmalı mı yoksa yola devam mı etmeli? Milisaniyeler içinde durmanın daha güvenli olacağına karar verilir ve arabanın park edilmesi için gereken işlemle tamamlanır. Bunların hepsi, ama hepsi bilinçsizce yapılır. Bunlar olurken bilinç haberdar değildir. Tüm bunların her biri, beyin ve beden koordinasyonu içinde var olduktan birkaç yüz milisaniye sonra bilinç haberdar edilir.

Günlük hayatımızı öznel bakış açısından yaşarız. Pek çokları için neyin, neden olduğunu fark etmek mümkün olmaz. “İyi de bunları bilmenin bana ne faydası var?” diyebilirsin… Deme :) Geçmişte yaşadığının bilincinde olmak demek, asla var oluşun aslına vakıf olamayacağının bilincinde olmak demektir. Ne kadar çok bilirsen bil, yine de tümünü bilemeyeceksin demektir. Bu bir bakıma özgürleşmek demektir. Zihninde kurguladıklarının birer hayal olduğunu, sadece tek bir doğru olmadığını, dolayısıyla baskının gereksizliğini, üstünlüğün anlamsızlığını idrak etmek demektir. Ve insan, ancak bunu anladığında kendiyle uğraşmaktan vazgeçip, hayatı bütünüyle ve özgürce ve sağlıklı bir biçimde deneyimleyip tadına varabilir.

Ek: 2006 10 10

İkilik Yanılsaması



Lütfen Sen de Bir Yorum Yaz

Bu yazı aklına neler getirdi? Neleri çağrıştırdı? Çok merak ediyorum. Benimle paylaşırsan sevinirim...

Şifreni ve kullanıcı adını hatırlıyor musun? Yorum yazmadan hemen önce kullanmanın tam zamanı...

Diğer Okuyucuların Düşünceleri Aşağıda...

Konuyla ilgili bağlantılar:

Bilinç ve Libet Deneyi üzerine İngilizce bir makale:
http://amor.rz.hu-berlin.de/~h0998dgh/philom/consc/consc.html

Bilinç, sinirbilimi ve kuvantum mekaniği üzerine, bol görselli, İngilizce bir makale:
http://www.quantumconsciousness.org/springer.htm

Daniel Dennett ve Roger Penrose gibi yazarların bulunduğu bir site, adı Bilinçli Varlıklar ve İngilizce:
http://www.consciousentities.com/

gül kokusunun uyarıldığı noktadaki bilgiye bilinçsizce beynimize dolan datalar sayesinde mi ulaşıyoruz yoksa bu bilgiler genetik aktarım yoluyla aslında beynimizde kayıtlı mı? Ne bilmediğini zannediyorsun? sorusu aslında buna mı cevap…merak ediyorum.Araştırmaları ve okumaları sen yaptığın için de sana soruyorum

İlk seçenek var olana en yakın duran seçenek.

“Ne bilmediğini zannediyorsun?” sorusu “kendini kandırma!” demeye geliyor.

@Magnetic Blue: Hoş bir yazı olmuş, eline sağlık.

@taciser: gül kokusu öğrenilen bir şeydir, genetik olarak kalıtsallaşmış birşey değil. hayatında hiç gül koklamamış birisi için söz konusu deney olmaz. deney muhtemelen beyindeki koku işleme bölgesinin çeşitli yerleri uyarılarak gerçekleştirilmiştir. böylece daha önce ‘bildiği’ herhangi bir kokuyu duyabilir. biraz daha ileri gidip sallamak istiyorum, hatta daha önce duymadığı kokuları da deneyimleyebilir, ama tarif edemez. hani herşeyin tadı biraz tavuğa benzer ya, onun gibi.

bu arada benim özgür irade ile ilgili düşüncelerimi de okumak isterseniz aşağıdaki adrese gidebilirsiniz. kendimi ikna edebilecek bir çözüm ürettim sanırım.
http://www.anlak.com/?p=32